31 Mayıs 2009

Ibrahim Uzulmez Besiktas'tir


Ibrahim Uzulmez Besiktas'tir. Benim icin oyledir. Caliskandir, emekcidir, bizdendir, candir. Dunyanin en yetenekli futbolcusu degildir tabi ki, ama yapabileceginin en fazlasini her antrenmanda, her macta sahaya koymus, formasinin hakkini vermek icin elinden geleni her zaman yapmistir.

Ibrahim Besiktasli'dir. Oyle taraftara hos gozukmek icin atip tutanlardan, rakibe saldiranlardan da degildir hani. Ibrahim'e kaybettigi abisinden vasiyettir Besiktas'i sampiyon yapmak.

Ibrahim "Futbolcu olmasaydim, herhalde garson olurdum" diyecek kadar mutevazi, kazandigi ilk parayla kardeslerine kamyon alacak kadar da halktandir. Porsche'lerle sahil yolunda, Bagdat caddesinde hic caka satmamistir. aile babasidir. Parasini akilli harcamistir, Izmit vergi rekortmenidir.

Bunlarin yaninda Overmars'tan daha iyi oldugunu soyleyecek kadar da delidir ara sira Ibrahim. Ama candandir, ici disi birdir. Bugune kadar ne bir kisiyi kasten sakatlamis, ne takimdan birinin altini oymaya calismistir.

Ibrahim, senede 3 sag acik eskiten Besiktas'ta 9 sezon tek basina sol kanadi idare etmistir. Elmacik kemigi kirikken maske takip oynamistir, hayatinin sonuna kadar facayi bozma tehlikesine aldirmadan. Gun olmus, orta yapamadigi icin tribunden kufur de yemistir, ama hep kulaklarini kapatmis, basini onune egmis, esine az rastlanir bir pasif direnisle kendini taraftara kabul ettirmistir. Her sezon yerine yeni bir transfer yapilmis ama hicbiri Ibrahim'in formasini sirtindan alamamistir. Bugune kadar gordugum hayatta kalma icgudusu en yuksek insanlardan biridir. Bu yuzden de Scala'nin, Daum'un, Lucescu'nun, Del Bosque'nin, Riza Calimbay'in, Tigana'nin, Ertugrul Saglam'in, Mustafa Denizli'nin ortak noktasidir zaten.

Ibrahim boyle kaptan olmustur Besiktas'a, bir gecede degil. Ama bir gecede - tek hatasiyla, belki de ilk hatasiyla - kaptanligi elinden alinmistir. Disariya hos gozukmek adina, yonetimin, teknik direktorun, menajerin yetersizliklerinin ustunu ortmek adina kadro disi birakilmis, aslanlarin onune atilmistir. Ama Besiktas'li Ibrahim olarak kalabilmek ugruna tepki gostermemis, kimsenin hakkinda tek bir olumsuz sey soylememis, hatasi icin ozur dilemis, her zamanki gibi basini onune egip calismaya devam etmistir. Sonra da formasini geri almis, iyi de top oynamistir - her zaman oldugu gibi.

Bu yuzden Mustafa Denizli'nin dun yaptigi jest cok ama cok onemlidir. Kaptan Ibrahim'e hakkini teslim etmek, onun gonlunu almak, onun buruklugunu ortadan kaldirmak adina cok degerlidir. Ve Ibrahim bunu sonuna kadar hak etmistir, "Utancimdan aglayamadim" diyorsa da dogrudur.

Bir de bunun bize yasattiklari, hissettirdikleri var... Denizli'nin kaptanlik bandini Ibrahim'e taktigini gorunce babami aramak icin telefona elimi attim. Ancak o daha erken davranmis, beni coktan aramisti bile. Actim telefonu, benimki gibi onun da sesi titriyordu. Cok birsey konusamadik, sadece o an beraber olmamiz gerekiyordu. Cunku cok uzun zaman sonra - belki de mevcut yonetim goreve geldiginden beri ilk kez - sahada ozledigimiz Besiktas'i gormus, Besiktasli oldugumuz icin gurur duymustuk. O yuzden sampiyonluk kupasindan once bunun icin - bize Besiktas'i geri getirdigi icin - ayri bir tesekkur borcumuz var Mustafa Denizli'ye. Onemli olan da bu zaten, yoksa bu sene sampiyon olmusuz, seneye olamamisiz, gercekten cok dert degil.

Denizlispor - Besiktas: 1-2

Boyle bir macin teknik taktik analizi gercekten cok zor. Stresten futbolcularin ayaklarinin kitlenecegi, sampiyonluk icin buyuk ihtimalle beraberligin bile yetebilecegi bir mac. Yine de Besiktas, gayet saglam bir oyun oynayarak ve kalesinde dogru duzgun pozisyon vermeden sahadan galibyetle ayrilmayi basardi, boylece kaderini baskalarinin eline birakmamis oldu.


Yer: Denizli Ataturk Stadi
Tarih: 30 Mayis 2009
Denizlispor: Cenk, Ozan (82' Selahattin), Wescley, Burak, Sener, Emin, Douglas, Bangoura (67' Caner), Guray (46' Musa), Angelov, Roberts
Besiktas: Rustu, Ibrahim Toraman, Gokhan, Sivok, Ekrem, Cisse, Ernst, Tello (43' Ugur), Serdar Ozkan (79' Ibrahim Uzulmez), Holosko, Bobo (83' Nobre)

Denizli Besiktas'i bu noktaya getiren duzeni sahaya surup Yusuf'un eksikligini de benzer bir oyuncu olan Serdar Ozkan ile doldurdugunu gorunce mactan onceki stresim yariya indi diyebiliirim. Savunmada Sivok, savunmanin onunde Cisse, ve ileride Holosko olunca zaten rahat ama efektif bir oyunla skora gitmeyi basardi takim. Mactan onceki bir baska korkum da bu sezon ilginc islere imza atmis olan hakem Deniz Coban'in gosterecegi yonetimdi. Komplo teorileri icinde gezinmiyorum tabii ki ancak kisilik problemleri sebebiyle macin onune gecmeye calisan cok hakemimiz var ligimizde malesef - benim de cekincem buydu. Her neyse, hakkini verelim, iyi bir mac yonetti. Hatalari da oldu ancak bunlarin cogunun bir takim aleyhine oldugunu kimse soyleyemez.


Mac baslayinca gorduk ki Besiktas'in ana oyun plani Ekrem ve Serdar Ozkan'in oldugu sol kanadi Tello ile destekleyip buradan yuklenmek, ters kanattan da Holosko'yu ve hatta Ibrahim Toraman'i ceza sahasina sokarak gol bulmakti. Eldeki oyuncularla da gayet mantikliydi bu dusunce. Ancak Denizlispor bunun onlemini almisti ve sag kanatlarini iyi savundular. Boyle olunca, buyuk ihtimalle Serdar'in Denizlispor'un sag beki Ozan'la takismasinin da etkisiyle, Mustafa Denizli Holosko ile Serdar'in yerini degistirdi ve takim daha dengeli bir yapiya burundu. Bu degisiklikten hemen 5-6 dakika sonra da Holosko'nun bir tac atisinda savunma arkasina yaptigi kosu ve Cisse'nin pasiyla gol geldi, Besiktas rahatladi. Istanbul'dan Galatasaray'in 1-0 onde oldugu haberi de gelmisti ve Besiktas maci iyice rolantiye aldi. Ilk yarida yolunda gitmeyen belki de tek sey sakat sakat oynayan Tello'nun devrenin sonunu getirememesiydi, onun yerine Ugur oyuna girdi. O ana kadar sahanin en iyisi bence Serdar Ozkan'di, aldigi 5 faul ve rakibine gosterttigi 2 sari kartla Denizlispor'un dengesini bozan isim oldu.


Ikinci yarida takim ilk yari biraktigi yerden devam etti. Ancak bu sefer oyun biraz daha geride kabul edilmisti ve bir kaza golu sorun yaratabilirdi. Mustafa Denizli durgun takimi hareketlendirmek icin 60'ta bir kez daha Serdar ile Holosko'nun yerlerini degistirdi. 63'te de sagdan bindiren Ibrahim Toraman'in akillara ziyan golu geldi. Kendisini 5 senedir yakindan seyreden biri olarak sunu soylemeliyim ki, iyi ayagi olan sag ayaginin iciyle pas verirken ekran basinda bana zor anlar yasatan Ibrahim, ters ayagi ile 20 metreden diregin dibini nasil buldu hala anlayabilmis degilim. Sadece hissetti-inandi-vurdu uclemesiyle aciklanabilir herhalde.

Neticede Besiktas cok zor gecebilecek bir maci Istanbul'dan gelen iyi haberlerin de yardimiyla sorunsuz bitirebildi ve ikinci bir "Uzulme Appiah, Allah'in dedigi olur" sendromu yasanmamis oldu.

Emegi gecen herkesi can-i gonulden tebrik etmek lazim, en basta da buradan saha ici tercihlerini sikca elestirdigimiz Mustafa Denizli'yi. Bu konuda daha uzun bir yazi yazacagim onumuzdeki gunlerde; ancak simdilik su kadarini soyleyeyim ki Yildirim Demiroren ve Sinan Engin onderliginde kisiliginden uzaklastirilmis, durusu bozulmus Besiktas'i daha seviyeli ve huzurlu bir camia haline getirmis olmasi bile yeterlidir benim gozumde. Sirf bu yuzden bile - bu olcude bir sportif basari gelmemis dahi olsaydi - kendisi ovguyu sonuna kadar hak etmisti. Keza futbolcular da, sahada iyi ya da kotu, nasil bir performans gostermis olurlarsa olsunlar en azindan her macta ellerinden geleni yaptilar ve terlerinin son damlasina kadar mucadele ettiler. Iyi gunlerde bunlari konusmak tabii ki kolay ama yine de basarida emegi gecen herkesin hakkini teslim etmemiz lazim buradan.

Denizlispor - Besiktas: 1-2
28' (0-1) Holosko
63' (0-2) Ibrahim Toraman
84' (1-2) Douglas

2008-09 Turkcell Super Lig Sampiyonu Besiktas

Cap Dusmani Turk Spor Basini ve Alternatifi


Gazetelerin spor sayfalarini okumayi birakali birkac ay olmustur. Sirf Besiktas sampiyon oldu diye Vedat Okyar (kendisi bildigim kadariyla hastaliklariyla ugrasmaktadir ve morale ihtiyaci vardir) ne hissetmistir, ne yazmistir merak ettigimden Vatan gazetesinin 31 Mayis tarihli sayfasini internetten actim. Yukarda gordugunuz resim oradan alintidir. Okuyucusunu bu kadar kucumseyen, bu kadar aptal yerine koyan baska bir basin guruhu var midir bilmem. GS'nin Daum'a taktigi penceyle GS'nin yeni hocasinin (Gerard Houllier) aciklanmasi ayni sayfada, capraz bicimde konulmus. Ayiptir, aldiginiz maaslar haram olsun size beceriksiz, capsiz, basiretsiz medya maymunlari.


Benzer bir kellik, fodulluk, ustelik eblehlik de BJK'nin gecen hafta kazandigi derbiden sonra hem Hurriyet, hem Sabah'ta sergilenmistir. Her sene sampiyonluga cok yakinken oldugu gibi "bilmem kim sampi..." obegi kullanilmis. Yaraticiliktan uzak oldugunuzu biliyoruz da okuyucuya saygisizliktir artik bu. Benim zaten blog okumaya, daha sonra da Redman'in de tesviki ve destegiyle yazmaya baslamamin nedeni bu kolayci ve basit basin dunyasindan ote birseyler aramamdir. Benim takma isim olarak kullandigim Sampi aslinda bir tezat esprisidir, kliseyle dalga gecmedir, yeri gelmisken soyleyim. Ilker Ates, Esat Yilmaer, Alaattin Metin'den copluk okuyacagima Borges'ten bir Felix Magath veya Uli Hoeness analizi, Noat Samisa'dan Premier Lig maci degerlendirmesi, Stalker'dan sosyal sinif ve futbol yazisi, Othello'dan futbol esprisi, Tardini Bufe'den Ertugrul Saglam'a kredi verilmesine rastladim blog alemi sagolsun. Ayriyeten genel olarak okuyan/yazan insanlar oldugu icin blog camiasinin tali genel kultur katkilari da oluyor. Mesela Borges Pasa'dan Cingeneler Zamani filminin sarkisini ogrenmemden mutevellit filmini merak edip seyrettim. Noat Reis sagolsun Kore filmlerine dadanip Old Boy'u tekrar kesfettim, hayatim guzellesti. Tante Rosa'nin Tanri Kent filmine dair paragraflarini okuyunca filmi yeniden izleyip kacirdigim bazi noktalari yakaladim.

Bir sekilde basinda yer etmis Ibrahim Altinsay ve Ugur Meleke gibi adamlar olmasa zaten sporla ilgili yerel yazili basini takip etmenin hicbir getirisi yok. Neyse, ben yine okurum bloglarimi, begendiklerime de Futbloglardan +1'i cakar populer yaparim. Ciplak bayan resmi alti "Vay be yavru" postlarina da -0.3'leri yapistiriyorum bos olduklari icin, Figo'nun karisi haric. Ona +1.

30 Mayıs 2009

Heyecanlanma Yesilli


Yanindaki biyikli amcanin ruh guzelligine vuruldugunu varsaydigim yesilli teyze bosuna heyecanlandi. Ibrahim Toraman ceza alani disindan sol ayakla 100 sut cekse 3'u kaleyi tutar, 2'sini kaleci alir, sonuncu da Denizli'de sampiyonluk golu olur. Yesilli teyze de Suleyman Demirel gidisiyla yerine oturur.


Kutlu olsun nitekim.

Sampiyon Besiktas!

FA Cup Final: Chelsea - Everton


Tam 40 gundur bekledigimiz final yarin Turkiye saati ile 17:00'de oynanacak. Bugune kadar burada cok yapmadigimiz bir sekilde Wembley'deki mucadele oncesi kisa bir degerlendirme yazisi yazacagim.

Blogu takip edenler ozellikle benim siki bir Everton destekcisi oldugumu biliyordur. David Moyes'in ogrencileri kotu basladiklari sezonun sonunu mukemmel getirerek Premier League'de 5. sirayi - yani 4 Buyukler disinda kalanlar liginin sampiyonlugunu - yakalamayi basardilar. Eger ki bu sezona bir de FA Cup ekleyebilirlerse Everton yakin tarihinin en basarili sazonlarindan birini taraftarlarini mutlu ederek tamamlamis olacaklar. Oyle ki kupada su ana kadar Manchester United, Liverpool, Aston Villa, ve Middlesbrough'yu elediler. Bu en azindan bu noktayi sonuna kadar hak ettiklerinin ispati.

Chelsea-Everton macinin degerlendirmesine gecmeden iki takimin yari finalde oynadiklari maclar icin neler yazmisiz diye merak ediyorsaniz asagidaki linklere bakabilirsiniz.

Everton – Manchester United: 0-0 (4-2 penaltilarla)
Arsenal - Chelsea: 1-2

Sakatliklar sebebiyle Everton'in maca hangi kadroyla cikacagi buyuk oranda belli olmus durumda. Arteta, Yakubu, Jagielka, Anichebe gibi sezonu kapatan isimlerin yanisira devre arasinda Manchester City'den kiralik olarak kadroya katilan Jo da statu geregi finalde forma giyemeyecek. Everton'in yarinki 11'inin su sekilde olacagini dusunuyorum:

Howard, Hibbert, Yobo, Lescott, Baines, Neville, Cahill, Osman, Pienaar, Fellaini, Saha

Son gunlerde basinda genc Ingiliz Rodwell'in ilk 11'de oynayacagina dair haberler cikmis olsa da ben Rodwell ve Gosling'in macin ilerleyen donemlerinde forma giyecegini tahmin ediyorum.

Chelsea'de de kadro asagi yukari belli. Onlar da Sampiyonlar Ligi Yari Finali'nde yakaladiklari momentumu bu maca tasimaya calisacaklar. Ayrica Guus Hiddink'in gorevdeki son maci olmasi itibariyle de ayri bir anlam asiyor yarinki karsilasma. Benim kadro tahminim su sekilde:

Cech, Bosingwa, Terry, Alex, A. Cole, Ballack, Essien, Lampard, Anelka, Malouda, Drogba

Hiddink, bir ihtimal, Everton'in hava tehdidine karsi savunmada Ivanovic'e yer verebilir. Onun disinda bu kadroda bir sapma olacagini dusunmuyorum.


Everton dortlu savunmanin onune Neville ve Cahill'i yerlestirip, kanatlarda Osman ve Pienaar'a gorev verecektir. Bu dortlu blokun biraz onunde de Fellaini hucumda forvet coklayicisi, savunmada da rakibi ilk karsilayan adam olacaktir. Buyuk takimlarla oynanan diger maclarda oldugu gibi bu macta da Everton'in daha direkt bir oyun taktigi secmesi surpriz olmamali. Ozellikle oyunkurucu Arteta'nin yoklugunda zaten cok da baska bir alternatifleri oldugunu soyleyemeyiz. Bu noktada Fellaini'nin Chelsea stoperleri Terry - Alex ve onlerinde oynayacak Ballack karsisinda sergileyecegi performans onemli rol oynayacaktir. Kanimca Moyes'in yapmasi gereken bu uzun toplarda dev Belcikali'yi stoperlerin kucagina oynatmaktansa, onu biraz daha geriye cekip en azindan Ballack'a karsi sansini denemesini saglamak olmali. Aksi takdirde - havadan her ne kadar iyi olursa olsun - Fellaini'nin dunyanin hava toplarinda en etkili 10 stoperinden ikisine karsi pek de fazla sansi oldugunu dusunmuyorum. Oyunun hucum yaninda Everton icin bir diger kritik nokta da Arteta'nin sakatligindan sonra alistigi bolgenin daha gerisinde, savunmanin onunde oynamak zorunda kalan Cahill'in ne derece oyuna katilabilecegi. Avustralyali'nin duran toplardaki etkinligi herkes tarafindan biliniyor. Ancak eger Everton yarin hucumda etkili olacaksa onun ceza sahasina yapacagi ofansif kosulara da cok ihtiyaclari olacak. Yine Everton adina bir baska kritik bolge Baines ve Pienaar'in kullandigi sol kanat. Formda ikili karsilarinda forvetten bozma Anelka ve asiri ofansif bek Bosingwa'yi bulurlarsa bu bolgeden Chelsea'nin basini cokca agritabilirler. Mukemmele yakin Chelsea savunmasinin yumusak karni savunmanin sag kanadi cunku. Bir de son olarak duran toplar. Bu sezon gollerinin 40%'ini duran toplardan atmis olan Everton eger ki 10-12 civarinda korner ve ceza sahasi cevresinden serbest vurus kazanabilirse buyuk olasilikla buradan bir gol cikaracaktir.


Chelsea'de ise bence macin en kritik adami Drogba olacak. Yirtici santrafor gununde oldugunda Chelsea'nin hucum gucunu kat ve kat arttiriyor. Tabii onun disinda Lampard ve Anelka olagan supheliler. Ancak Chelsea'nin Barcelona'yi ikinci macin uzatma dakikalarina kadar zorlamasinin ana sebebi sergiledikleri muthis savunma performansiydi. Bunun bir benzerini Everton karsisinda sergileyebilirler mi, soylemek cok zor. Macin favorisi olduklari ve bu sefer 0-0 tercih edecekleri bir skor olmadigi icin daha ofansif oynamak zorunda kalacaklari kesin. Bu durumda da geride ayni su gecirmez yapiyi olusturamayabilirler. Yine de macin favorisi bence Chelsea.

Iki takimin bu sezon ligde oynadiklari iki macin da 0-0 sona erdigini not duseyim. Ilk macta Terry ilk yarida oyundan atilmis, ancak Everton kapanan Chelsea savunmasini acamamisti. Ikinci macta ise Everton yine cok eksik olmasina ragmen sahada galibiyete daha yakin gozuken tarafti.

28 Mayıs 2009

NBA Dogu Konferansi Final Serisi: Cleveland Cavaliers - Orlando Magic

Cleveland'da oynanacak 5. mac oncesi eminim ki kimse serinin bu noktaya gelecegini beklemiyordu. Bu satirlarin yazari bendeniz dahil bircok kisinin sampiyonluk favorisi olan Cleveland, Dogu Konferansi Final Serisinde Orlando Magic karsisinda 3-1 geride ve bu gece Quicken Loans Arena'da oynanacak macta elenme tehlikesiyle karsi karsiya kalmis durumda.


Seri basladiginda tatil icin Turkiye'de oldugum icin kafamdaki ondegerlendirmeyi bloga koyamamistim. Ancak tahminim Garnett'siz Boston'i bile 7. macta ancak eleyebilmis olan Orlando Magic'in sezonun en iyi takimi olan Cleveland'i cok da fazla zorlayamayacagiydi. Neticede Cleveland'in LeBron James gibi hedefe sartlanmis bir MVP'si, ve onun etrafina mukemmel sekilde yerlestirilmis son derece kaliteli ve derin bir kadrosu vardi. Orlando Magic ile de fena eslesmiyorlardi, pota altinda Dwight Howard'in onune atabilecekleri ortalamanin uzerinde 4 uzunlari vardi ve bunun karsiliginda Orlando'nun LeBron James'e herhangi bir cozum getirmesi zor gozukuyordu. Ancak dedim ya, bunlarin hepsi seri oncesi tahminlerdi ve maclar baslayinca bir kez daha gorduk ki hicbir seri oynamadan kazanilmiyordu. Peki nasil oldu da Orlando oynanan 4 macin 3'unu kazanip eslesmeyi bu noktaya getirebildi? Once oynanan maclarin skorlarina ve istatistiklerine bakalim:

1. Mac / Cleveland - Orlando: 106-107
2. Mac / Cleveland - Orlando: 96-95
3. Mac / Orlando - Cleveland: 99-89
4. Mac / Orlando - Cleveland: 116-114


Bence istatistiksel olarak en carpici durum LeBron James'in attigi sayi ile maclarin skorlari arasindaki ters oranti. LeBron'in 40 sayi uzerinde attigi 1., 3., ve 4. maclarda sahadan galip ayrilanin Orlando oldugunu, sadece(!) 35 sayida kaldigi 2. maci ise Cleveland'in kazandigini goruyoruz. Bu Kobe Bryant ve Lakers ozelinde sikca rastladigimiz fakat LeBron James ve Cavaliers ikilisinde bugune kadar hic gormedigimiz bir durum. Kobe icin yillardir yapilir zaten takimi degil kendisini dusunup cok sayi atmaya oynadigi maclarda takimina zarar verdigi elestirisi. Oyle ki kendisinin ancak son iki sezonda olgunlasip bu hatadan arinmasindan sonra NBA'deki imajini duzelttigini ve MVP mertebesine yukseldigini soyleyebilirim. Ancak LeBron NBA adim attigi ilk gunden bu yana parke uzerinde yasindan beklenmeyecek bir olgunluk gostermis ve her daim etrafindakileri birkac kademe yukselten, mukemmel bir takim oyuncusu olmustur. Benim gorusum James'in MVP secilisiyle beraber biraz daha egoistlesip, onu Kobe'nin bir adim onunde NBA'in en iyi oyuncusu yapan saha ici karakterinden uzaklasmaya basladigi. Tabii ki bir baskasi da James'in bu kadar baskin bir oyun oynuyor olusunu takim arkadaslarinin etkisiz kalisina baglayabilir. Yani aslinda onumuzdeki bir cesit "Ilk once tavuk mu yumurtadan, yoksa yumurta mi tavuktan cikmistir?" problemi. Her iki senaryoyu da istatistiklerle kanitlamak ya da curutmek cok zor; ancak ben yukarida da belirttigim gibi LeBron'in sayi hirsinin takim arkadaslarini oyundan dusurdugunu ve bunun da Cleveland'in bu sezon mukemmele yaklastirdigi hucum ritmini bozdugunu dusunuyorum. Bunu soylerken cikis noktam da Cleveland'in Atlanta Hawks serisiyle beraber buyuk olcude gectigimiz sezonlardaki 'LeBron'a karsi 5 savunmaci' hucum sistemine donus yapmis olmasi. Orlando Magic kocu Stan Van Gundy de bu durumdan istifade etmek icin LeBron'i yavaslatmayi cok dert edinmeyip, Cavaliers'in diger hucum silahlari Mo Williams, Ilgauskas, ve Delonte West'e konsantre olmayi tercih etti ve bunda da su ana kadar son derece basarili oldu. Bir baska gozlemim de su ana kadar LeBron normal sezona kiyasla cok daha fazla disaridan oynuyor olusu. Oyle ki kaybedilen maclarda kullandigi ortalama ucluk sayisi 8 ve bu ozellikle onun gibi vasat bir dis sutor icin cok yuksek bir rakam. James'in artan top kaybi sayisi da yine Cleveland'in verimli takim oyunundan soyutlanip, tamamen yildizlarinin eline bakan vasat bir hucum takimina donustugunu kanitlar nitelikte. Eger seride tutunacaklarsa koc Mike Brown'in bu soruna acilen bir cozum getirmesi lazim.


Gelelim serinin bizi ayrica ilgilendiren tarafina, Hidayet Turkoglu'na. Nam-i diger Hedo, Boston Celtics serisini 7. mactaki mukemmel performansiyla bitirdikten sonra Cleveland karsisinda da isine aynen biraktigi yerden devam etti. Oyle ki ilk macta sadece 2 top kaybi ile yaptigi 14 asist ve kaybedilen ikinci mactaki mukemmel 4. ceyrek performansi NBA cevrelerinden de hak ettigi ovguyu aldi su ana kadar. Serinin Orlando'daki maclarinda sut performansi biraz dusmus olsa da oyunun her yonune yaptigi katki ve takimda kendi sutunu yaratabilen yegane isim olmasi sebebiyle bu Orlanda kadrosu icinde yeri doldurulamayacak kadar degerli Hidayet'in. Avrupa'da futbol takimlarimiz basarili olunca etrafa 'gecirdik' yapan gurbetci triplerine girmiyorum burada; ancak yine de bir Turk'un bu seviyede bir takimin belki de en onemli hucum silahi olmasi beni cok gururlandirdigini da soylemeden gecemeyecegim. Bu noktada, kendisini yillarca - ozellikle A Milli Takim'da - sahsi oynamakla ve yeteneklerinin hakkini vermemekle elestirmis biri olarak, yanildigimi gormekten duydugum memnuniyeti de dile getirmeliyim. Hidayet 30 yasinda da olsa cocukluk gunlerinden itibaren uzerine yuklenmis olan beklentileri karsilamayi ve basketbolun en ust seviyesinde kendisine yer edinmeyi basardi. Bu saatten sonra seri hangi noktaya giderse gitsin, Hidayet'in basarili performansi akillardan silinmeyecektir.

Dedigim gibi, serinin 5. maci bu gece oynanacak. Gonul tabii ki Magic'ten yana; ancak henuz hersey bitmis degil. Cleveland bu macta psikolojik olarak kendini toparlamasini saglayacak bir skor elde edebilirse seriyi tekrar canlandirabilir. Aksi takdirde bu cij ozel Orlando kadrosunu ve Hidayet'i finallerde seyredecegiz.

Barcelona - Manchester United: 2-0

Barcelona da Manchester United da buraya gelmeyi sonuna kadar hak etmisti. Iki mukemmel takimin mucadelesinde ustun bir performansla galip gelen Guardiola'nin ogrencileri oldu. Katalanlar boylece gecirdikleri mukemmel sezonu La Liga ve Copa del Rey'in ardindan Sampiyonlar Ligi'ni de kazanarak 3 kupayla kapatmis oldular. Manchester United ise tam 25 mac sonra Sampiyonlar Ligi'nde kaybetti ve kupayi yeni formatinda ust uste kazanma basarisini gosteren ilk takim olma sansini kullanamadi.


Yer: Roma Olimpiyat Stadi
Tarih: 27 Mayis 2009
Barcelona: Valdez, Puyol, Yaya Toure, Pique, Sylvinho, Busquets, Xav, Iniesta (92' Pedro), Eto'o, Henry (72' Keita), Messi
Manchester United: Van Der Sar, O'Shea, Ferdinand, Vidic, Evra, Carrick, Anderson (46' Tevez), Park (66' Berbatov), Rooney, Giggs (75' Scholes), C. Ronaldo


Barcelona Dani Alves, Abidal ve Marquez gibi onemli eksikleri sebebiyle bu sezon ilk kez bir arada oynayan bir savunma duzeniyle cikti maca. Geri dortlunun saginda Puyol, ondan bosalan gobekte Marquez de olmadigi icin yari finaldeki Chelsea macinda bu pozisyonda cok iyi is cikarmis olan Yaya Toure, ve solunda da takim ile son macina cikan emektar Sylvinho vardi. Yaya Toure'den bosalan defansif ortasaha gorevini de Busquets ustlendi. Takimin ideal geri beslisine kiyasla yerinde oynayan tek oyuncu Pique idi ve mac oncesinde Barcelona adina en buyuk sorunu bu karman corman savunma hatti olusturuyordu. Bunun disinda alistigimiz duzenden tek fark 6-2'lik Real Madrid macinda cok iyi isleyen Messi'nin ise ileri uclunun ortasina cekilmis olmasiydi.


Manchester ise burada daha once defalarca bahsettigimiz Cristiano Ronaldo'nun forvet oynadigi 4-6-0'in bir baska tureviyle sahadaydi. Bu kez ortasaha Fletcher'in yoklugunda Carrick ve Anderson'dan olusmus, Cristiano Ronaldo'nun hemen arkasina Tevez ya da Berbatov gibi bir forvet oyuncusu yerine Ryan Giggs yerlesmisti. Ortasahanin kenarlarinda ise iki enerjik isim Rooney ve Park yer aldi.

Maca iyi baslayan taraf United oldu. Bunda Cristiano Ronaldo'nun inanilmaz derecede istekli oyununun payi buyuktu. Oyle ki 10. dakikaya kadar United bir net pozisyon kacirmis ve kaleye toplam 5 sut cekmisti bile. Ancak ne olduysa 10. dakikadan sonra oldu; United ortasahasi Iniesta'nin penetresini durduramayinca Eto'o Vidic ile teke tek kaldi ve bugun Barclays tarafindan EPL'de Yilin Futbolcusu secilmis olan Sirp oyuncuyu mukemmel bir sekilde ekarte ederek golu yapti. 1-0'dan sonra merak ettigim 4-6-0 ile bugune kadar hic geri dusmemis olan United'in bu duruma nasil cevap verecegiydi. Dakikalar ilerledikce gorduk ki Kirmizi-Beyazlilar'in oyunu bozuldu ve Barcelona topa hukmetmeye basladi. Oyunun kalan 80 dakikasinda ortasaha savasini Xavi ve Iniesta onderliginde Barcelona'nin kazandigini rahatlikla soyleyebilirim. Katalanlar ayrica topu oyuna sokma konusunda dunyanin en iyilerinden biri olan Manchester savunmasina on alanda cok iyi bir baski kurarak Ingilizlerin istedikleri gibi oyun kurmalarini da engellediler. Topa daha cok sahip olmalari disinda uyguladiklari bu basarili on alan baskisinin da yamali savunmalarinin acik vermemis olmasinda payi cok buyuktu.


Bu yorumun altini doldurmak icin mactaki toplam ve isabetli pas sayilarinin verildigi tabloda her iki takimda da topla en cok oynayan ilk 3 oyuncuya bakalim. Barcelona'da bu isimler sirasiyla Xavi, Iniesta, ve Messi; yani orta uclunun ondeki ikilisi ve ileri uclunun merkezindeki forvet. Mancester'da ise topla en cok oynayan 3 oyuncu sirasiyla Ferdinand, Vidic, ve Carrick oldu; yani savunma tandemi ve onlerinde oynayan defansif ortasaha. Sadece bu istatistik bile Barcelona'nin on alandaki baskisinin United'in topu ileri tasimasini engelledigini ve Katalanlar'in ortasahada topa sahip olarak bu sayede oyunun ustunlugunu eline gecirdigini anlatmaya yetiyor bence.


Ortasaha savasi disinda bir baska kritik mucadele de Puyol-Eto'o ile Evra-Rooney'in karsilastigi kanatta yasandi. Butun sezon boyunca cok iyi islemis olan United sol kanadinin bu macta da onemli rol oynayacagini dusunuyordum. Kaldi ki Ferguson Giggs'i de bu bolgeye yakin oynatarak niyetini belli ediyordu. Durum boyle olunca Puyol'un mac boyunca 3. stoper olarak oynayacagini ve hatta Eto'o'nun da Evra tehdidi yuzunden biraz daha geride kalacagini tahmin etmistim. Ancak ongorumun aksine ozellikle Puyol'un mukemmel oyunu sayesinde bu bolgeyi domine eden Barcelona oldu. Savunmada acik vermedikleri yetmezmis gibi hucumda da sag kanadi fazlasiyla kullandilar ve bence bu ustunluk maci kazanmalarinda buyuk bir rol oynadi. Puyol o kadar cok calisti ki, 85'te karsi karsiya pozisyonda golu kacirdiginda eminim tarafli tarafsiz herkes biraz olsun uzulmustur.

Ikinci yariya Ferguson Anderson'u oyundan cikarip yerine buyuk ihtimalle United formasini son kez giyen Tevez'i alarak basladi. Onumuzdeki gunlerde sikca elestirilecek bu degisiklikle beraber forvet arkasinda etkisiz kalan Giggs biraz daha geriye cekildi ve onun yerine Tevez Cristiano Ronaldo'nun yanina gecti. Takim gozle gorulur sekilde ortasahada ezilirken Ferguson'un neden ortasahasini bir kisi daha eksilttigini ben de cok anlayamadim acikcasi. Ancak bu seviyede oynanan futbolun o derece basit olmadigi da gercek. Sanirim Iskoc teknik adamin amaci Barcelona savunmasina biraz daha fazla baski kurarak topu ileride tutmakti. Kaldi ki elindeki kadro ile Barcelona'ya ortasahada ustunluk kurmasi gercekten cok zordu; o yuzden degisik birsey denemis olmasi cok da elestirilmemeli kanimca. Ancak bu degisikligin ozellikle ikinci yarinin ilk 10 dakikasinda Ferguson'un bekledigi etkiyi yapmadigini rahatlikla soyleyebilirim. Barcelona Xavi'nin direkten donen frikigi dahil tam 4 gol pozisyonu bularak bu donemde United'i surklase etti. Ingilizler ancak 55'ten sonra oyuna tekrar dengeyi getirebildi ama yine de Barcelona kalesinde etkili olamadilar. Bunda Yaya Toure ve Pique'nin kusursuz oyunlarinin payi da buyuktu.


Ferguson bir hamle daha yaparak 66'da Park'in yerine Berbatov'u oyuna aldi ve bu sezon cok az denedigi Rooney - C. Ronaldo - Tevez - Berbatov'lu hucum hattina dondu. Bu dortlu ligdeki Tottenham macinda inanilmaz islere imza atmis ve 20 dakikada tam 5 gol atarak o gun 2-0 geriden gelip galibiyeti getirmislerdi. Benzer bir performans gerekiyordu zaten bu maci da cevirmek icin. Ancak umduklari olmadi ve Xavi'nin harika ortasina Messi, cok alisik olmadigimiz sekilde kafayla dokunarak, maci 2-0'a getirdi. Bu Arjantinli'nin Sampiyonlar Ligi'ndeki 9. sezon genelinde ise 38. goluydu. Bu golden sonra United'in sevki iyice kirildi ve mac karsilikli birkac hamle sonrasinda baska kayda deger bir hareket olmadan sona erdi.

Sezonun geneline baktigimizda Barcelona'nin buraya gelmeyi ve kupayi kazanmayi hak ettigi konusunda kimsenin en ufak bir suphesi oldugunu sanmiyorum. Guardiola onderligindeki Katalanlar gercekten mukemmel bir sezon gecirdiler ve futbol efsaneleri arasinda yerlerini bence simdiden aldilar. Sampiyonlar Ligi finalinde ilk 11'de altyapisindan 7 oyuncuya yer veren ve bu kadar guzel futbol oynayarak ayni zamanda basariyi da elde etmis bir takima hayran kalmamak elde degil. Messi, Henry, Eto'o uclusu attiklari 99 golle unutulmayacak bir performans sergilediler. Xavi, Iniesta, Puyol, ve hatta Valdez de son 12 ayda Avrupa Sampiyonasi, Sampiyonlar Ligi, La Liga ve Copa del Rey'i kazanarak cok cok az futbolcuya nasip olacak bir basari elde ettiler. Bu muthis takimi 20 sene sonra da cocuklarimiza anlatacagimizdan eminim.

Barcelona - Manchester United: 2-0
10' (1-0) Eto'o
70' (2-0) Messi

2008-09 Sampiyonlar Ligi Sampiyonu FC Barcelona

Ve son olarak muthis finalin ardindan akilda kalacak diger kareler:





27 Mayıs 2009

Besiktas - Galatasaray: 2-1

Evdeki bilet arsivimden baktim, en son 11 Agustos 2006'da gitmisim Inonu'ye, Bobo'nun 2 gol attigi, Nobre'nin Gaziantepspor'lu Bekir'le yumruklasip oyundan atildigi, 2-1 kazandigimiz maca. O tarihten beri ilk kez Pazar gunu Galatasaray maci icin tribundeydim. Tam 1017 gun gecmis yani Besiktas'i canli canli Inonu'de seyretmeyeli. Ozlemisim.

Stada babamin Fulya'daki evinden yuruyerek gittim. Saat 18:00 gibi Kartal Yuvasi'ndaydim. Amacim ColaTurka'li formaya uyguladigim boykotu sonlandirmak ve stada erkenden girip tribunlerin havasini solumakti. Enine cizgili siyah-beyaz formada karar kildiktan sonra cebimdeki bozuk paralarla da cekirdek alip Yeni Acik giselerinde siraya girdim. Erkenci oldugum icin pek kalabalik degildi. Az onumde konustuklari dilden ya Belcika'li ya Hollanda'li oldugunu cikardigim bir cift vardi, garibanlar Eski Acik yerine Yeni Acik'a gelmisler. Kapidaki gorevli - hakli olarak - onlari alamayacagini soyleyip el hareketleriyle turnikelerden cikip stadin ters tarafina gitmeleri gerektigini anlatmaya calisti. Fakat sirada bekleyen firlama taraftarlar hem "Kari-koca o kadar yoldan gelmisler, bir de stadin cevresinde dolanmasinlar" diye dusundugunden hem de biraz girgir yapmak icin olsa gerek olaya mudahale ettiler. "Al al al" tezahuratlari icinde 15-20 kisi kapidaki gorevliye laf anlatmaya basladilar, 2 kisiden birsey olmazdi ne de olsa. Bu arada ne oldugunu anlayamayan gariban turistlerin saskinliklari her hallerinden belli oluyordu. Neyse, kapidaki arkadas gorev askiyla onlari iceri almamakta diretince turistlere yol tarifi yapmak da bana dustu. Adamcagizla karisi taraftarin geri kalaniyla "Siyah-Beyaz-Sampiyon-Besiktas" cektikten sonra Eski Acik'a dogru yola kuruldular, biz de iceri girdik. Babamin tribun arkadaslarindan olusan grubun geri kalani hala meyhanede oldugu icin kendi basima 2. katta Kapali tarafinda yerimi aldim. Sik sik Inonu'ye gidenler bilirler; mac baslamadan tribunlerin havasindan buyuk olcude belli olur Besiktas'in maci kazanip kazanmayacagi. Kupayi almis olmanin ve ligde son duzluge gelmis olmanin etkisiyle taraftarin havasi bu sefer gayet yerindeydi. Etrafimdakilerin "Fener macinda stadin atmosferi boyle degildi, herkesin uzerinde sanki olu topragi vardi" serzenisleri de bu tezi dogrular nitelikteydi. Sonra takim sahaya cikti. Biz topculari teker teker tribunlere cagirdikca onlar takim halinde gelip bizi selamladilar. Bugune kadar esine rastlamadigim, cok hos bir hareketti bu ve sezonun ikinci yarisindan itibaren takim icerisinde olusan guzel havanin sahaya yansimasiydi. Boyle olunca biz de iyice havaya girdik ve macin beklemeye basladik.


Yer: Inonu Stadyumu
Tarih: 24 Mayis 2009
Besiktas: Rustu, Ibrahim Toraman, Sivok, Gokhan Zan, Ibrahim Uzulmez, Cisse, Ernst (85' Ugur), Tello (46' Yusuf), Holosko, Ekrem, Bobo (74' Nobre)
Galatasaray: Orkun, Sabri, Emre Asik, Mehmet Topal, Hakan, Ayhan, Baris, Arda, Kewell, Nonda, Baros

Yusuf'un sakatliktan tam donmemis olmasi sebebiyle sadece 45 dakika oynayabilecegi dusunuldugunde ideale en yakin kadrosuyla sahadaydi Besiktas. Belki Ekrem yerine hucumun solunda Serdar Ozkan dusunulebilirdi; ancak tahminimce o kanattaki Arda Turan tehdidi ve Ekrem'in bircok pozisyonda oynayabiliyor olusu sebebiyle Denizli'nin tercihi bu yonde oldu. Burada da sikca degindigimiz savunmada Sivok, ortasahada Cisse tercihi de zaten olmasi gerekendi. Galatasaray'da ise Orkun'un kaleye gecmesi disinda tahmin edilen kadro sahadaydi. Agirlikli olarak Arda sagda, Kewell ise solda tercih edilmisti. Nonda da, Lincoln'un yoklugunda, Baros'un biraz arkasinda yer aldi.

Besiktas asagi yukari kupadaki Fenerbahce macinin taktigiyle sahadaydi. Takim oyunu geride kabul ediyor ve her Galatasaray hucumunda 11 kisi ile topun onune geciyordu. Denizli bu taktikle hem ilk devrede savunmayi saglam tutmayi hem de rakibi uzerine cekerek arkada bosalan alana suratli ileri uclusu Holosko, Bobo ve Ekrem'i sokmayi amaclamisti. Galatasaray'in ihtiyaci olmadigi halde galibiyet icin oynamasi bu taktigin duzgun bir sekilde islemesinde onemli rol oynadi. Kupadaki Fenerbahce macinda gordugumuz dortlu savunma ve onundeki Cisse ile oynanan yarim alan savunmasi, yarim adam markajli defans sistemi de bu macta aynen sahadaydi. Bekler Kewell ve Arda'yi ortasahaya kadar takip ediyor, Gokhan Zan ve pozisyona gore Cisse de Baros ve Nonda ile adam adama oynuyordu. Benim cok daha fazla acik vermesini bekledigim bu duzen, iki bireysel hata (27'de Toraman'in ceza sahasinda Gokhan'in acigini kapatmak icin Kewell'i bos birakmasi ve 35'te Uzulmez'in yaptigi sacma pas hatasi ile Baros'un Rustu ile karsi karsiya kalmasi) disinda, takimin topa 40%'tan az sahip oldugu ilk devrede, rakibe firsat tanimadi. Yusuf'un eksikliginde ileride top tutmakta zorlanan Besiktas ise kontraataklardan 3 yarim pozisyon buldu ancak bunlardan yararlanamadi. 41'de serbest vurusta karambolden gelen gol ise buyuk sansti. Besiktas riske girmeden rakibini geride bekleyerek gecirdigi 45 dakika sonunda one gecmisti ve ustune Sivas da evinde 1-0 magluptu. Bu sayede ikinci 45 dakikada da ilk yaridaki oyun planini surdurebilecek ve daha da acilacak Galatasaray karsisinda kontraataklarla etkili olabilecekti. Mantikli olan da buydu.

Ikinci yariya Denizli Yusuf-Tello degisikligiyle basladi. O anda skoru da dusundugumde biraz erken gelmisti bu degisiklik, ancak sonradan ogrendik ki Tello sakatlanmis. Olmasi gereken Yusuf'un Tello'nun yerine ortasahaya gecmesi ve Besiktas'in maca ayni duzende devam etmesiydi. Hatta Yusuf cok etkili oldugu sol forvet destekleycisi olarak da oyanyip Ekrem onun yerine ortasa ucluye gecebilirdi. Ancak takim santrada sahaya dizilince gorduk ki Mustafa Denizli bir kez daha takimin isleyen duzenine comak sokmus ve Ekrem'i savunmanin sagina cekerek besli bir defans olusturmustu. Ekrem ve Uzulmez, Kewell ve Arda ile neredeyse tam saha adam adama oynuyor, Sivok ile Toraman da Nonda ve Baros'tan yakin olana yapisiyor, Gokhan Zan ise bu dortlunun arkasinda 'supurucu' olarak oynuyordu. Denizli'nin sacma sapan mac ici savunma sistemi degisikliklerine ikinci yarinin basinda son verdigini dusunuyordum. Tek yaptigi geri dortlude oynayan isimlerle sikca oynamakti ve bunu da zaten buradan yeterince elestirmistik. Ancak bu rakibin hucum adamlarina birer markajci verip ustune bir de 'supurucu' sahaya surme fikri ilk yarida puan kaybedilen sayisiz macin ortak noktasiydi ve buna boylesine onemli bir macta hem de Galatasaray karsisinda geri donulmus olmasi cok ama cok gereksiz bir kumardi. Ben buna soylenirken tribunun geri kalani "Bu adamin derdi ne? Takim ne guzel onde iste." der gibi onaylamayan gozlerle bana bakiyordu. Ancak onlar da mac baslar baslamaz takimin bozulan ahenginin farkina vardilar. Oyle ki Kewell'in golunun hemen oncesinde Baros'un karsi karsiya kacirdigi (ya da Rustu'nun kurtardigi) 100%'luk gol pozisyonu ve yine hemen sonrasinda Gokhan Zan'in ortasahada kaptirdigi top ustune Ekrem'in cok onemli bir hamle ile arka direkten cikardigi bir baska Galatasaray hucumu sonrasinda yapilan taktik mudahalenin takimi paramparca ettiginin farkina varmak icin de alim olmaya gerek yoktu zaten. Denizli'nin sacma degisikligi sebebiyle, teoride guclenmis olmasi gereken Besiktas savunmasi ikinci yarinin ilk 6 dakikasi icinde ilk yari boyunca yaptigindan daha fazla pozisyon hatasi yapmisti. Bugune kadar en azindan yaptigi hatalardan mac icinde donmek konusunda gayet akilli davranmis olan Denizli'den bu noktada Gokhan Zan veya Toraman'i cikarip yerine Nobre veya Serdar Ozkan'i almasini, ya da en azindan Ekrem'i tekrar sol kanada surmesini bekledim. Ancak bu da gerceklesmedi ve oyunun kontrolu tamamen Galatasaray'a gecti. Artik zaman daraliyordu ve Sivas'tan gelen iki gol haberiyle takima beraberlik de yetmez hale gelmisti.

Tam bu anda, taraftar da artik soylenmeye baslamisken, Yusuf'un enteresan golu geldi. Rustu degaj yaparken sakatlanmis, bunu hakeme isaret ediyordu; ancak Galatasaray oyuna devam etti ve savunmada top Ibrahim Uzulmez'de kaldi. Ibrahim'e tum stad topu disari atmasi icin bagirirken Rustu'nun sakatliginin farkina varmamis olan 'Deli Ibo' topu ileri Yusuf'un onune dogru rastgele vurdu ve Yusuf'u Emre Asik ile basbasa birakti. Emre mac boyunca sayisiz sefer yaptigi gibi topu ileri vursa yine pozisyon olmayacakti; ancak o da ayak ici bir pasla topu oyunda tutmak istedi ve bunu basaramayinca topu Yusuf'a kaptirdi. Topu 40 metre suren Yusuf, Mehmet Topal'in da hatasiyla bombos kaldi ve topun dibine girdi. Televizyondan daha sonra gordugumuz uzere Orkun'un mudahalesi olmasa disari gidecek olan bu top kalecinin koluna carparak tekrar Yusuf'un onune dustu ve O da topu bos kaleye yuvarlayarak maci 2-1'e tasidi. Mac berabere giderken Galatasaray'in savunmasini bos birakacak kadar Besiktas'in uzerine yuklenmesinden tutun, iki takimin da Rustu'nun sakatligini gormemesi ve uzerine yapilan 2 bariz savunma hatasi ile bir daha esine az rastlanacak bir gol oldu bu. Son donemde Mustafa Denizli'ye 'sansli' diyenlere karsi yogun bir tepki var, ama kimse kusura bakmasin, ne oyunun gidisatiyla ne de Besiktas'in taktigiyle aciklanamayacak bir goldu bu ve ayni mac 100 kere oynansa bir benzerini daha gorecegimizi dusunmuyorum. Fanatik skor yazarlari Mehmet Topal'a carparak giren ilk gol icin bile "Ceza sahasina o kadar orta yaparsaniz elbet top birisine carpip kaleye girer" diyebilir belki, ancak atilan ikinci golun sans olmadigi konusunda beni ikna edebilecek bir tek kisi oldugunu dusunmuyorum.

Takimin cok onemli bir maci kazanip sampiyonlugun esigine geldigi bir gunden sonra Denizli'yi daha da fazla elestirmek istemiyorum; ancak bana kalirsa macin ikinci yarisinda kaybetmek icin elinden geleni yapmistir. Mesela Turkiye'nin hal-i hazirda en formda oyuncusu olan Holosko'ya mac boyunca Hakan Balta'yi kovalatmis olmasinin uzerinde durulmalidir kesinlikle. Hatta liberolu sisteme dondukten sonra bu gorevin Sivok yerine takimin pozisyon bilgisi en dusuk savunma adami ve en onemli ozelligi iyi bir kesici olmak olan Gokhan Zan'a verilmis olmasi da incelenmelidir. Ancak sonucta Besiktas herseye ragmen bir sekilde kazanmistir ve malesef bizim ulkemizde kazanan ne olursa olsun herseyi dogru yapmistir.

Bir paragraf da Galatasay’li Sabri ve macin hakemine ayirmadak lazim. Sabri hakkinda zaten cok yazildi cizildi, kendi taraftarlari dahi son derece itici buluyorlar bu adami. Gerci ona da cok kizmamak lazim, ‘Imam Osurursa Cemaat Sicar’ sendromunun bir baska kurbanidir lakin kendisi. Yine de ilk devrenin sonunda, Tello hala yerde yatarken, yani topu alsa dahi oyunu baslatma sansi yokken Holosko’ya neden saldirdigini anlamak mumkun degil. Biz stadda ters tarafta kalmis da olsak, Sabri’nin Holosko’ya DigiTurk kameralarina yansiyandan daha fazlasini yaptigini ve bu yuzden 4. hakemin de sahaya girdigini gorduk. Goruntulerin bu kadar kisa kesilmis olmasi DigiTurk adina buyuk bir yayincilik hatasidir. Ancak gelelim hakemin bu pozisyonda kart kullanmama kararina. Buyuk ihtimalle yardimcisina uyarak hareket etti. Ancak – Sabri Holosko’ya vurmamis bile olsa – oyun durmusken ve daha bir sure baslama sansi yokken, 15-20 metre rakip takim oyuncusunun uzerine kosup yapilan bu tarz agresif bir hareketin cezasinin en az sportmenlik disi harekketten sari kart olmasi gerektigini dusunuyorum. Bu hareketi ‘derbi atesi’ ya da ‘topu bir an once alip oyunu baslatma istegi’ gibi gerekcelerle de aciklayamiyorum. Bir de su soruyu sormak lazim tabii ki: Holosko orada Sabri’nin tahrikine uyup ona bir yumruk atsa hakemin karari ne olacakti? Ben soyleyeyim, Sabri’ye tahrik ve sportmenlik disi hareketten ikinci sari kart, Holosko’ya da direk kirmizi kart cikardi. O yuzden daha fazla birsey soylemek gereksiz. Holosko’yu da sakin kalmayi basardigi icin tebrik etmek lazim ayrica, tribunde “Pascal olsaydi da su Sabri’nin agzini burnunu kirsaydi” diyen cok vizyon yoksunu akilsiz adam vardi nitekim. Hakemin eyyam kokan diger yanlis kararlari da Ernst’i ve Emre Asik’i oyundan atmamis olmasiydi. Durum boyle olunca insan istemeden maci 11’e 11 bitirmeye sartlanmis oldugunu dusunuyor. Yusuf’un hakemi aldattigi gerekcesiyle sari kart gordugu pozisyonla ilgili de yorum hatasi diyerek gecmek istiyorum. Eminim pozisyonu daha iyi bir acidan gormus olsa idi karari en kotu ihtimalle oyunu devam ettirip Yusuf’a sari kart cikarmamak olurdu.


Neticede son haftaya 2 puan ve 2 (hatta gol sayisi sebebiyle 3) averaj farkla lider giriyor Besiktas. Kumede kalmayi garantilemis Denizlispor karsisinda alinacak bir beraberlik bile buyuk ihtimalle sampiyonluk icin yeterli olacak. Keza Sivasspor ve Trabzonspor’un maclari hic kolay degil. Takimin ates hattinda performansi yukselen ender isimlerinden biri olan Yusuf’un eksikligi buyuk handikap olsa da bu saatten sonra kim oynarsa oynasin fark etmemesi lazim. Mustafa Denizli deneyerek buldugu ideal kadro ve sistemde cok buyuk degisikliklere gitmezse, Besiktas deplasmanda istedigi skoru alip sampiyon olacaktir.


Besiktas – Galatasaray: 2-1
41’ (1-0) Mehmet Topal (kk)
49’ (1-1) Kewell
59’ (2-1) Yusuf


Not: Biraz eve gidip Amerika'ya donus icin bavul yapmam gerektigi, biraz da yonetimin Inonu’nun yikimina bu yaz baslayabilecegine inanmadigim icin stadda veda turuna kalmadim. Ancak olur da yeni projeye baslarlarsa da efsane staddaki son maca gitmis olmak guzel bir ani olacak.

Delikanli Adamdin Bruce Lee

video

Amerikalilar'in bir lafi vardir, sadece seyrederek bile cok sey ogrenebilirsin diye. Ben de fazlasiyla spor seyrettigimden bazi cikarimlarim var. Su ana kadar iki altin kuralim vardi:

1) Vidic'le kafaya cikma.
2) Dwight Howard senle ayni ilcedeyse rebound icin pota altina ilisme.

Bunlara ucuncusunu eklemis bulunuyorum: Bruce Lee ile pinpon'a yeltenme. 9-0 goturur adami. Bence Ronaldinyo'nun topu direge vurmasi fantezisinden daha eglenceli bir video.

25 Mayıs 2009

T'li Defans



Dun tahmin ettigim gibi ustun kadrolu GS'ye karsi balli bir sekilde kazandik. Boyle maclarda geriye yaslanip kademeli bir sekilde rakibin karsilanmasi taraftariyim, onun icin defansif anlayisi cogu taraftarin aksine takdir ettim. Melih Sendil istatistik verirken GS'nin ilk yari sonunda 3 km daha fazla kostugunu soyledi. Topla oynamanin bir bedeli var. Cogu pozisyonlarina BJK ortasahasi yerlesmemisken kontradan girdiler zaten. Yalniz set defans yaparken ozellikle rakip hizli ciktiginda iyi yerlesemezseniz pozisyon verirsiniz.

Kac kare yazdim buraya, takim alan paylasiminda cok amatorce hatalar yapiyor (ornek 1, ornek 2). Simdi yukardaki resme detayli olarak bakalim:
1) Koyu mavi cizgi: T'li defans bloku dunya futboluna Denizli'nin son hediyesi. Gokhan Zan ve Toraman (Cahil 1 ve 2) alakasiz yerlerde. Kademe derdindeki Sivok ve Uzulmez yerlerini bosaltmak zorunda kaldi. Kewell'in vurus aninda Uzulmez topu kesecek pozisyonunu kaybetmisti.
2) Siyah cizgi: Ofsayt cizgisinin olmasi gereken yer. T'li defansin ancak yarisi durmalari gereken posta kodunda.
3) Acik mavi cizgi: Gokhan Zan'in ofsayti 10 m ile bozmasi.
4) Turuncu cizgi: Gokhan Zan'in yanlis yerde durmasinin takimin boyunu uzatmasi (yaklasik 60 m) ve katmanlar arasinda hava bosluguna neden olmasi.

GS'yi onurlu mucadeleri icin tebrik ediyorum. Gercekten cok guzel ve sabirli toplu oyun oynadilar. Gecen yil 60 mac oynayan stoperlerinin seneyi sakatlikla gecirmesi ve Meira'yi satmalari kadronun altini oydu. Daha once de dedigim gibi bence Turkiye'nin en iyi kadrosu onlarda, ama camia butunlugu ve yonetsel beceri hak getire. Gecen sene sampiyon olunca yerlesen "ben yaptim oldu"cu zihniyetle parayla rezil olunabiliyor.

Hakeme de laf sokmadan edemeyecegim. Penalti pozisyonlari sonucta yoruma bakar. Her ne kadar Yusuf'un dusuruldugunu dusunsem de o hatayi affedebilirim. O an inandirici gelmemistir, veya baktigi acidan mudehalenin topla karisik oldugu dusunmustur. Ama macin sonlarinda Emre Asik'in arkadan Nobre'yi cekip atagi kesmesine faul verip kart vermemesi kredibilitesini gozumde sifirladi hakemin. Artik yorum degil basit bir kural uygulamasi islemeliydi. Orada sari kartli oyuncuyu atmaktan acizsen o zaman git ciraklik yap bir yerde, meslek edin. Hakem degilsin cunku.

24 Mayıs 2009

Guardiola => Riza Calimbay


Mac oncesi laf ebeligi yapip sonra tukurdugunu yalamaktan pek hoslanmaz bizim basin. Tabelaya bakip ahkam kesilir, hipotetik yaklasimla hoca kovdurulmaya calisilir. Ben bastan soyleyim soyleyecegimi.

BJK rakiplerine oranla geriye olan deparinda agir kalarak rezalet bir puan performansiyla son duzluge onde giriyor. Ampirik bir sekilde, deneylerle sabit bir kadro yapisi var. Sapka ve tavsana gore skor belirleniyor asagi yukari. Aylardir diyorum Denizli yerine Mufit Erkasap olsa su an LS1 V8'le turluyordum Chicago semalarinda sampiyonluk sarkilariyla. Ne zaman sokaktaki herhangi bir adamin yapacagi kadrosuyla oynamaya basladi, takim potansiyeline yaklasti. Mental testleri genellikle gecemiyoruz ve taraftar biraz cabuk huzursuzlaniyor. Yine de Siyah sort beyaz forma, Sivok + Cisse - Gokhan Zan'li bir kadro maci alir goturur gibime geliyor.

Asil garibime giden GS'nin Turkiye'nin bariz en iyi kadrosuyla 3. olmasi. Camiada yonetim sorumluluklarinin bolusulmesinde ciddi bir problem var gibi gorunuyor. Mesela yillardir piyasada agirligi olan Adnan Polat baskan oldugunda Abdurrahim Albayrak'i yonetici yapamiyor lisecilerin baskilari yuzunden. Adnan Sezgin Florya'da istedigi gibi at kosturuyor. Skibbe gibi cevherin yardimcilarini kovarak otoritesini sarsmakla kalmayip garanti paraya oynayan Lincoln'u kaptan yaparak takim ici dengeleri bozdular. Teknik direktor harcamaktan dogacak tepkiyi taraftari yatistirabilecek tek adam olan Bulent Korkmaz'i takimin basina getirerek cozmeye calistilar. Tabii dengesiz kadroya sezon ortasi gelen, eldeki en iyi saglam stoperi satilan Bulent Korkmaz eline yuzune bulastirdi isi. Bordeaux'yu SaRBi'nin son dakika goluyle eleyince Guardiola sandiklari adam gittikce Riza Calimbay'a donmeye basladi. Ustune utanmadan Schuster ve Lucescu dedikodulariyla kendine olan guvenini sifirladilar. Tuttugu takim icin PAF takimi oyuncusu parasiyla oynayan, fedakar, sembol olmus bir ismi bu kadar kolay harcamamalilardi. Mevcut yonetim sezon sonu utanmadan cikip "asi tutmadi, taze kana ihtiyac var" diyecek kadar yuzsuz. Butun bunlar Inonu'de Lincoln'un bir no-look pasi, Kewell'in uzaktan bir sutu, Baros'un araya kacmasiyla celme takma olasiligini ortadan kaldirmiyor GS'nin.

Yarin mutlaka rakibi geride bekleyerek baslamaliyiz. Takimin boyunu 40 m'den fazla uzatmayip top kazaninca iki deparli oyuncu + arkadan treyler Ernst'le hucuma kalkmaliyiz. Top bizdeyken ortasahada oyunu yavaslatmali ve sakin olmaliyiz. Topa hakim olursak guven gelir, seyirci de takimin arkasindan telassiz iter. Ufak hatalarda oyunculara moral vermekten tutun GS vakit gecirirse cabuk sinirlenmemeye kadar sagduyulu olmali taraftar.

Tahminimce Denizli rakibi bozmak amaciyla sacma sapan bir hamleyla baslar (Serdar Ozkan veya Delgado olabilir). Biraz kanser oluruz, sonra da oyuncu degisiklikleriyle taslarin yerine oturmasiyla ite kaka maci alir, 3. geleneksel sampiyon belirleyicilik macinda Denizli'de beraberlik yetecek konuma geliriz.

23 Mayıs 2009

Siracinin Rakibi Bozaci


Redmancan saglam lafi koymus "Blog makinesi aldik, camasir makinesi cikti" seklinde ozetlenecek bir postla. Genel olarak Deplasman'da it baliklarinin yaninda dolasan belesci kucuk baliklar pozisyonumdan memnunum. Vaktim oldukca karaliyorum birseyler. Annemler gelince tabii futbol hayatimdaki merkezi yerinden olup FB'li babami kizdirma aracina dondu. Zaten kendisi ne zaman deplasmanda internetten mac seyretse FB tepetaklak oluyor. 16 dk uzatmali Denizli macinda sampiyonluk verdiler. Gecen sene Kezman penalti kacirdi, son dakikada gol yiyip 2 puan biraktilar Ankara'da. GS ligi aldi, yapilanmalari bozuldu. Bu sefer de Holosko'ya maruz kaldi. Son 3 senedir gelmedigi tek mayista sampiyon oldular. Deplasman yaramiyor kendisine. Blog camiasini cok fazla vakti olan adamlar seklinde yorumlamasi sevkimi kiramadi. Hido'nun macina bile tercih ettim. Araya sikistirmadan edemedim. Cleveland kocu olmak nasil birsey acaba. "Her topu Lebron'a verin, o sut ceksin siz de pota altina rebound'a gecin. Allah yardimciniz olsun"'dan ibaret olsa gerek. Ben de yaparim o kadar. Mustafa Denizli olsa Lebron'u yedek birakip 2. yarida oyuna alirdi gerci. "Yari finallerde sampiyonluk adaylari 4'e iner" diyerek kahin rolune de soyunabilir ayni zamanda.

FB'nin sampiyon olunca takim zayifsa bile kuvvetlendirmemesini, sampiyon olamayinca da kadro sifirlamasina hastayim. Ozellikle de meydani bos bulup Sadan Kalkavan'in aday olmasi schadenfreude'nin kralini yasatti. Siracinin rakibi bozaci. Bunu kimse icin soyleyecegim aklima gelmezdi ama adam downgrade Yildirim Demiroren. Sadan secimi yildiz transferi ve 7 kupa vaadiyle kazanip 5. haftada teknik direktor kovsa, sonra da Kartal sampiyon, Kartal kupayi... Cok fazla fantezi oldu, eger hayat futbol dalinda bu kadar iyi giderse baska bir taraftan iceri girerim. Onun icin vazgectim bu duadan.



BJK'da ve GS'de antipatik capsiz baskanlar aday olup kazanabiliyor. Ama FB'de baskan adayliginin on sarti antipatiklik galiba. Basarisizlik zamani tribunlerin goreve davet ettigi zat, yardimcisinin kafasina raki bardagi koyan, halefinden makas alan biri maalesef. Atilla Kiyat FB baskani olsa Selcuk'un kaptanligindan dolayi bu kadar eglenmeyebilirdim.

Not: Resim annemin Malatya'dan getirttigi yarmayla (bulgur turevi) yaptigi cimdik kofte yemeginin bir illustrasyonu. Chicago'dan bir lezzet ruzgari gecti nitekim. Kayseri sucugunun pistikten sonra biraktigi yagda balik olsam...

20 Mayıs 2009

Nereye Gitti Bu Adamlar?


"Nereye gitti bu adamlar?" diyeniniz varsa aciklayayim durumu. Bildiginiz gibi senenin ortalama 350 gunu blog olarak deplasmanda oynuyoruz maclari. Genelde de ayni zamana denk gelmiyor Turkiye'ye gidislerimiz ya da anne-baba ziyaretleri. Bu sefer benim yillik iznimle Turkiye'ye gidisim ve Sampi'nin anne ve babasinin onu ziyarete gelisi ayni haftaya rastladi, oyle olunca da blogu biraz bosladik. Gerci sezlong blogcusu Sampi "Abi senin gozun arkada kalmasin ben blogu sahipsiz birakmam" demisti ben gitmeden; ama bugun goruyorum ki annesinin yaptigi ev yemekleri sonrasi rehavetten olsa gerek traktorun basina tesrif etmemis beyefendi.

Cuma gunu ciktigim Turkiye seyahatinin su ana kadarki bilancosu Besiktas adina +3 puan, Hidayet adina muthis bir 7. mac, Lucescu adina bir UEFA kupasi ve bendeniz adina +2 kilo seklinde ozetlenebilir.

Besiktas kupa yorgunluguna ragmen Ankara'da kazanmasini bildi. Daha onceden burada da belirttigim gibi bu mactan ciddi sekilde cekiniyordum. Ancak Sivok'un yoklugu ve liderlik stresi dahi takimi durduramadi. Bobo'nun 85 metrelik kontraatak sonrasi attigi guzel kafa golu, Denizli'nin macin baslamasina 10 dakika kala yaptigi Toraman-Ekrem degisikligi ve Gokhan Zan'in bir kornerde daha uykuya dalarak takima ust uste 4. macta da gol yedirmis olmasi mactan aklimda kalanlar.

Hidayet ise basketbol kariyerinin en iyi performansini sergileyerek serinin 7. macinda Orlando'nun Boston'i yenmesinde cok onemli bir rol oynadi. Etkileyici istatistikleri bir yana oyuna hukmedis sekli ve macin sonundaki performansi gercekten cok degerliydi.

Lucescu'nun Kadikoy'de UEFA Kupasi'ni kazanmasi da gayet ironik. Cok guzel bir mac olmasa da Shakhtar kalite ustunluguyle maci kazanmayi bildi. Muthis kanat oyuncusu Dario Srna'yi onumuzdeki yil daha iyi biryerlerde gormemiz lazim artik.

Son olarak aldigim kilolara gelelim. Herhangi bir elbiseye sigmak ya da plajda six-pack'imi kizlara gostermek gibi dertlerim olmadigi icin memlekete gelince kendimi kebaba, raki-baliga ve cay-simit basta olmak uzere bilimum kahvalti efsanelerine (bal-kaymak, boyoz, tahin-pekmez, sahanda sucuk vs.) adadim. Yediklerime bakinca aslinda 2 kilo az bile diyebilirim. Bir de bunlar arkadas arasi tabirimizle 'helal kilo' oldugu icin dert etmiyorum acikcasi.

Pazar gunu icin biletimi de ayarladim. 2006-07 sezonundaki Gaziantepspor macindan bu yana (ki ligin hemen basiydi) ilk defa Inonu'de mac seyredecegim. Heyecan dorukta tabii ki. Pazartesi de tatil bitiyor. Donunce gorusmek uzere...

15 Mayıs 2009

Neden?


Turkiye Futbol Federasyonu geride biraktigimiz 31. Hafta ile beraber ligde oynanan tum anlamli maclari ayni gun ve saate almaya baslamisti. Bu sebeple 9 macin 8'i Cumartesi saat 19:00'da baslamis, ne sampiyonluk, ne UEFA, ne de kume dusmeme yarisini etkileyecek olan Kayserispor-Gaziantepspor maci da Pazar gunu oynanmisti. Bu uygulamanin gerekli olup olmadigi basli basina bir tartisma konusu. Ancak kisaca soylemek gerekirse ligin bitimine 4 hafta kala maclarin ayni saate alinmasini cok da mantikli bulmuyorum. Zaten hicbir onemli ligde de benzerini gormuyoruz.

Ligin son haftasinda, takimlarin ligde kalip kalmayacagi, sampiyon olup olmayacagi tek bir macla belirlenecekse o zaman bu tarz bir uygulama anlasilabilir belki. Soyle bir ornek vereyim:
Diyelim ki sampiyonluk yarisinda A Takimi 75 puanla lider, B Takimi 74 Puanla ikinci, ikili averaj da B Takimi'nin lehine. Kume dusmeme yarisinda da C Takimi 33 puanla 15., D Takimi da 32 puanla 16., ikili averaj da D Takimi lehine. 34. haftada da A Takimi sahasinda C Takimi ile oynuyor. Bu noktada eger B ve D Takimlari maclarini onceden oynar ve ayri ayri beraber kalarak ikiser puan kaybederlerse A-C macindan cikacak 0-0'lik beraberlik hem A Takimi'ni sampiyon yapar hem de C Takimi'nin kumede kalmasini saglar. Boyle bir durumda, macini sonra oynayan iki takimin (A ve C) haksiz bir avantaj elde ettigini ve normalde cok daha sikintili kosullarda oynayacaklari bir maci - oynamadan - beraberlige baglayarak hedeflerine ulasabilecegini soylemek mumkun olur.
Cok uc bir ornek oldu ancak bu tarz bir komplo teorisinin gerceklesme sansini ortadan kaldirmak, ya da hatta taraftarlara biraz daha fazla heyecan yasatmak adina dahi, son hafta maclar ayni gun ve saate alinabilir.

Ama benim derdim maclarin bu kadar erkenden ayni gun ve saate alinmaya baslamasi degil. Yapilan uygulamadaki tutarsizlik. Gecen haftaki Ankaraspor-Besiktas ve Sivasspor-Istanbul B.B. maclari ayni gun ve saate alindiktan sonra bu haftaki Sivasspor-Hacettepe ve Ankaragucu-Besiktas maclarinin farkli gunlerde oynanacak olmasina akil erdirmek mumkun degil. Herhangi bir mantikli sebep de dusunemiyorum dolayisiyla. Belki biryerlerde aciklanmistir da ben kacirmisimdir. Bilen varsa bir zahmet yorum bolumune yaziversin. Yoksa bunu da federasyonun - sayisiz - anlasilamaz uygulamalarindan biri olarak not dusecegiz.

Not: Yanlis anlasilmasin. Maclarin bu sekilde oynanacak olmasindan oturu Besiktas'in herhangi bir magduriyeti oldugunu dusunmuyorum kesinlikle. O yuzden de "Federasyon Sivas'i kayiriyor" tarzinda bir gorusum de yok dogal olarak. Sadece yapilan isin tutarsizligi beni meraka surukleyen.


El Cevap: Yorumlarda stalker durumu acikladi. Sebebi Hacettepe'nin de, Ankaragucu'nun de 19 Mayis'ta oynamak istemesiymis. Benim dusundugum kadar sacma bir durum olmadigini ogrenmis olduk boylece. Atlamamam gereken bir detayi atlayip Federasyonun da biraz gunahini almisim. Redman istifa!

Devam: Ankara'da 3 takim ayni stadi kullandigi icin iki haftada bir 2 takim ayni haftasonu ayni stadda mac yapmak zorunda kaliyor. Federasyon da bu noktada kalkip kuluplerden (bu hafta ozelinde Hacettepe ve Ankaragucu mesela) birini ASAS Stadi'na gecmeye zorla(ya)mayacagi icin maclarin duzenli bir sekilde ayni gun ayni saatte oynanmasi malesef mumkun degil. Aklima gelen tek cozum, ayni stadi 3 takimin birden paylasmasina izin verilmemesi ama onun icin de biraz gec kalindi galiba.

14 Mayıs 2009

Besiktas - Fenerbahce: 4-2

Baba tarafim Izmir'li benim. 2006'da Fenerbahce'yi 3-2 yenip kupayi aldigimizda ben de tribundeydim. Oncesi, sonrasi ve uzatmada attigimiz golle gelen kupayla hakikaten cok keyifli bir gundu. Omrumun sonuna kadar da unutacagimi sanmiyorum. Bugun ise Izmir'den 10,000 km. ve 7 saat uzaktayim. Internetten seyretmeye calistim maci, ancak burada tam gunun ortasina, saat 13:00'a denk geldigi icin internet uzerinden ilk yarim saati canli, geri kalanini da aksam banttan seyredebildim. Gun boyunca staddaki babamla telefonda konusarak finalin tadini biraz da olsun almaya calistim. Mactan once ufaktan kafalar cekilmis, siyah-beyaz giyinilmis, stada erkenden gidilmis, mactan sonra da kupa sovu seyredilip Kordon'da corbalar icilip eve donulmustu. Onlar icin ne kadar sevindigimi kelimelerle anlatmam cok zor, ama icim de burkulmadi degil. Boyle gunlerde gercekten zor geliyor insana evden uzakta olmak. Arada bir karaliyoruz birseyler burada, girgirla karisik, ozledik diyoruz. Ama bugun bir kez daha gordum ki belki de en cok ozledigim sey babamla, amcamlarla formalari giyip meyhaneye gitmek, oradan cikip maci seyretmek, mactan sonra da Besiktas'ta ya da Kordon'da birseyler atistirip gecenin kritigini yaparak eve donmekmis.


Yer: Izmir Ataturk Stadyumu
Tarih: 13 Mayis 2009
Besiktas: Hakan, Ibrahim Toraman (46' Ibrahim Uzulmez), Gokhan, Sivok, Ekrem, Cisse, Ernst, Holosko, Yusuf (75' Ugur), Tello, Bobo (83' Nobre)
Fenerbahce: Volkan Babacan, Ali Bilgin, Gokhan Gonul, Lugano, Roberto Carlos, Selcuk, Emre (66' Deniz), Deivid, Ugur (52' Semih), Alex, Guiza

Aslinda macin net ozetini blogdas Sampi No Tavsan, No Cry baslikli yazisinda gayet guzel bir sekilde anlatti. Ben biraz daha detaya inerek bugun oynanan futbolu onceki haftalarda yaptigimiz elestiriler penceresinden degerlendirmeye calisacagim.

Delgado Izmir'e gitmeyip, Nobre de tam olarak iyilesmeyince Besiktas'in kadrosu asagi yukari belli olmustu zaten. Tabii ki Mustafa Denizli'nin sapkadan tavsan cikarma aski sebebiyle kafamiz yine rahat degildi. Ancak 11'ler aciklandiginda gorduk ki Ibrahim Toraman'in sag beke, Ekrem'in de sol beke konmus olmasi disinda herkesin kafasindaki kadro sahadaydi. Denizli'nin ikinci yarinin basinda Ernst'in gelisiyle beraber takima oturttugu sistemi gectigimiz lig macinda biraz olsun degistirdiginden burada bahsetmistim. Ayni duzen bu macta da devam etti - Yusuf yine sol kanatta, sanilanin aksine Tello da en ucta oynayan Bobo'nun biraz arkasinda yer aldi. Ankaraspor macinda bunun formsuz ve istikrarsiz Delgado'yu canlandirmak icin yapilmis bir degisiklik oldugunu dusunmustum. Ancak bugun gorduk ki Delgado'lu ya da Delgado'suz Besiktas'in yeni duzeni bu olacak. Denizli'nin bu oynamayla ne yapmaya calistigini tam olarak anlayamamis olsam da takimin iskeletine direk etki etmedigi icin cok buyuk bir problem oldugunu dusunmuyorum. Yine de Tello forvet arkasinda oynarken Yusuf'un sol kanatta adam kovalamasi bana hala mantikli gelmiyor. Yusuf sol kanattan iceri girerek de oynamadigi icin bu durumu blogda da sikca degindigim gunumuzun moda uygulamalarindan "ters ayakli oyunkurucularin kanatta oynatilmasi" ile de aciklayamiyorum Neyse cok da takilmamak lazim, cunku Denizli'nin aklindan neler gectigini cozmek gercekten guc. Sonucta onemli olan takimin oyun aklini olusturan Sivok, Cisse ve Ernst uclusu ile en onemli hucum silahi Holosko'nun ayni anda sahada olmasiydi. Bu gerceklesince Besiktas, benim gozumde otomatikman macin favorisi konumuna geldi. Sebeplerine tekrar girmeyecegim, onceki yazilardan herhangi birini okumaniz yeterli.


Maca gecelim... Oyunun hemen basinda Besiktas'in 10 gun onceki maglubiyetten onemli dersler cikardigi belli oldu. Inonu'de ne olmustu? Besiktas ileri uclusu Fenerbahce savunmasina on alanda baski kurmaya calismis, ancak Sivok'un on stoper olarak oynamasi ve Gokhan-Toraman onderligindeki savunmanin one cikip takim boyunu kisaltmamasi sonucu alan daraltilamamis, boyle olunca da Fenerbahce'ye kolay top yapma imkani taninmisti. Bu sefer ise Besiktas lig macinin aksine atak oynama zorunlulugu da olmadigi icin bilincli bir sekilde on alanda baski kurmayip pres hattini ortasahanin 10 metre ilerisine cekti. Savunma da Sivok onderliginde durmasi gereken yerde durdu ve Besiktas'in takim boyu 70 metreden 40-45 metreye indi. Boylece Fenerbahce kolay top yapamadi ve orta alanda kazanilan her top Bobo, Holosko ve Tello onderliginde bir kontraataga donustu. Macin hemen basinda kaleci Volkan'in hatasiyla golun bulunmus olmasi da Besiktas'in cok isine geldi. Ancak mac 1-1 iken de yarim saat boyunca ayni oyun plani sahaya kondugu icin bunun skordan bagimsiz bilincli bir taktik tercih oldugunu rahatlikla soyleyebiliyorum.

Onceki maclara gore sahaya konan bir baska taktiksel farklilik ise Deivid ve Ugur Boral uzerine uygulanan yarim adam markajiydi. Besiktas'in bekleri alisilandan cok daha onde oynadilar ve bu iki oyuncu kendi bolgelerinden iceri dogru her kat ettiginde kanatlarini bos birakmak pahasina dahi olsa onlari takip ettiler. Benim aklima takilan soru ise oyun plani bu iken neden stoper ozellikli Toraman'in forvet ozellikli Deivid ile degil de tam bir kanat oyuncusu olan Ugur Boral ile eslestigiydi. Yine de bu cag disi taktik, eslesmelerden bagimsiz olarak iki onemli riski de bunyesinde barindiriyordu. Bunlarin ilki ofansif Fenerbahce beklerinin hucuma cikmasi durumunda kanatlarda birakilan bosluklarin problem olusturacak olmasi, ikincisi de bir sekilde adam markajindan kurtulmayi basarabilen oyuncularin savunmayi dengesiz yakalayip buyuk tehlike yaratacak olmasiydi. Ilk probleme Mustafa Denizli kanat adamlari Yusuf ve Holosko'yu daha geride oynatip onlara Ali Bilgin ve Roberto Carlos'u takip ettirerek bir nevi cozum uretmisti. Ancak ikinci probleme oyunculari "adaminizi kacirmayin" diyerek tembihlemekten baska bir onlem alinamazdi, alinamadi da. Besiktas'in yedigi ilk golde de, Fenerbahce'nin ikinci yarida Semih'le kacirdigi net pozisyonda da Deivid'in Ekrem'i ekarte edisinin ve boylece savunmayi dengesiz yakalayisinin payi buyuktu.


Yenilen ilk gol demisken, Gokhan Zan'a deginmemek olmaz tabii ki. Yukaridaki pilot cekimde de gorulecegi uzere Gokhan yine ilginc bir hata yaparak savunmanin arkasina (!) atilan ters topta ofsayti yaklasik 15 metre ile bozmayi basardi. Bunca yildir mac seyrediyorum, cok samimiyetle soyleyebilirim ki boylesini en fazla bir ya da iki kere daha gormusumdur. O sirada aklindan neler gecitigini, ne dusundugunu gercekten cok merak ediyorum Gokhan'in. Ancak su kadarini soyleyeyim ki kendisinin Milli Takim stoperi olmasi ulke futbolumuz icin gercekten cok dusundurucu bir durum malesef. Oyuncularimiza genc takimlari gectim ust liglerde dahi hicbir temel defans egitimi verilmediginin kaniti ne yazik ki bu pozisyon. Ancak golde Sivok'un da ciddi bir hatasi oldugunu not duseyim. Savunma ne kadar dengesiz yakalanmis olursa olsun, orada arkadaki adam olarak Sivok'un onundeki Ekrem'e gore pozisyon alip Guiza'ya vurus yapacak sansi vermemesi gerekiyordu.

Ilk yarinin geri kalani kisir bir ortasaha mucadelesi seklinde gecti. Devreden akilda kalan diger notlar Hakan'in yaptigi uc guzel kurtaris, Bobo'nun 1-0'ken kacirdigi inanilmaz gol ve ortasahanin biraz onunden kazanilan faul atislarinin dahi Tello tarafindan ceza sahasina dolduruluyor olmasiydi. Belli ki Denizli takimin sahip oldugu boy avantajindan yararlanmayi amaclamisti ve buradan gol gelmediyse de bence cok dogru bir dusunceydi.


Ikinci yariya Besiktas, ilk yarida sari kart goren Ibrahim Toraman yerine Ibrahim Uzulmez ile basladi. Fenerbahce ise 52'de sol kanatta isteneni ortaya koyamayan Ugur Boral yerine Semih'i oyuna alarak forveri ikiledi. Besiktas yukarida bahsettigim oyun planini sahaya koymaya devam ediyor kazandigi toplarda hizli cikarak etkili olmaya calisiyordu. Yine boyle pozisyonlarin bir tanesinde Bobo Besiktas kariyerinde daha once hic yapmadigi birsey yapti ve yaklasik 20 metreden cok guzel bir sutla skoru 2-1'e getirdi. Golden sonra Fenerbahce 1-0'da oldugu gibi risk alarak Besiktas'in uzerine geldi ve boylece geride genis alanlar birakti. Birkac tehlikeli pozisyon da buldular ancak bunlardan yararlanamayinca Besiktas'in 3. golu bulmasi kacinilmazdi. Tello ile kacan iki pozisyondan sonra Yusuf'un Gokhan'dan kaptigi topta Bobo'nun kafa goluyle skor 3-1'e geldi ve mac da buyuk olcude sona erdi. Bundan sonra Yusuf'un yerine Ugur Inceman'i alarak ortasahayi guclendiren Besiktas geri cekildi ve Fenerbahce'yi beklemeye basladi. 80. dakikada da Holosko mac boyunca ortaya koydugu mucadelenin hakki olan guzel bir golle skoru 4-1'e getirdi ve boylece ust uste 5. macini da bos gecmemis oldu. Alex'in son dakikadaki penalti golu de skoru tayin etti.

Besiktas adina macin en iyileri Holosko, Bobo, ve Cisse-Ernst ikilisiydi. Hakan da 4 onemli pozisyon cikararak galibiyette buyuk rol oynadi.


10 gun once amacsiz eksik Fenerbahce ile Inonu'de oynanan lig maci ve bugun 1 aydir bu maca bilenen neredeyse tam kadro Fenerbahce ile tarafsiz sahada oynanan mac. Birinde husran, otekinde zafer. Iki resim arasindaki 3 farki bulmak cok zor olmasa gerek. Mevzuyu hala cozememis olan varsa cevaplar burada: Savunmada Sivok, ortasahada Cisse ve Delgado yerine Yusuf. Besiktas icin basarinin formulu en azindan bu sezon ozelinde bu kadar basit. Zaten haftalardir burada yaziyoruz, artik kontrollu deneyle de ispat edilmis oldu. Denizli'nin de sonunda ikna oldugunu ve bu saatten sonra bulunan dogrudan sasilmayacagini umuyorum.

Neticede bu macla Besiktas ilk hedefini gerceklestirmis oldu ve Turkiye Kupasi'ni son 4 sezonda 3. kez muzesine goturdu. Ayni zamanda bir derbi maci kazanarak ust duzey takimlara karsi yasadigi psikolojik problemi asma konusunda da onemli bir adim atti. Aglayan Yildirim Demiroren cirkini disinda da gayet guzel bir gece oldu camia adina. Bundan sonra ligde geriye kalan 3 mac ve cok onemli 2 puanlik bir avantaj var. Sivok'un yoklugunda Ankaragucu maci kayipsiz atlatilirsa yolun yarisindan fazlasinin gecilmis olacagini dusunuyorum.

Besiktas - Fenerbahce: 4-2
6' (1-0) Yusuf
27' (1-1) Guiza
56' (2-1) Bobo
73' (3-1) Bobo
80' (4-1) Holosko
90' (4-2) Alex

2008-09 Fortis Turkiye Kupasi Sampiyonu Besiktas

No Tavsan, No Cry


Bobi Marley'in keyifli sarkisini "kadin yok, aglamak yok" seklinde yanlis yorumlayanlar var. Gercek anlamindan daha eglenceli, ben de Mustafa Denizli'ye ithafen No Tavsan, No Cry diyorum.

Takim kilavuz haric herkesin gordugu hatalari duzeltip Sivok'lu savunma + Cisse'li ortasahayla cok daha direncli oynadi. Pas takimi FB topa daha cok sahipti oyunun buyuk bolumunde ama pozisyon bulan takim Besiktas oldu. Ligin en zengin ve dengeli kadrosu Besiktas'ta. Basindan beri dedigim(iz) gibi taslarla fazla oynanmaz ve saglam iskelet bozulmazsa sonuc aliniyor.


Takimi ileri iten ve skora da centik atan Bobo ve Holosko'yu bu sezon bircok macta yedek birakan hoca, onlarin sirtinda havaya firlatiliyor simdi. Futbol bu, skor herseyin onune geciyor. Ustte forvet dogan Bobo'nun top takibiyle fiziksel ustunluklerini birlestirmesini goruyoruz. Yaklasik ayni boyda oldugu Ali Bilgin'den bir sort boyu daha yukarda kafa vuruyor. Yusuf topu kaptiginda kaleye 40 m kadar uzakta oldugunu da belirteyim. 25 m'den caktigi sag dis anlatilmaz yasanir. Holosko efsane oynadi. 4. golde akini ortasahada baslatti, verkaca girip net bir son vurus yapti. Bobo Nobre'den, Holosko da Serdar Ozkan/Erkan Zengin'den dolayi kesik yediginde takima kusmedigi icin Inonu'de deve kessek yeridir.

Bana gore macin adami Cisse'dir. Yer tutma, top dagitma, alan parselleme, taktik disiplin gibi sonradan edinilebilecek/ogrenebilecek her ozelligi CM diliyle 20. Performansi dogal yetenekleriyle sinirli. Sene sonu gitmesini hic istemiyorum. Tek tesellim yerine gelen oyuncunun Alman olmasi, cunku Cermenler'de bu tip ozellikler dogustan var.

Bir paragraf da Gokhan Zan'a. Digiturk'ten rica ediyorum, mac sirasinda ofsayt cizgisinin olmasi gerektigi yeri oyuncularin gorebilecegi sekilde surekli cizsinler. Yedigimiz ilk golde Ekrem ve Sivok'un yaklasik 15 m gerisinde. Adam saha icinde resmen gezmege cikiyor bazen. Sivok da insan, yaziktir gunahtir.

2'de 1 yeniyoruz Besiktas'i diyen esprituel Fenerliler artik Turkiye Kupasi'ni alamamakla ilgili sakalara katlanacaklar. Mesela Othello'ya gore FB en son kupayi aldiginda Micheal Jordan lisedeydi.

13 Mayıs 2009

PFA Fans' Player of the Year / FWA Player of the Year


Ryan Giggs'in Ingiltere Profesyonel Futbolcular Birligi (PFA) tarafindan yapilan oylamada futbolcular tarafindan Yilin Oyuncusu secildiginden burada bahsetmistim.

O gunden bu yana iki prestijli odul daha sahibini buldu ve ikisini de kazanan Liverpool'un basarili kaptani Steven Gerrard oldu. Odullerin ilki PFA Fans' Player of the Year, yani yine Profesyonel Futbolcular Birligi tarafindan duzenlenen ancak bu sefer taraftarlarin oylariyla sahibini bulan Yilin Oyuncusu odulu. Ikincisi ise FWA Player of the Year yani Ingiltere Futbol Yazarlari Dernegi tarafindan verilen Yilin Oyuncusu odulu.


Basarili oyuncunun bu iki odulu de sonuna kadar hak ettigine cok fazla kisinin karsi cikacagini dusunmuyorum. Yine de bu odulleri firsat bilerek yeryuzunde en begendigim futbolcu olan Gerrad hakkinda 1-2 kelime birseyler yazmak istedim. Ingiliz oyuncu Liverpool'da duzenli olarak oynamaya basladigi ikinci sezonnolan 2000-01'den bu yana milli maclar dahil sezonda ortalama 56 macta forma giymis. Ve bu sure icerisinde kulup bazinda en az mac yaptigi sezon, icinde bulundugumuz 2008-09 sezonu ve bu donemde su ana kadar 40 macta forma giydi. Milli maclari da kattigimiz zaman sene sonunda yine 50 mac rakamini tutturmus olacak. Bahsettigim 9 sezonda attigi toplam gol sayisi da 132 ki oyunun savunma yonune Gerrard kadar katkida bulunan bir ortasaha oyuncusu icin sezonda 15 gol esine az rastlanir bir basaridir. Boyle bir adamdan basediyoruz, o yuzden altyapisindan yetistigi ve 6 senedir kaptanligini yaptigi Liverpool'da simdiden bir efsane olmasina sasirmamak lazim.

Bu sezon ise Rafa Benitez'in ona bictigi yeni gorev ile beraber kendi standartlarinin dahi uzerinde bir performans sergiledi Gerrard. Liverpool formasiyla 40 macta attigi 23 gol, yeni nesil bir forvete evrilen oyuncunun bu yeni pozisyonunda ne kadar basarili oldugunun ispati. Ancak butun istatistikler bir yana Gerrard'in takimina yaptigi en onemli katki sagladigi liderlik ve kaybetmeye tahammulu olmayan kisiligidir. Liverpool'un tarafli tarafsiz herkesin begenisini kazanmasini saglayan en onemli unsurlardan bir tanesi de Gerrard ve Carragher onderliginde edindikleri pes etmeyen oyun karakteridir zaten. 2004-05'teki mucizevi Olympiakos macinin ikinci yarisi, Istanbul'daki tarihin en unutulmaz Sampiyonlar Ligi finali ve 2006 FA Cup finali Gerrard ve Liverpool deyince aklima ilk gelenler.


Premier League disinda kulup bazinda kazanilabilecek ne varsa kazandi Gerrard. Ve sonunda bu sezon Liverpool, ilk kez, gercekci bir sekilde EPL'de sampiyonluk mucadelesi verebildi. Buradan sonra sampiyon olmalari zor gozukse de, onumuzdeki yil yine Manchester United'in en buyuk rakibi olacaklardir. Bu hedef de artik eskisi kadar ulasilmaz degil, Benitez yonetiminde saglam iskeletlerine yapacaklari 1-2 iyi transfer ile sakatliklardan da uzak durabilirlerse United'i tahtindan indirebilirler. 8 Numara'nin muhtesem kariyerine de ancak boyle bir basari yakisir zaten.

PFA Fans' Player of the Year: Steven Gerrard
FWA Player of the Year: Steven Gerrard

Middlesbrough Dusuyor


Dunku 3-1’lik derbi maglubiyetinden sonra Middlesbrough’nun Premier League’de kalma sansini buyuk olcude yitirdigini rahatlikla soyleyebiliriz. Tuncay’in da formasini giydigi Kirmizi-Beyazlilar basarisiz gecen sezonun ardindan Hull City’nin buyuk dususu sonrasinda yakaladiklari sansi Newcastle karsisinda degerlendiremeyerek adeta teslim bayragini cektiler.
 
Oysa, bence uc sezondur - en azindan kagit uzerinde - dogru bir yapilanma icerisinde teknik direktor ve yonetim istikrari ile gelecege donuk iyi isler yapiyorlardi. Takimin basina eski futbolculari Southgate’i getirmisler, onun Premier League’e alisma doneminde de ligde kalmayi basararak onemli bir esigi atlamislardi. Ayni zamanda sahip olduklari cekirdek kadronun uzerine ek olarak altyapidan gelen David Wheater, Adam Johnson, Ross Turnbull, Andrew Taylor ve Matthew Bates gibi Ingiltere U21 Milli Takimi'nin formasini giymis yeni bir jenerasyon yakalamislardi. Peki ne oldu da dusuyor bu sezon Middlesbrough?

Bence Middlesbrough'nun bu noktaya gelmesinin temel sebebi takimin icinde bulundugu maddi darbogaz ve bu zor durumda da yapilmis olan transferlerin basarili olamamis olmasi. Son iki sezonda takimdan ayrilan Yakubu (Everton), Woodgate (Tottenham), Young (Aston Villa), Cattermole (Wigan) ve Schwarzer (Fulham) takim icin gercekten onemli isimlerdi ve Southgate’in belki de en buyuk gunahi buradan gelen parayi dogru bir sekilde harcayamamasi oldu. Bu elestirinin altini doldurmak icin son iki sezonda yapilan transferlere kisaca bir goz atalim:
 
Afonso Alves (2007-08 devre arasi): Kulubun neredeyse tum transfer butcesine mal olan (12.7M Paund) Brezilyali’dan bir turlu verim alinamamasi aslinda sonun baslangiciydi. Eredivisie’de golleri ucer beser atarken Premier League’de bu performansin 10%’unu gosteremeyerek adini Hollanda’dan alinan forvet balonlari listesine basariyla ekledi.
 
Mido (2007-08 sezon basi): Uzun ve cetrefilli bir transfer hikayesi sonrasi Tottenham’dan 6M Paund’a alinan Mido’nun Yakubu’dan dogacak boslugu doldurmasi bekleniyordu. Ancak Misirli oyuncu Southgate yonetiminde cok buyuk deger yitirdi ve bu sezon devre arasinda Marlon King karsiliginda kiralik olarak Wigan’a gonderildi.
 
Gary O’Neil (2007-08 sezon basi): Portsmouth’tan 5M Paund’a alinan Ingiliz oyuncu genel olarak vasat bir performans sergiledi ve kendisine odenen bonservis bedelinin hakkini veremedi. Yine de genele bakildiginda digerleri kadar kotu bir transfer oldugu soylenemez.
 
Didier Digard (2008-09 sezon basi): 4M Paund’a PSG’den alinan Fransiz, Cattermole’un satisi ve Arca’nin sakatlik sebebiyle sezonun buyuk bolumunu kacirmasi sonucu ortasahada olusan boslugu dolduramadi ve bu bolge butun sezon boyunca adeta Middlesbrough’un yumusak karni oldu.
 
Marvin Emnes (2008-09 sezon basi): Downing, Tuncay, Aliadiere, ve Adam Johnson gibi isimler varken yine baska bir ikinci forvet/kanat oyuncusu olan Marvin Emnes 3.2M Paund’a Eredivisie’den transfer edildi. Suratli ve soylenenlere gore etkili bir oyuncu olmasina ragmen Premier League'deki ilk sezonunda cok az forma giydi ve kendisini gosteremedi.
 
Justin Hoyte (2008-09 sezon basi): Luke Young’in yerini doldurmasi icin Arsenal’den 3M Paund’a alindiginda ben dahil bircok kisi iyi bir transfer oldugunu dusunmustu. Neticede 29 yasindaki sag bek satilip yari fiyatina (3M Paund) genc, Arsenal cikisli, senelerce Arsene Wenger’in ogrenciligini yapmis olan Hoyte alinmisti. Ancak genc Ingiliz, Southgate’in kendisinene duyudugu guveni bosa cikararak hayal kirikligi yaratan bir baska isim oldu. Butun sezon boyunca sag bek pozisyonunu ele geciremedi ve savunmada yasanan istikrarsizligin parcasi oldu.
 
Jeremy Aliadiere (2007-08 sezon basi): Bu kadar transfer icerisinde gorece kendisine odene parayi hak eden iki isimden bir tanesi Aliadiere. Arsenal’den 2M Paund’a alindi ve ozellikle gectigimiz sezon ortalamanin uzerinde bir performans sergiledi. Maliyeti dusuk oldugu icin basarisiz bir transfer oldugunu soylemek zor.
 
Tuncay Sanli (2007-08 sezon basi): Southgate’in bugune kadar turnayi gozunden vurdugu belki de tek transferi Tuncay. Fenerbahce'de sozlesmesi bittigi icin bonservis bedeli odenmeden alinan milli oyuncu takimin en iyilerinden bir tanesi ve taraftarin da son donemde takimin geri kalanindan ayirarak alkisladigi yegane isim oldu.

Boyle bakinca, 2 sezon boyunca transfer yapmasalar ve sadece Tuncay'i alip, ellerindeki oyunculari tutabilselermis daha iyi olurmus diye dusunuyor insan. Schwarzer, Luke Young, Wheater, Woodgate, Pogatetz, O'Neil, Cattermole, Arca, Downing, Tuncay, Yakubu hic de fena bir 11 degil cunku. Ancak butun bu basarisiz transferlere ragmen Middlesbrough'nun elindeki kadronun en azindan Stoke City ve Hull City gibi takimlarinkinden cok daha iyi olduguna inaniyorum. O yuzden de son ana kadar bir sekilde kumede kalacaklarini ve o momentumla onumuzdeki sezon iyi isler cikarabileceklerini dusundum. Ancak gorunen o ki 'Boro gidici. Stewart Downing, Tuncay, Adam Johnson, Afonso Alves, David Wheater, Robert Huth, Emanuel Pogatetz, Jeremy Aliadiere ve kiraliktan donecek Mido gibi Premier League'in orta sira takimlarinda rahatlikla oynayabilecek oyunculari var. Eger kume duserlerse bu oyuncularin cogunu elden cikarmak zorunda kalacaklar ve buyuk ihtimalle iyice altyapiya yuklenip o yolla Premier League'e donmeye calisacaklar. Southgate'i takimda tutarlarsa da sasirmam, cunku genel olarak teknik direktorlerinin arkasinda duran bir camiadir Middlesbrough.


Sonucta bundan sadece 3 sezon once UEFA Kupasi'nda final oynamis bir takimin su anda geldigi nokta gercekten uzucu. Tuncay 2 sezon once Middlesbrough'yu tercih ettiginde Premier League'in ortalama takimlarindan birine gittigi icin cokca elestirilmisti. Itiraf etmeliyim ki ben de o gun Tuncay'in bu tercihini savunanlardandim. Neticede Middlesbrough bir onceki sezonun UEFA Kupasi finalisti ve iyi kotu Ingiltere'de duzenli olarak ilk 10'a giren takimlardan bir tanesiydi. Premier League'e alisma donemini burada gecirdikten sonra bir ust seviyeye sicramayi basarabilirdi. Ancak bugun gelinen noktada yaptigi tercihin kariyeri icin hic de hayirli olmadigini goruyoruz. Premier League'deki 4 buyuk takimdan bir tanesine transfer olmasi cok zor ama umarim lig siralamasi 5-10 arasi olan, ikinci duzey takimlarindan bir tanesine transfer olabilir ve kulup kariyerini yeniden canlandirabilir. Gonlumden geceni de soyleyeyim; ben Tuncay'in oyun tarzi ve karakteri sayesinde Everton'a kolayca uyum saglayacagini, ve David Moyes yonetiminde cok ama cok basarili olabilecegini dusunuyorum. Eger boyle bir transfer gerceklestiremeyecekse de en iyi alternatifi Turkiye'ye donmek gibi gozukuyor.