31 Ağustos 2009

Wind of Change

Juventus'un Diego'nun katilimiyla beraber Siyah-Beyazlilarin dar ortasahali bir 4-3-1-2'ye gececegini ve takimin liderligine soyunacagini sezon oncesinde yazmistik. Ancak Ferrara'nin -sakatliktan yeni cikmis olsa bile- Del Piero'yu 90 dakika kenarda oturtacak cesareti bu kadar erkenden gostermesini beklemiyordum. "Ne var canim bunda?" denebilir pek tabii ki. Ben ise ozellikle sezon basinda yapilan bu tarz tercihlerin verdikleri mesaj acisindan son derece onemli olduguna inanirim. Bir diger deyisle, Juventus'un bugun itibariyle Del Piero'nun degil, Diego'nun takimi oldugunu soyleyebiliriz. Bu Del Piero'nun ilerleyen donemde forma giymeyecegi, ya da oynadigi donemlerde verimli olmayacagi anlamina gelmiyor tabii ki. Efsanevi oyuncu, eger bu degisimi bir geri adim degil, futbolun devinimi icerisinde yasanan dogal bir devir teslimi seklinde gorebilirse Juventus'un en onemli oyuncularindan birisi olmaya devam edebilir.

Bugunku maca, yani saha icine bakalim. Sezonun ilk ciddi macinda Juventus'u oldukca begendim. Roma, eski Roma degil, o yuzden Olimpico da eskisi kadar ic karartici bir deplasman degil ancak yine de kucumsenemeyecek bir skor elde ettiler ve daha onemlisi gelecek adina cok olumlu sinyaller verdiler. Juventus savunmasi oldukca saglamdi bugun. Cannavaro-Chiellini ikilisi zaten Italya Milli Takimi'nin da gobek ikilisini olusturuyorlar. Arkalarinda Buffon ile bu sezon cok fazla gol yemeyeceklerini soylemek icin Fabio Capello olmaya gerek yok. Yukarida bahsi gecen yazida Felipe Melo'dan uzunca bahsetmistim. Bugun sahanin Diego ile beraber en iyisiydi. Attigi golun de bununla pek bir alakasi yok, 90 dakika boyunca mukemmele yakin oynadi. Yeri geldiginde hareketli forvetleri topla bulusturabilen, yeri geldiginde driplingle dikine oynayabilen, ayrica ne zaman basit oynamasi gerektigini iyi bilen, cok cok iyi bir oyuncu kazandi bu transferle Juventus. 
Ferrara'nin tercih ettigi dar ortasahali 4-3-1-2'nin 3 onemli geregi var. Bunlarin ilki on alanda kenarlara deplase olabilen, fizikli, ve caliskan forvet oyuncularinin varligi. Amauri ve Iaquinta, ikisi de bu tanima sonuna kadar uyan oyuncular. Bugun gol atamamalarina ragmen Roma savunmasini cok zorladilar. 2. ve 3. goller de bu sayede geldi zaten. Kaldi ki biraz daha sansli bir gunde, bugun kacanlarin en az 1-2 tanesi aglari bulacaktir. Ikinci onemli element kanat beklerinin oyuna katkisi. Ortasahanin kenarlari ortaya yakin oynadiklari icin beklerin ne derece oyuna girdigi -ozellikle denk mucadelelerde- son derece belirleyici olabiliyor. Ben hala Juventus'un bu bolgedeki opsiyonlarinin yeterli oldugunu dusunmuyorum. Ancak bu, biraz da butce yonetimiyle ilgili bir hadise - Felipe Melo ve Diego'ya €50M harcayinca savunmanin kanatlarina katki yapamamis olmalari normal. Sezonun ilerleyen kisminda sorun yasayacaklarsa, buyuk ihtimalle kaynagi bu olacak. Son olarak, ucuncu, belki de en onemli faktor de takimin forvet arkasinda oynayan "10 Numara"sinin performansi. Iste Juventus'un gelecege dair umutlu olmak icin en onemli sebebi de burada yatiyor. Diego gercekten cok ozel bir oyuncu. O'nun oynadigi pozisyonda oynayip bu kadar oyunun icinde olan cok az isim var dunyada. Biz daha cok bu 10 Numara'larin arada bir gozukup, o anlarda da macin skorunu degistiren hareketler yapmasina alisigiz. Diego ise mac icinde cok gezip, arastiran, takim topu ileri tasiyamadiginda geriye kadar gelip oyunu acan, yani skoru degistirmedigi donemlerde de oyun ici katkisiyla takima cok faydali olan bir oyunkurucu.
Juventus dogru transferlerle iskeleti cok saglam bir takim yaratti. Bundan sonrasi biraz da Ferrara'nin elindeki kadroyu nasil yonetecegine ve onune cikacak problemlere ne tur cozumler uretecegine bagli. Ancak birsey kesin ki, o da Juventus'un cok onemli bir degisim gecirmekte oldugu. Sonunun nereye varacagini kestirmek simdilik cok guc, ama bu yolculugu seyretmek cok keyifli olacak gibi.

30 Ağustos 2009

Futbol Chicago'da Izlenir

Turkiye ile 8 saat fark olmasi bazen mis gibi, sabah kalk EPL maci olsun. Kahvalti et, Bundesliga'ya dadan. Ogleden sonra tatli niyetine Serie A. Adam gibi mac varsa internetten TSL'yi de katik edebiliyoruz. Ayriyeten TV'de spor paketin maliyeti ayda $2.5, ucuzluktan oda arkadasimla ortak aldigim LCD ile basarili ve fizibil bir kombo.


Yazmaya deger uc tane mac seyrettim bu haftasonu. Ilki gonulden destekledigim Arsenal'in Man Utd'a her zaman oldugu gibi iyi oynayip kaybetmesiydi. Arsenal'i blogda degerlendirirken kaleciyle ilgili yazdigim cumleyi makaslamisim. Almunia'nin o takimda neden oynadigini anlamiyorum. Benim taktigim bazi oyuncular vardir, yerlerini haketmediklerini dusunuyorum. Basi Ali Tandogan ve Dimitar Berbatov ceker. Berbatov zaten oyuna girip geri pas vermekten baska birsey yapmamakla her seferinde beni hakli cikarir. Almunia da firsast buldukca yumurtlamaya devam ediyor. Rooney'in kendini atmasiyla karisik penaltisini yapmasa top zaten tribunlere gidecekti. Istikrarsiz yetenekli oyuncu Van Persie cok musait pozisyonlari harcayip sag caprazdan inanilmaz vurdu. Arsene Wenger ona guvenerek Adebayor'u satti ama bence takim cok sey kaybetti.

Arshavin cok ozel bir oyuncu. Redman'in tabiriyle "pit pit" bir adam, kisa boylu ama tiknaz. Pit pit'lara ornek Gokdeniz Karadeniz'dir mesela. Kici yere yakin, depar ozelligi var ama daginik. Ben boyle patlama gucu olan oyunculara rol verilmesi taraftariyim, cunku farklilik yaratarak rakibi dengesiz yakalabiliyorsunuz. Sol kanatta arkasinda saglam Clichy'le kullanildiginda verimli oluyor. Ingiliz spikerin dedigi gibi cok fazla alan kaplamiyor ama ust duzey enerji harciyor.

Man Utd'da su anda EPL'yi domine edecek kapasite olduguna inanmiyorum. Duvar stoperler, tecrubeli kaleci(ki Van Der Sar'i cok begenmem), takimi ileri iten Evra, orta sahayi tek basina kotaran Fletcher ve tek kisilik ordu Rooney takimi tasimak zorunda. Takimda Valencia, Nani, Anderson gibi "oldu olacak" oyuncular var, ama onlarin potansiyellerini realize etmeleri surecinde puan kayiplari olacaktir. Berbatov'un futbolu birakmasi en hayirlisi olur.

Inter Milan'in Leonardo'nun corba AC Milan'ini ezmesini seyretmediyseniz yazik olmus. Internazionale'nin kurdugu kadro bence Real Madrid'den de, Barcelona'dan da daha dengeli ve iyi. Bir kere herkes izbandut. 11 tane teknik yamyam var sahada. Sag bek cift cigerli, stoperler beton, orta sahada pas yapabilen 4 hamal, ilerde kadife krampon Milito ve Amistad Eto'o. Herkesin birbirine yakin oldugu, sahayi mukemmel parselleyen bir 4-3-1-2 ile yaramayacaklari kucuk takim, kontra yapamayacaklari buyuk takim yok. Karsilarinda Ronaldinho ve ekurileri resmen sindi. Uzulduysem Nesta ve Gattuso'ya uzuldum. Nesta'nin partneri Redman'den iyi degil stoperde. Gattuso'ya ise niye pahali oldugunu anlamadigim Flamini eslik ediyor. Arsenal'deyken Fransiz kontenjanindan torpille oynadigini dusunurdum. Su an Barca dahil olmak uzere herkesin zayif halkalari var. Ornegin Puyol'un partneri kova olmak durumda, kaleci folklorcuyu andiriyor. Real Madrid'in kimyasi eksik. Pepe her maca turuncu kartla cikiyor. Sol bekleri hali saha oyuncusu. Ama Inter'de hicbir eksik goremiyorum. Hoca da boru degil ustelik.


Gecen gun Ibra'li, Cambiasso'lu, Stankovic'li Inter'in daha iyi isler yapmasi gerekiyordu CL'de dedigimde Redman bana gulmustu, soyleye soyleye Stankovic mi dedin diye. Kendisini pek begenirim, cunku cok yonlu bir oyuncu. Hem adam kovalar, hem suratli, hem de sutu var. Iki dil iki insansa, iki ustun ozellik iki futbolcu eder. Stankovic 3 nitekim.

Bugunun piyangosu ise Everton Futbol Takimi -Wigan Kurek/Gures/Gulle Takimi Karmasi maciydi. O kadar yuksek tempoda oynaniyor ki EPL maclari saha TSL'den %25 kucuk gozukuyor. Macta Pienaar'in yedigi dayak kadar Bruce Lee hayatinda atmamistir. Hakem sertligi ayarlayamadi, Wigan da olanca akinciliklariyla vurdu da vurdu. Mac ortadaydi, iki takimin da cok net pozisyonlari oldu. Sonucta Moyes'in macin son yarim saatinde diri ve hareketli iki forvet sokmasiyla (Fellaini yerinde durmuyor, surekli kafaya cikip rakibi rahatsiz ediyor) maci sansinin da yardimiyla aldi. Everton'in kisitli butcesi takimda birkac fasulyenin oynamasini zorunlu kiliyor. Ornegin pit pit Leon Osman ve Hibbert bence EPL'de ilk 6'ya oynayan bir takimin oyuncusu degiller.


Everton'da Rodwell mukemmel oynadi bence. Yasina gore inanilmayacak derecede olgun. Fizigi de yerinde. Bizde genc oyuncu normalde Serdar Ozkan, Arda Turan gibi kictan bacak calimbaz oluyor. Everton cikardi mi Rooney gibi, Rodwell gibi ensesi ve poposu kalinlari cikariyor. Sut ve pas secimleri hep dogruydu. Seyirci de kotu bir suttan sonra 15 saniye alkisladi. Serdar Ozkan'i oyundan cikarken isliklayanlara selam edelim.


Hamallarin siyahi, ince isler yapmasi gerekenlerin beyaz olmasiyla Ekvator milli takimini andiran Wigan'dan ise Gomez'i cok begendim. Messi gibi yetenekli, Eto'o gibi fizikli degil ama cok zeki. Gecmeyecek pas atmadi. Ortalari cogunlukla yerine gitti, ama daha onemlisi ortalarini orta yapilmasi gereken zamanlarda yapti. Direkten donen topu cabuk ve basit dusunmenin urunuydu. Takimin birarada hareket etmesini ve topa sahip olmasini saglayan "jel" dedigim adamlar vardir. Mesela Barca'da Xavi, Tigana'nin BJK'sinda Serdar Kurtulus gibi. Gomez de onlardan. Sag beki sol aciga baglayan adamdir bunlar.

Son olarak BJK'nin almaya calisip da beceremedigi Saha'ya bir paragraf. Zaten Tigana topcusu olmasi nedeniyle sempatim vardir kendisine. Saglikli doneminde Man Utd'a kadar cikmistir. Ben bu kadar set savunmada dogru yerde duran forvet gormedim. Forvetler genelde Ilhan Mansiz gibi isira isira top kazanir. Saha topun gidecegi yeri tahmin ederek pas arasi yapiyor. Kafasi calisiyor, sol ayak da iyi. Bence sahane bir forvet. Yaninda Yakubu, arkasinda Fellaini'yle seyredersek pek keyifli olur.

Besiktas - Gaziantepspor: 0-0

Besiktas'in, bir cok seyi iyi yapmasina ragmen, hucumda birseyleri degistirmeye calistigi ve bu sirada uretkenlik sorunu yasadigi ortada. Gaziantepspor maci da bu cumleyle ozetlenebilir pekala. Rakiplerin puan kaybetmeden ilerliyor olmasi takimin uzerindeki baskiyi arttiriyor, medyada da canlar calmaya basladi zaten. Sezonun gelisiminde camianin, olusan bu stres ortamini nasil idare edecegi ve Mustafa Denizli'nin ortaya koydugu bu yeni futbol modelini nereye kadar destekleyecegi buyuk rol oynayacak.

Yer: Inonu Stadi
Tarih: 29 Agustos 2009
Besiktas: Hakan, Ibrahim Kas (71' Ekrem), Sivok, Ferrari, Ismail, Ernst (83' Ugur), Fink, Tello, Serdar (75' Nobre), Holosko, Nihat
Gaziantepspor: Mahmut, Erkan, Deumi, J. Cesar, Olcan, Zurita, Murat Ceylan (92' Tolga), Erman, Ferdi (70' Ahmet), De Souza, Beto (87' Gokhan)

Besiktas artik alistigimiz sablonuyla sahadaydi yine. Erhan Guven'in yerine Ibrahim Kas, Ugur Inceman'in yerine de Tello'yu ortaya kaydirarak Serdar sahaya surulmustu ki eldeki 18 oyuncu goz onunde bulunduruldugunda bence ikisi de dogru hamlelerdi. Sablon ayniydi fakat sezonun geri kalan kismina gore gorunen en belirgin degisiklik Besiktas'in takim olarak oyunu daha onde oynama cabasiydi. Gecen haftaki Genclerbirligi macindan sonra bunun gerekliligini vurgulamistim zaten. O yuzden benim icin sevindirici bir gelismeydi. Umarim Inonu'ya mahsus bir taktik degildir bu ve takim savunmasina duyulan guven gelistikce Besiktas'in geri cizgisi rakip ortasahaya daha da yaklasir. Bu yolla takimin ustun savunma becerisinin ayni zamanda ofansif bir silaha donusebilecegini dusunuyorum.

Gectigimiz haftalardan gelistirerek tasidigimiz bir baska olgu da takimin surekli degiskenlik gosteren on alan dizilimi, kurulan dinamik yapi. Gaziantepspor karisisinda da Serdar-Nihat-Holosko ileri uclusu ve ortasahanin yaratici ayagi Tello surekli aralarinda yer degistirerek ve her topu cabuk oynamaya gayret gostererek sezonun geri kalaniyla gayet tutarli bir goruntu ortaya koydular. Buna "kafasi kopuk tavuk modeli" de diyen cikacaktir, ulke futbolunda gormeye cok alisik olmadigimiz bir konsept cunku. Ben "Organize Kaos" taniminin daha uygun oldugunu dusunuyorum. Pratige gecirmesi cok guc, ancak uzerinde ustalasildigi takdirde takima esik atlatabilecek bir model bu. Gunumuz ust duzey futbolunda pivot santrafor ve on liberolarin yavas yavas arka plana itilmesinin ardindan olusan yeni sentezde cok onemli bir yeri var bu dinamik yapinin. Bunun uygulanabilmesi icin en cok gereken de oyunun ofansif kisminda birden fazla pozisyonda rahatlikla oynayabilen, fakat ayni zamanda defansif gorevlerini aksatmayacak kadar disiplinli ve fiziki guc sahibi hucumcular. Bobo, Holosko, Nihat, Tello ilk etapta bu kategoriye yazabilecegim isimler. Yeni transfer Tabata ve mac basina 45 dakika oynadigi takdirde Yusuf da buraya eklenebilirler. Ikinci planda da yetenekleri itibariyle Batuhan ve Serdar Ozkan'i sayabilirim. Farkindaysaniz Nobre'nin adi gecmiyor iki grupta da, ama isin o kismina gecen gun degindik zaten. 

Neyse, cok dagilmayalim. Denizli'nin denedigi bu yeni modelin Super Lig icin ideal oldugunu dusunmesem de, Sampiyonlar Ligi'nde basari amaciyla ortaya kondugu var sayimindan yola cikarak desteklenmesi gerektigini dusunuyorum. Bence Besiktas'in -en azindan sezonun ilk etabinda- terazisi Sampiyonlar Ligi olmali ve bu surecte yasanacak Genclerbirligi, Gaziantepspor tarzi puan kayiplari bizim arka plandaki "buyuk resmi" gormemizi engellememeli.

Bunun disinda bu maca dair soylenecek cok da fazla birsey yok. Takim son derece canli ve istekliydi. Bence macin golsuz sona erisi buyuk olcude eldeki eksiklere baglanabilir. Kadro tam olsa, Mustafa Denizli bir sekilde 60'tan sonra bu oyunu acardi. Bunu gecen sene defalarca gorduk. Ancak kulubedeki tek alternatif sakatliktan henuz cikamamis Nobre olunca bu cok da mumkun olmadi. Oysa Batuhan bile bu maci acmaya yetebilirdi bence. Onun disinda Serdar'in 2007-08 sezonunun basindan beri en iyi futbolunu oynadigini not edelim. Bu, eger bir maclik bir patlama degil de surdurulebilir bir ilerlemenin sonucuysa, genc oyuncu sezonun ilerleyen bolumlerinde onemli roller ustlenebilir. Ama henuz bunun gerceklesecegini soylemek icin cok erken. Savunma tandemi, ozellikle de Ferrari, yine cok iyi bir mac oynadi. 4 lig macinda yenen 1 gol de bunu ispatliyor zaten.

Son olarak bir paragraf da Nihat icin acalim. Mustafa Denizli sezon basinda bir tercih yapti, ve agir bir sakatliktan ciktiktan sonra dogru duzgun sezon basi kampi dahi gecirmeyen Nihat'i oynatarak hazirlama yolunu secti. Bunun dogrulugu tartisilabilir. Ancak, Besiktas'a geldigi gunden bugune ortaya koydugu en onemli vasfi insan yonetimi olan Mustafa Denizli'nin bu konudaki tercihine saygi duymak gerektigini dusunuyorum. Ekstrem bir ornek bile olsa, Hakan Sukur'un Torino macerasindan sonra Galatasaray'a donup, ilk 5-6 haftayi benzer bir performansla -golsuz- gecip, daha sonra sezonu 30+ golle tamamlayisi geliyor aklima. Yani Nihat'i gelir gelmez savasin gobegine atma tercihi, su ana kadar yanlis bir secim olarak gozukse bile, bence sezon sonunda degerlendirilmeli. Ancak, bundan bagimsiz olarak, Nihat'in yasadigi gol atamama ve beklentileri karsilayamama stresinin her gecen hafta takima biraz daha zarar vermeye basladigini gozlemliyorum. Dunku macta da gerek vucut dili, gerekse yaptigi yanlis/bencil tercihlerle bunun sinyallerini vermeye devam etti. Sut pozisyonundaki Fink'in onunden topu alisi, kendisinin ofsayt oldugunu bile bile Serdar'in onundeki topa kosup 2'ye 0 pozisyonu heba edisi, penalti almak icin aciz bir sekilde kendisini yere birakisi gozumun onunde hala. Nihat'in transferini inceledigimizde, kendisinin saha ici performansindan cok, takima yapacagi tecrube ve liderlik katkisinin onemli oldugunu, ve siskin transfer bedelinin ancak bu sekilde hakli cikarilabilecegini soylemistik. Bu pencereden bakinca, su ana kadar gorduklerimin son derece cesaret kirici oldugunu soylemeliyim. Ancak kesin bir karara varmak icin henuz erken. Elbet goller atacak Nihat, durumu ondan sonra degerlendirmek lazim. 

Simdi milli mac arasi, ondan sonra da Ali Sami Yen'de Galatasaray ve Inonu'de Manchester United maclari. Gercekten kritik bir donemec. Iki galibiyet herseyi toparlayabilecekken, bir Galatasaray maglubiyeti takimin lig hedefinden buyuk olcude uzaklasmasina neden olabilir. Takimin mac yapmadan gecirecegi 14 gunluk mini kamp ilk 5 macta gorulen hatalarin onarilmasi ve sakatlarin iyilesmesi acisindan cok onemli. 

Besiktas - Gaziantepspor: 0-0

29 Ağustos 2009

Kargalar, Keciler, Kilavuzlar

Kargalar dedik, devam edelim. Hafta arasinda Mustafa Denizli, Galatasaray'in bugunden sampiyon ilan edilmesine tepki gosterdi ve bir sekilde lafi "Kilavuzu karga olanin burnu boktan cikmaz" demeye getirdi. Tepkinin hakliligi, dozu vs. degil derdim. Sadece, cok sevdigim bu sozden yola cikarak yonetimin baska bir icraatina deginecegim. 

Cok degil, asagi yukari 1 ay once Besiktas, A2 Takimi'nin antrenorlugune Sergen Yalcin'i getirdi. Getirdi getirmesine de, ben hala, kariyerinin 16-19 yas arasi genclere ibret olarak izlettirilmesi gerektigini dusundugum Sergen'in, "gelecegimiz" dedigimiz cocuklarin onune rol modeli olarak konduguna inanamiyorum. Blogun ilk gunlerinde Imam Osurursa Cemaat Sicar demistik. Bugun yapilanin bundan bir farki yok. Turkiye tarihinin belki de en yetenekli futbolcusu olmasina ragmen 32-33 yasinda asagidaki hallere dusmus, 3. lig futbolcusu olmus bir adamdir Sergen Yalcin. Bu yuzden benim gozumde "Kartal" degil "Keci"dir. Denizli'nin tabiriyle de "Karga"nin onde gidenidir.

O yuzden simdiden soyluyorum, yarin kalkip da Necip, Orhan, ve Omer takim elbiseli adamlarla gece kuluplerinde sampanya patlatmaya baslarsa kimse sucu bu cocuklarda aramasin. Kilavuzu karga olanin burnu boktan cikmaz.

O Zaman Nobre'nin Bu Takimda Ne Isi Var?

"...Tempolu, çabuk oynamaya çalışıyoruz. Hücum formatlarında değişiklik yapıyoruz. Geçen seneye göre yaptığımız bu değişiklik, çok kolay değil. İleride bunun meyvelerini göreceğiz..."
"...Geçen seneki hücum formatını kullansak, Şampiyonlar Ligi'nde etkili olamayız. Daha çabuk hücumcular kullanmamız lâzım..."
Mustafa Denizli, Besiktas-Gaziantepspor macindan sonra
Besiktas'in daha hizli futbol oynama ve hucumcularin rollerini mac icerisinde sikca degistirerek dinamik bir yapi olusturma cabasini biz de gozlemliyoruz. O yuzden, biz bu aciklamaya inanir, 4 hazirlik, 5 resmi macta duran toplar disinda atilan sadece 2 gole ragmen, bu vizyonun arkasinda durur, sabrederiz. 3 macta takimi sampiyonluk yarisinin disina atan "Kargalara" karsi da Mustafa Denizli'yi savunuruz. 

Ama, ne olur birisi ciksin ve yarin aciklasin: Besiktas "hucum formatinda degisiklik" yapiyorsa, "cabuk oynamaya" calisiyorsa, ve aksi takdirde Sampiyonlar Ligi'nde basarili olunamayacaksa, o zaman Nobre'nin bu takimda ne isi var? Dahasi, Holosko, Bobo, Sivok, ve Tello gibi sampiyonlukta basrol oynamis 4 oyuncu senede €1.1M ve altinda para aliyorken, hangi kritere dayanilarak Nobre'ye senede €2.3M karsiliginda 3 senelik garanti kontrat verildi

Yapilan isin, soylenen sozun tutar bir yani olmasi lazim. Yapmayin boyle, gozunuzu seveyim...

28 Ağustos 2009

Cifte Kupa Dopamininden Cacik Olmaz

FB ile GS'nin 4.'luk icin yaristigi sezonda toplasak 5 mac top oynayan BJK gecen sezon kupalari aldi. Egrisi dogrusuna denk gelerek kazanilan basarinin maddi getirisiyle isterdik ki takimin iskeleti korunularak bir ustyapi projesine girisilsin (hocasiyla sozlesmesi 1 sene olan takimdan altyapi hamlesi beklemek saflik olur).

Mustafa Denizli'nin adam adama markajli, Gokhan Zan'in libero oldugu 2-3-5 taktiginden vazgectigi ve rakiplerin cok para harcayarak kadro sifirladigi bir ortam var. Gelin gorun ki takimin yonetimi temel insani ihtiyaclarini gidermekten baska bir becerisi olmayan bir Lonso*'nun elinde. Butun sene sozlesmesi biten oyuncularin (Zan + Cisse) kusturulmesi ve FB ile sidik yaristirilmasiyla harcandigindan takim sanki yeni kurulmus, enkazdan transferle cikilmaya calisiliyor gibi bir izlenim veriyor. Gecen seneyle ayni pozisyonda oynayan bir Rustu, bir de Ernst kaldi galiba. Uzerinde 10 m Euro'luk emegimiz bulunan Bobo'yu bunun yarisina satamamakla mesguluz. FB'den transfer edip motive etmek icin Kadikoy'de kaptan yaptigimiz Nobre'yle Figer'in metreslerini finanse ediyoruz. "Al bu takim senin, aslansin, kaptansin, en cok maasli adamsin" dedigimiz Delgado'yu ameliyat etmek icin yaz ortasini bekledigimiz yetmemis gibi bir de sozlesmesini dondurduk. Tonla bonservis parasi saydigimiz Zapo'yu ustune para vermek suretiyle zorla kiralayarak yabanci sayisini azaltmaya calisirken Tabata'ya milyonlar dokmek uzereyiz.

Hayattaki amaci Ocak'ta bir daha secilmek olan Lonso'nun kulubun gelecegini ve gecmis degerlerini satmasina neden yeterince ses cikarilmiyor anlamiyorum. Ya ortalama BJK taraftari cakma FB olmaktan memnun, ya kongre uyeleri korkak, ya da benim sevdigim BJK bir daha guzellesemeyecek kadar yozlasti.

Bu baskan musvettesini asagi almak icin artik seviyeli protesto, demokratik secimi gectim. Her yol mubahtir, kuyruguna teneke baglayip kovmak lazim. Kartaca nasil Roma'lilarin sonsuz kayiplarina karsin yikildiysa, Lonso da ayni sekilde bozguna ugratilmalidir. Gerekirse oyunculari satip borc kapatalim, onumuzdeki 10 sene kupa almayalim. Yine de Necip'in kaptan oldugu, Ibrahim Kas gibilerin gitmesine goz yumulmadigi, Batuhan'in harcanmadigi BJK, su ankinden cok daha "benim" olur. 3. degil 33. sayfaya dussek yine takip ederim takimi, yeter ki "bizim cocuklar" oynasin, forma beyaz sort siyah olsun.

FB Brezilyali transferleriyle, GS Rijkaard/Derwall vizyonuyla, BJK ozkaynagiyla guzel. Demiroren'le gecen her gun bu trilojinin kanimca en guzel ayagi eriyor. Kazara CL'de basarili olur da TSL'de lider girersek secime sakin aklinizdan cikmasin. Cifte kupa dopamini gelir gecer, gelenek bakidir. Baba Hakki'nin, Suleyman Seba'nin emegini dusunmeden sandiga gitmeyin.

* Daha dun Tarantino filmi seyrettim. Pulp Fiction'daki ici parlak canta gibi Lonso'nun da bana gore bir anlami var, ancak icini dilediginizce doldurabilirsiniz.

Total Futbol 18/08/2009



Total Futbol programinin 18 Agustos 2009 tarihli bolumunden Amerika Deplasmani tanitimi... Bu vesileyle Total Futbol ekibine ve ozellikle Ali Ece'ye bir kez daha tesekkur etmek istiyoruz. Ya egosu kendinden buyuk, ya da cikar kaygisiyla dusunduklerini soyleyemeyen sozde "gazetecilerle" dolu su ortamda bizler icin cok guzel bir ornek kendisi. Bizi yeni blog ve okuyucularla bulusturdugu icin gercekten minnettariz.

Total Futbol, Sali aksamlari saat 21:00'de SKY Turk'te.

27 Ağustos 2009

Rengimiz Belli Olsun - Premier League 2009-10

Bundesliga ve Lige 1 ile basladigimiz mini seriye Premier League ile devam ediyoruz. Ikimizin de Avrupa'da en yakindan takip ettigi lig olmasi acisinda EPL'in yeri bizim blog icin ayri.

Yeni sezon gectigimiz 2-3 seneye gore cok daha cekismeli gececege benziyor. Kadrosundan iki cok onemli fire vermis olan Manchester, oturmus kadrosuna ragmen iki senede 5. teknik direktoruyle calisiyor olmanin zorluklarini yasayacak olan Chelsea, Xabi Alonso'nun kaybiyla zayiflayan Liverpool, ve Arsene Wenger'in her gecen gun daha cok tecrube kazanan ama ayni zamanda her sene kadrosundan onemli birkac ismi yitirmesine alistigimiz Arsenal'i gercekten biz futbol sevdalilarina ozel bir sezon yasatabilirler. Peki biz kimleri destekliyoruz? Cevabi asagida..

Redman - Everton

Blogu iyi kotu takip edenler, ikimizin de arka planda Everton'i destekledigini biliyorlardir. David Moyes'in Maviler'i ligin geri kalanina kiyasla cok daha kisitli imkanlarla, ince elenip sik dokunarak kurulmus cok ozel bir ekip gercekten. Ama yeni sezona, gectigimiz sene gibi, yine sorunlu basladilar. Yapilan eklemeler kisitli. Manchester City'den Jo bir seneligine daha kiralandi, Valencia'li Ever Banega'nin da yine kiralanmasi icin son rotuslar yapiliyor. Lokomotiv'den £9M karsiliginda gelen Diniyar Biyaletdinov hakkinda cok net bilgi sahibi degilim. Oynadigi pozisyon itibariyle isabetli bir tercih oldugunu soyleyebilirim ama. Moyes'e Pienaar'i gerektigi zaman ortaya ya da saga kaydirma sansi taniyacak olmasi avantaj. Bunun disinda Amerika'nin alt liglerinden "ya tutarsa?" denerek kadroya katilmis iki isim var - tamamen kapali kutular. Joleon Lescott'un neredeyse bir aydir devam eden transfer bilmecesi de gectigimiz gun cozuldu sonunda. Moyes ligin en iyi savunmacilarindan birisi olan Lescott'i kaybetmeyi kabullendi ve ozellikle Everton gibi maddi olanaklari sinirli bir takim icin hic de yabana atilmayacak bir miktar -£24M- karsiliginda yildiz oyuncusunu Manchester City'e satti. Everton'in bu transfer oncesi yeni oyuncular icin ayirdigi butcenin £12M oldugunu ve bugun takimin iskeletini olusturan Howard, Jagielka, Arteta, Cahill, ve Yakubu beslisinin toplam maliyetinin £24M'un altinda oldugunu not edeyim. Tek sorun ise transfer doneminin sonuna gelinmis olunmasi. Bu sezonun nasil gelisecegini biraz da Moyes'in eline gecen bu sicak parayi nasil harcayacagi belirleyecek.

Sezon Everton adina sikintili baslamis olsa da bu takima sakatliklari suren Jagielka, Arteta, ve Yakubu gibi 3 cok onemli ismin eklenecegini unutmamak lazim. Rodwell ve Gosling gibi iki cok onemli genc oyuncunun da artacak rolleri dusunuldugunde gelecege umutla bakmak icin yeterli sebep olduguna inaniyorum. Ozellikle yukaridaki resimde gectigimiz hafta Sigma Olomouc'a attigi mukemmel golun arkadan cekimini gordugunuz Jack Rodwell'in 2-3 sene icinde Ingiltere'nin en onemli yildizlarindan bir tanesine donusmesi kimseyi sasirtmamali. Bunlari soylerken en onemli guvencem de Ada'da jenerasyonunun en parlak teknik direktoru olarak gosterilen David Moyes'in varligi. Iskocyali onceki senelerde yaptigi gibi, yine bir yolunu bulup eksikleri giderecek, Everton'a artik kendileriyle ozdeslestirdigimiz sert, savunmasi saglam, oyuncularin her mac 110%'larini sahaya koyduklari futbolu oynatacaktir. Bence Maviler icin ideal hedef ligi ilk 6'da bitirip kupalarin en az bir tanesinde onemli miktarda yol kat etmek olmali. Keza Manchester City ve Tottenham'in yaptiklari atilimdan sonra ilk 4'e girmelerinin cok da mumkun oldugunu dusunmuyorum.

Ama bizim icin fark etmez, Everton gonullerde sampi ne de olsa. 

Sampi - Arsenal

Kurban oldugum Arsene Wenger kendi takimini tutsa onu bile desteklerim. Yemeden icmeden kesip stad yaptiklari gibi surekli cari fazla vererek hala buyuklukten odun vermemelerine hayranim. Besiktas'in gelecegini ipotek ederek cifte kupa kazanmasindansa Arsenal gibi gelismeye acik 4. olmayi tercih ederim.

Arsenal gecen sene sakatliklar nedeniyle potansiyelini ortaya koyamadi. Su anda moda dizilis 4-3-3'e donme surecindeler. Son zamanlarda yaptiklari en pahali transfer coklayici forvet Arshavin'le delicilik ve hiz kazandilar. Ileri ucta Van Persie'nin yeri garanti. Surekliligi yok, rakip stoperleri dove dove kalenin icine sokmaz, ama cok ters hareketlerle bel suyu alir kendisi. Obur coklayici icin oldukca cesitli alternatifler var. Ornegin Eduardo bitirici, Walcott sprinter ve top surucu, Bendtner ise hava topu indirici. Everton'i sanslariyla beraber dagittiklari macta sag kanatta sandel hedefi tipinde bir forvet oynatmalari ilginc bir ayrintiydi. Benzerini David Moyes Fellaini'yi orta sahada oynatarak yapiyor. Bolgelerine ait olmayan fizikleriyle bu tip oyuncular (tabii top teknikleri yeterliyse) farklilik yaratabiliyor. Hatta bu akimdan esinlenip Batuhan'in forvet arkasi olarak devsirilmesini bile onermistim.

Neyse, Arsenal'e geri donelim. En zayif halka cok net bir sekilde kaleci. Ne zaman yumurtlayacagi belli degil. Onunde yeni transfer Vermaelen ve kaptanligi alinan Gallas oynuyor. Topu baktigi yere atabilen, nispeten cabuk oyuncular. Vidic veya Hyppia tarzi Tarzan'la duvar arasinda gidip gelen fizikleri yok ama kirilgan degiller. Beklerin depar ozelligi ve hucum katkisi Big 4'un diger elemanlariyla asik atacak durumda. Orta sahada Alex Song'un direnciyle Fabregas/Denilson'un yumusak bilekleri yeteri kadar sertlik saglayabilecek mi emin degilim, ama top kapildiginda kontraya cok cabuk cikilacagindan suphem yok. Arsenal'in biraz daha dirayetli olmasi gerektigini dusundugum tek konu yildizlasan oyuncularini kalmalari icin ikna edememeleri. Henry'yi anlayabiliyorum bebeleri beklemek istemedi, ama Adebayor'un beraber buyudugu yoldaslarini satmasini yadirgadim. Hedefleri dogrultusunda Adebayor'un bir sekilde (belki gonlu alinarak, belki kaptanlik verilerek, belki takimdaki en fazla kazanan oyuncu yaparak) tutulmasi taraftariydim. 20 kusur m papel kazandilar ama ustunde 30 m'luk emekleri vardir.

Ingiltere'de begendigim formatta yapilanan cok takim var aslinda. Ancak Arsenal'i ozellikle secisimin nedeni Liverpool'un sampiyonlugu satarcasina Xabi Alonso'ya yol vermesi ve Man Utd'in isin tadini kacirmasi. Chelsea'ye ise sahibinin karsiligi olmayan paralari nedeniyle bir antipatim var. Cok laf yalansiz, cok para haramsiz olmaz diye laf vardir. Bosuna soylenmemistir. TSYD kupasi seklinde gecen EPL'de model alinmasini istedigim pilot takim Arsenal oldugundan destekliyorum kendilerini. Buyuk ihtimalle ilk 10 hafta muthis baslayip sonra kadro darligindan cokerler ama olsun, gittigi yere kadar artik...

Begendigim formatta takim demisken biraz acmak lazim sanirim. Ornegin Wigan ve Stoke City gures takimlari farkindalar ki Joga Bonito'yu oturtana kadar ya kume duserler, ya da oturtma surecinde parlayan yildizlari kacar. Bu durumda 11 tane ortalama forma ebadi XXL olan azmani sahaya kafa derisi yuzmeye cikarmak ligde kalmanin, dolayisiyla EPL pastasindan bir parca koparmanin en kolay yolu. Yuksek konsantrasyonla topun arkasina gecip hormonlu forvetlerle kontratak yapmak, duran toplarda ceza sahasina dolusmak en mantiklisi. TSL'deki Anadolu takimlari da bu yone dogru kaymaya basladi zaten. Ornegin Ziya Dogan'in Ayman'i kaptan yaptigi takimi, Sivas'in gecen seneki direncli hali, Genclerbirligi'nin yeni sablonu bu yontemi kullanmaktalar. Futbolun icine ediyorlar ama sahip olduklari kaynaklari en efektif kullanmanin yolu budur. Aston Villa ve Everton gibi hocalariyla uzun sure calisan, istikrarli ve ustune koyarak ilerleyen takimlara saygim sonsuzdur. Ancak AV Barry'yi, Everton da Lescott'u satarak (ki ederleri veya daha fazlasina gittiler) erezyona ugradilar. Ozellikle Barry'nin satilmasi kanaatimce cok anlamsizdi, cunku onun takimda olmasi 4.'luk ile 5.'lik arasindaki farki yaratabilirdi. O zaman bonservis bedelini CL parasiyla cikarabilirdi.

Neticede Alex Ferguson hoca, Drogba forvet degil. Kolumu kesseler akyuvar ve alyuvar akar, o kadar Arsenal'liyim bu sene.

CL 2009-10: Kura Zamani


Bugunku eleme maclari sonunda gruplar sekillendi. Klise tabirle "heyecanli bekleyis" icerisindeyiz artik. Sayisal Loto'dan farki yok bu noktada yapilan "tahminlerin" ama gonlumuzden geceni yazmaya engel degil tabii ki bu.

1. Torba - Liverpool: 1. torbadan kim gelirse gelsin, Besiktas'in gruptan cikma sansi acisindan bir farki olacagini sanmiyorum. 1 numarali seri basi ile ne zaman oynadiginiz daha belirleyici oluyor genellikle. O yuzden biraz da icimdeki intikam durtusuyle Liverpool'u istiyorum. Son sefer puanlar 3-3 paylasilmasina ragmen canimiz biraz sikilmisti. Ancak bugunku takim defansif acidan o gunkunden fersah fersah otede. O yuzden Anfield'a bir daha gidelim istiyorum. 

2. Torba - AZ Alkmaar: 3. torbadan kuraya girip de elemelere kalmak istiyorsaniz, 2 numarali seri basini al asagi etmek zorundasiniz. Bu yuzden 2. torbanin en zayif takimi olarak gordugum ve Van Gaal'in eksikligini, henuz pek gostermese de, sezonun ilerleyen kisminda derinden hissedecegine inandigim AZ Alkmaar gonlumden gecen takim. Almanya/Hollanda ekseninde her zaman lehimize islemis olan gurbetci faktorunu de hesaba katiyorum bunu soylerken.

4. Torba - Standard Liege: Yaygin kaninin aksine 4. torbadan gelecek takimin guclu olmasinin Besiktas icin sans olacagini dusunuyorum. 2 numarali seri basini hedef aldigimiz icin oraya dis gecirebilecek bir takim her zaman daha iyidir. Elbette Wolfsburg biraz agir kacabilir, o yuzden tercihimi Standard Liege'den yana kullaniyorum. Arka planda takip ettigim bir takim zaten Standard, o yuzden -en azindan benim icin- seyretmesi keyifli bir eslesme de olur ayni zamanda. 

Gonlumden gecenleri yazdim, ama kim cikarsa ciksin cok heyecanli bir maraton olacagi kesin. Bence kadro ve oynanan futbol itibariyle 2003-04 sezonu disinda hicbir zaman bu kadar Sampiyonlar Ligi'ne hazir olmamisti Besiktas. O yuzden beklentilerin asilabilecegine, biraz kura biraz da futbol sansiyla iyi yerlere gelinebilecegine inaniyorum. Rakipler ve fikstur belli olunca cok daha detayli bir degerlendirme yapariz elbette.

25 Ağustos 2009

Romanya Futbolu

Son donemde Romanya futbolunda gercekten enteresan gelismeler yasaniyor. Ceausescu rejimi sonrasi olusan carpik yapinin duzeltilmesi yonunde ciddi adimlar atiyorlar. Gectigimiz sezonu sampiyon kapatan, Dan Petrescu'nun calistirdigi Unirea Urziceni de bu transformasyonun merkezine oturmus durumda. Romanya Liga 1'e 2006'da yukselmis 20,000 kisilik bir kasabanin takimi Unirea. Haliyle de "Bukres Devleri" Steaua, Rapid, ve Dinamo'ya kiyasla gerek ekonomik, gerekse lobi gucu bakimindan oldukca gerideler. Ancak kisitli imkanlarina ragmen takim oyunu ve istikrar uzerine insa edilmis basarili bir takim kurmuslar ve bu yolla sozde buyuklere iki senedir kok sokturuyorlar. Bir baska surpriz takim CFR Cluj'un sampiyon tamamladigi 2007-08 sezonunda ikinci olmuslardi, 2008-09 sezonunu da sampiyon tamamladilar. Ancak bu basari, basit bir peri masali degil kesinlikle. Degerini anlamak icin Romanya futbolunda perde arkasina yasananlara bakmak gerek.

Juan Figer kadar olmasa da ulkemizde iyi taninmis, zamaninda bizim buyuklere bas agrisi yaratmis futbol kisiliklerinden birisidir Gigi Becali. Hakkinda biraz arastirma yapana kadar Romanya'da ne kadar etkili bir sahsiyet oldugunu bilmiyordum kendisinin. Meger kulup baskanligindan (Steaua) politikaciliga, tesvik primlerinden rusvet iddialarina uzanan, oldukca cesitli fakat bir o kadar da karanlik bir maziye sahipmis. Soz konusu Romanya futbolu olunca, hangi tasi kaldirsaniz, altindan Becali cikiyor. 2008 yilinda Steaua asbaskaninin, icinde £1.5M nakit para olan bir canta ile Universitatea Cluj'lu yonetici ve futbolcularla basilmasinin ardindan acilan dava hala devam ediyor mesela. Davanin ertelenmesi icin tum siyasi gucunu kullanan Becali'nin, ayni zamanda Nisan ayinda kovulan milli takim teknik direktoru Victor Piturca tarafindan yanlis ifade vermek suretiyle korundugu da iddia ediliyor. Becali'nin rusvet iddialarina cevabi ise tesvik priminin kanun disi olmadigi yonunde. Kendisi hakkindaki iddialar bununla da sinirli degil. Ayni zamanda Cooperativa adi verilen, perde arkasinda maclari ayarlayarak kimin ligde kalip, kimin Avrupa kupalarina katilacagini kontrol eden (ya da etmeye calisan) grubun liderlerinden oldugu biliniyor. Ulkemizde de orneklerine sikca rastladigimiz, vergi kacirmak amaciyla transfer ucretlerinin oldugundan dusuk gosterilmesi "pratikligi" de Becali hakkindaki suclamalardan bir tanesi. Konuyla ilgili arastirma yaptikca Becali ile yakin iliskiler icinde olan bizim Gheorghe Popescu'nun da benzer vukuatlari oldugunu ogrendim. Oyle ki eski Galatasarayli, gectigimiz sene, menajerligini yaptigi oyuncularin transferlerinden vergi kacirildigini kabul etmis ve yaklasik £300,000 civarinda bir ceza odemeyi kabul ederek menajerlik yapmayi birakmis. Davasi ise hala devam ediyor. Popescu'nun komunizm doneminde istihbarat ajanligi yaptigi ve arka planda Romen futbolunun karanlik yuzlerinden birisi oldugu ciddi sekilde yaziliyor.
Bu bilgiler isiginda ligin oynandigi ortam konusunda bir fikriniz olusmustur. Saha icine geri donelim. Unirea icin sezonun donum noktasi ligin bitimine 12 hafta kala hakem komitesi baskani ile beraber 3 hakemin sike suclamasiyla tutuklanmasi olmus. Bu olay uzerine Romanya futbol federasyonu, sayginligi ciddi anlamda tehlikeye giren ligi kurtarmak ve kaybolan adalet hissini geri getirmek adina, ligin geri kalaninda, basa guresen takimlarin tum maclarina yabanci hakemler atamaya karar vermis. Bu noktada Petrescu'nun takimi lider Dinamo'nun 4 puan gerisinde, 3. Rapid'in 1 puan onunde 2. sirada. Yabanci hakemlerle oynanan 12 hafta sonundaki tablo ise oldukca carpici: Unirea, Dinamo'nun 5, Rapid'in 15 puan onunde sampiyon tamamliyor sezonu. Ayni zamanda bir baska "kucuk" takim Timisoara da Urcizeni'nin arkasindan ikinci. Bir baska deyisle ithal hakemlerle oynanan 12 haftanin puan durumu Unirea Urcizeni: 28, Timisoara: 21, Dinamo: 19, Steaua: 19, Rapid: 14 seklinde. Bu tabloyla ilgili en guzel yorum da Dan Petrescu'dan gelmis. "Yabanci hakemler olmasaydi, Unirea kesinlikle sampiyon olamazdi" diyor genc teknik adam. Unirea, bu sezon Sampiyonlar Ligi'ne direk katiliyor. Timisoara ise buyuk ihtimalle on elemeyi gecemeyip yoluna Europa Cup'ta devam edecek.

Dedigim gibi, yasanan gelismeler gercekten ilgi cekici. Romanya futbolunun sorunlarinin bizimkilerle neredeyse bire bir ortusuyor olmasi da gayet dusundurucu. Sahsen, baskentin buyuk takimlarinin bu iki senelik "Anadolu ihtilali"ne nasil cevap verecegini merakla bekliyorum.

23 Ağustos 2009

Genclerbirligi - Besiktas: 0-0

Takimin tatsiz sezon baslangici devam ediyor. Besiktas gecen sezonun akisi icerisinde sampiyonlugun gelmesinde cok onemli rolu olan Ankara deplasmanlarinin ilkinden beraberlikle donuyor. 3 macta kaybedilen 4 puan, 5. haftadaki Galatasaray deplasmaninin degerini daha da arttirdi kesinlikle.
Yer: 19 Mayis Stadyumu
Tarih: 22 Agustos 2009
Genclerbirligi: Serdar, Orhan, Radeljic, Ilhan, Aykut, Cem, Tozo, Harbuzi (88' Bilal), Burhan, Mustafa, Kahe
Besiktas: Hakan, Erhan (46' Ridvan), Sivok, Ferrari, Ibrahim (79' Ismail), Ugur, Fink (46' Nobre), Ernst, Holosko, Tello, Nihat

Mac oncesi Besiktas kadrosunu kime sorsaniz, yukaridaki 11'de Ugur'un yerine Nobre'yi yazardi herhalde. Ancak Mustafa Denizli'nin illa ki kenarda oyuna sonradan girerek etki edebilecek birilerini oturtma huyuna alistigimizdan, ben acikcasi bir farklilik bekliyordum yine. Nihat olabilirdi bence, Nobre oldu dun kenarda oturan. Ugur Inceman tercihiyle Besiktas ortasahasi son derece defansif bir karaktere burunmustu. Bu yapi daha ofansif bekler olan Ismail ve Ridvan ile dengelenebilirdi, ancak Mustafa Denizli'nin tercihi bu yonde olmadi. Ayrica Ferrari'nin ve ozellikle Sivok'un oyuna daha cok katilmasini bekledim, ancak ilk yarida Sivok'un 2, ikinci yarida da Ferrari'nin 1 bindirmesi disinda bu ikili topla birlikte ortasahayi dahi gecmediler. Boyle olunca da takim son derece kisir bir goruntu cizdi. Sezon basindan beri alistigimiz, 11 kisiyi topla kalenin arasina geciren disiplinli anlayis -en azindan ilk 45 dakikada- yine sahadaydi. Yine on alan oyunculari ortasahanin biraz onunde rakibe set cektiler ve geri dortlu olabildigince ileri cikarak oyunu -savunmadayken- 30-35 metreye sikistirdi. Sezonun su ana kadarki kismindan ileriye tasinabilecek en onemli arti da bu zaten.

Savunma ve ortasahadan hucuma herhangi bir destek gelmeyince, zaten tipik bir cezasahasi golcusunden yoksun sahaya cikan Besiktas'in gol bulma sansi gercekten mucizelere kalmisti. Tello veya Nihat'dan ozel bir hareket, rakip savunmadan buyuk bir hata, ya da belki bir duran top. Gencelerbirligi yuksek konsantrasyonla oynayinca bunlarin hicbiri gerceklesmedi ve macin ilk 45 dakikasi 0-0 gecildi. Ferrari-Sivok ikilisi aralarinda yasadiklari bir anlasmazlik disinda iyi bir oyun ortaya koydular. Holosko ise beklenmeyecek kadar daginikti, ofsayta dustugu 3 pozisyon da onlenebilirdi bence.
Ikinci yarida Nobre'nin orta ucluden birinin yerine girmesi zaten macin basindan beri beklenendi, oyundan cikan Fink oldu. Ayrica ilk yarida tum iyi niyetine ragmen 4 kotu orta yapan Erhan, yerini, belki de macin basindan itibaren oynamasi gereken, Ridvan'a birakti. Bu noktada beklenti Tello'nun ortasahanin ortasina kaydirilip, ileride Nobre'nin Holosko ve Nihat tarafindan desteklendigi Besiktas'in klasiklesen duzenine donulecegiydi. Ancak beklenen olmadi ve Denizli, Super Kupa'daki Fenerbahce macinin ikinci yarisinda yaptigi gibi Tello'yu ve forvetlerden birini iki kanada cekerek Nihat ile Nobre'nin ortada yan yana oynadigi 4-4-2/4-2-4 dizilisine dondu. Buradan sonrasi o gunku mac yazisindan: "...Ancak Denizli, gectigimiz sezon sikca yaptigi gibi bizi bir kez daha sasirtarak Nihat'i Nobre'nin arkasina yerlestirdi ve Yusuf'tan bosalan sag kanada Tello'yu kaydirdi. Bu hamleyle beraber takima denge saglamak adina Bobo ve Tello'nun biraz daha geri cekildigini ve Tello-Ernst-Fink-Bobo'lu bir orta dortlu olustugunu gorduk. Bence macin taktiksel anlamda kirilma noktasi buydu. Mevcut oyun sisteminde Besiktas'in topu ayaginda tutmasini ve rakip yarisahada pas yapmasini saglayan iki tane oyuncusu var - Tello ve Yusuf. Onlar iyi oldugu zaman Ernst de, forvetler ve bekler de oyuna katiliyor ve takim oyunu kontrol ediyor. Bunlardan bir tanesi cikip digeri de merkezden kenara surulunce Besiktas pas yapamaz oldu ve oyunun ibresi Fenerbahce'ye dogru kaydi. 10 gun once askerden donen Nihat'in henuz hic hazir olmamasi de bunda onemli etkendi. Takimin adeta 4-2-4 seklinde dizildigi ve on alandaki kompakt yapinin bozuldugu bu donemde ozellikle Sivok onemli mudahaleler yaparak takimi ayakta tuttu. Biraz da bu yuzden yaptirdigi penalti buyuk sanssizlikti..." 

Bu macin ikinci yarisi icin soyleyebilecegim baska birsey gercekten yok, Besiktas'in yapisinin tamamen yerle bir oldugu ve oyunun 75-80 metreye yayildigi bir 45 dakika seyrettik. Bence gol yenmemis olmasi biraz savunmanin marifeti, biraz da sansin Besiktas'in yaninda olmasindandir. 

Bugune kadar seyrettigimiz 4 resmi maca bakarak belirli cikarimlar yapmak mumkun. 
1. Ozellikle Yusuf ve Delgado yokken, takimin tek yaratici ayagi Tello kesinlikle sahanin merkezinde yer almali. 
2. Besiktas'in, yetenekleri kisitli Nobre ve formunu henuz bulamamis olan Nihat'a yer acmak icin Bobo ve Holosko'yu kaleden uzakta oynatmak gibi bir luksu yok.
3. Rakip yarisahada kullanilan korner ve frikiklerde takim geride cok buyuk bosluklar birakiyor. Maci tribunden canli seyretmeden bu problemin nereden kaynaklandigini soylemek guc. Ancak sebep ne olursa olsun, takimin cani yanmadan, bu sorunun uzerinde calisilmasi gerektigi asikar. 
4. Takimin disiplinli savunma yapma cabasi -defalarca soyledigim gibi- oldukca sevindirici. Ancak ozellikle kesin favori olarak cikilan maclarda rakibe biraz daha onde basmakta fayda oldugunu dusunuyorum. Gerek hucum oyuncularinin mucadele gucu, gerekse savunma tandeminin oyun bilgisi 10-15 metre daha onde oynamaya musait bence.

Onceden de soyledigim gibi, bence henuz panik yapacak bir durum yok. Takimin hem eksigi cok (dunku macta oynayamayanlar Bobo, Yusuf, Delgado, Ekrem, Ibrahim Toraman, Rustu), hem de onemli oyunculari henuz form tutmamis durumda. Inonu'deki sezonun gercek anlamda ilk maci kayipsiz gecilip ondan sonra gelecek milli mac arasi da iyi degerlendirildigi takdirde cok fazla bir kayip yasanmadan bu tatsiz donemin sona erecegini dusunuyorum. 5. haftadaki Galatasaray maci sezonun nasil gelisecegi konusunda onemli rol oynayacaktir. 

Arada sirada yaptigim gibi bir kisa paragraf da macin hakemine ayirmak istiyorum. Koray Gencerler cok da alisilmadik yoldan A Klasman orta hakemi olmus isimlerden bir tanesi. Super Lig'de birkac sezon yardimci hakem olarak gorev aldiktan sonra Bank Asya'da orta hakem olarak gorev yapip, oradan tekrar Super Lig'e yukseldi. Bildigim kadariyla da en cok gelecek vaad eden Turk hakemlerinden birisi olarak gosteriliyor kendisi. Gencerler'in dunku maci oldukca iyi yonettigini dusunuyorum. Neredeyse tum faul/avantaj yorumlari dogruydu ve macin sertligini cok guzel ayarladi. Cok zor bir mac olmasa da oyuncularla iliskisini de iyi buldum. Bence tek hatasi Sivok'u ikinci sari karttan atmamasiydi. Bunu da simdilik "3 Buyuk'ten oyuncu atmaya cesareti yetmedi" yerine "yorum farki" olarak gormek istiyorum. 

Genclerbirligi - Besiktas: 0-0

22 Ağustos 2009

Ibrahim Kas Transferi

Eger Bursaspor'a odenmesi gereken $1M zamaninda odenir de federasyondan lisansi cikarabilirse, Besiktas'in son transferi Ibrahim Kas olacak. Altyapi cikisli oyuncu Bosman transferiyle Getafe'nin yolunu tuttuktan sadece 1 sene sonra kiralik olarak "yuvasina" geri donuyor. Isin bu kismi kafalarda soru isareti yaratiyor olsa da ben cok onemli bir sorun gormuyorum. Bedavaya takimdan ayrilmis olmasi Ibrahim'in degil, Besiktas yonetiminin hatasidir benim gozumde. Yazinin sonunda soyleyecegimi de simdiden soyleyeyim, bence mevcut sartlar goz onunde bulunduruldugunda cok dogru bir transfer.

Ibrahim Kas hem sert fizigi hem de cabuklugu sayesinde iyi bir stoper olmak icin yeterli potansiyele sahip bence. Kaldi ki her zaman kendisini Gokhan Zan'dan da Ibrahim Toraman'dan da daha cok begendigimi soylemisimdir. Ibrahim'in en buyuk sanssizligi piyasaya biraz gec ciktigi icin yeteri kadar mac oynamamis olusudur. Tigana da zamaninda gelecegi cok parlak oyunculari oldugunu, fakat tecrube eksikligi nedeniyle sampiyonluk yarisi icerisinde onlara yer veremediginden yakinmis, buna en belirgin ornek olarak da Ibrahim Kas'i gostermistir. Ust duzeyde toplam 30 kusur lig maci ve 3 milli mac, 1986 dogumlu, Milli Takim'in alt kademelerinde de cok forma giymemis, 23 yasinda bir stoper icin yeterli degil kesinlikle. Ancak bu tecrube eksikliginin lig ve kupa maclarinda cok da onemli bir sorun teskil edecegini dusunmuyorum. Sadece Sampiyonlar Ligi'nde Ibrahim'in adini kadroya yazarken iki kere dusunmek gerek.

Burada yazdigim sezon basi degerlendirmesinde mevcut kadroya baktigimda gozume carpan en onemli sorunun savunma ve ortasahadaki alternatif eksikligi oldugundan bahsetmistim. Ibrahim Kas'in gelisi bu anlamda cok cok onemli bence. Bu transferle beraber hem 4. stoper bulunmus hem de ortasahada sakatliklar/cezalar sonucu dogabilecek sorunlar icin onlem alinmis oldu. Yukarida bahsettigim yazida Ernst-Fink ikilisine kadro icinden en ideal alternatiflerin Sivok ve Ekrem Dag oldugunu soylemistim. Ibrahim'in katilimiyla bu iki opsiyon da rahatca kullanilabilir hale geldi. Bu transferle olusacak tek dezavantaj Ridvan ve Necip gibi genclerin biraz daha geri plana atilmasi olacaktir ki, ikisini de cok fazla seyretmedigim icin bunun ne kadar buyuk bir kayip oldugu konusunda kolaylikla fikir yurutemiyorum. Kadroya baktigimda ozellikle Ridvan'in kiralik olarak gonderilmesinin isabetli olacagini soyleyebilirim. Necip ise kadroda kalip Ernst'in kanatlari altinda daha cok asama kaydedebilir.

Mesut Ozil'i Seyrediyor Musunuz?

Almanya'da bu sezon en cok merak edilen konulardan bir tanesi, Diego'nun Juventus'a transferi sonrasi Werder Bremen'de onu acilan Mesut Ozil'in nasil bir performans gosterecegiydi. Turk asilli genc oyuncunun UEFA Kupasi finalisti takimin oyunkurucusu, lideri, taraftarlar nezdinde de kahramani olan Brezilyali'nin yerini ne olcude doldurabilecegi herkes tarafindan merak ediliyordu. Buna cevaben Mesut, yazin muhtesem bir U21 Avrupa Sampiyonasi performansi sergilemisti, yeni sezona da cok formda girdi. Su ana kadar Werder'in 2 lig ve 1 Europa Cup macinda toplam 3 gol ve 3 asisti var, bir o kadar da direkten donen topu ve gol olmayan spektakuler pasi. Werder gibi top yekun hucum eden bir takimda bu istatistiklerin aldatici olacagi dusunulebilir, fakat bahsettigim maclari -ya da ozetlerini- izlerseniz, yaptigi gol/asist katkisinin sahaya koydugu oyunun yaninda sonuk kaldigini goreceksiniz. Uzun zamandir topla rakip savunmanin arasina bu kadar rahat penetre edebilen bir oyuncu daha gormedigimi rahatlikla soyleyebilirim.
Mesut aslinda bugunun ipucunu gectigimiz sezondan veriyordu. Bremen'in meshur baklava seklindeki ortasahasinin sol icinde -ideal pozisyonu olmamasina ragmen- buyuk basariyla oynamisti. Bu sezon ise Diego'nun takimdan ayrilmasi ve Thomas Schaaf'in ortasaha duzeninde yaptigi degisiklikle hem ideal pozisyonunda oynuyor, hem de takimin oyun ici lideri olarak her turlu sorumluluk ve yetki ile donatilmis durumda.

Burada benzer bir konuya Galatasaray ozelinde deginmistim. O gun anlatmaya calistigim, Galatasaray'in kendini ispat etmis, kariyerinde cok onemli bir yukselis icine girmis genc oyuncularina gereken ortami hazirlamadigi, ve bunun Sari-Kirmizililar adina cok buyuk bir kayip olduguydu. Ayni hataya Besiktas'in Batuhan Karadeniz ozelinde dustugunden de defalarca bahsettik burada. Iste Werder Bremen, Mesut Ozil orneginde bu isin nasil yapilmasi gerektigini en guzel sekilde gostermistir bence. Diego'nun kariyerinin sonuna kadar Bremen'de kalmayacak kadar iyi bir oyuncu oldugu belli oldugu anda O'nun alternatifi olarak Mesut'u transfer etmislerdi 2007-08 sezonu devre arasinda. 2008-09 sezonu basinda Diego'ya cok cazip teklifler olmasina ragmen, Brezilyali'yi -alternatifi henuz hazir olmadigi icin- takimda tuttular. 2008-09 Mesut'un A Takim'a entegrasyonu ve Diego'nun altinda, tribunler ve medyadan cok baski hissetmeden bireysel gelisimini surdurmesi adina cok onemliydi. Bu basariyla gerceklestikten sonra da Diego'yu cok iyi bir fiyata satip Mesut'un onunu actilar zaten. Thomas Schaaf'in Mesut'un yeteneklerini daha rahat kullanabilmesi icin, yillardir kendisiyle ozdeslesmis olan baklavali ortasahasini bozup, ortada Frings ve Borowski'nin yer aldigi, oyun kurucularin (Mesut, Marin) kanattan iceri kat ederek oynadigi bir 4-2-2-2 turevine gecmis oldugunu da not edeyim. 
Yetenek yonetimi, futbol yonetiminin en onemli parcalarindan birisi gunumuzde. Kuluplerin kaderi cogunlukla ellerindeki oyuncularin potansiyellerini nasil degerlendirdiklerine gore sekilleniyor. Bu noktada basarili olabilmek icin de cok ciddi ve gercekci bir planlama ortaya konmasi sart. Werder Bremen eger sezon basinda "Biz UEFA Kupasi finalistiyiz" deyip Diego'yu takimda tutsaydi, ya da O'ndan gelen paranin beste biri ile Lincoln'u transfer etmis olsaydi, bugun bu yaziyi yazmak mumkun olmazdi. Onlar ise Diego'nun sorumluluklarini -1.5 senedir bugun icin hazirladiklari- Mesut'a devredip, gelen paranin bir kismi ile de yine cok potansiyelli bir baska oyuncu olan Marko Marin'i transfer etmeyi tercih ettiler ve boylece hem bugunlerini hem de geleceklerini garanti altina almis oldular. Bu noktadan bakinca Klaus Allofs ve Thomas Schaaf'i takdir etmemek mumkun degil. Pizarro transferiyle beraber ciddi anlamda sampiyonluk yarisinin icinde bulunacaklarini da dusunuyorum ama o da bir baska yazinin konusu artik.

21 Ağustos 2009

Respect



Sergey Bubka'nin sirikla yuksek atlama dunya rekorunu 80'ler ortasinda antrenmanlarda 15 cm. ile kirdigi fakat kariyeri boyunca gundemde kalmak ve kendisine gosterilen ilgiyi taze tutmak adina gercek yarismalarda rekoru adim adim gelistirdigi atletizm efsanelerinden birisidir. 9.58 ve 19.19'dan sonra dusunmeye basladim; Usain Bolt antrenmanda kac kosuyordur acaba?

18 Ağustos 2009

Besiktas - Antalyaspor: 2-0

Besiktas, lojistik acidan sorunlu baslayan 2009-10 sezonuna Olimpiyat Stadi'ndaki iki tatsiz mactan sonra Inonu'deki seyircisiz Antalyaspor maciyla devam etti. Bence kotu bir futbol ortaya koymadi takim. Mustafa Denizli'nin de dedigi gibi tribunler dolu olsa mac cok daha erken kopabilir, ozellikle son bolumleri cok daha keyifli olabilirdi.

Yer: Inonu Stadyumu
Tarih: 17 Agustos 2009
Besiktas: Hakan, Erhan, Sivok, Ferrari, Ibrahim, Ernst, Fink (65' Ugur), Tello, Nihat (79' Serdar), Bobo, Nobre (65' Holosko)
Antalyaspor: Omer, Kerim, Yalcin, Orhan, Senol, Sedat (69' Hakan), Ertugrul (77' Korhan), Zitouni, Fatih, Balili (77' Volkan), Veysel

Iki takimin formalarindan baslayalim mac yorumuna. Adidas'in Besiktas icin hazirladigi yeni sezon formalari ilk etapta hic hosumuza gitmemis, ozellikle de dun giyilen baklavali modeli buradan sertce elestirmistik. Insan zamanla alisiyor herhalde, dunku macta beni bekledigim kadar rahatsiz etmedi yeni tasarimlar. Asagi dogru buyuyen baklavalarin, formalar iceri sokulunca goze batmamasi da bunda onemli etkendi. Sirttaki Turk Kizilayi logosu da ayni sekilde hafifletici sebep sayilabilir. Ben yine de her zaman icin takimlarin cok daha klasik ve kendileriyle ozdeslesmis formalar giymesinden yanayim. Uzun vadede olusturulacak "Besiktas formasi" imajinin, kulube, bugun fazladan satilacak 3-5 formadan cok daha buyuk getirisi olacagini dusunuyorum.

Kadinlarin futbola bakis acisi gercekten cok enteresan olabiliyor bazen. Hic umulmadik yerde cok farkli yorumlar yapabiliyorlar. Maci izlerken yanimda oturan kiz arkadasim, Antalyaspor'lu futbolcularin meshur "Where's Waldo?" bulmacalarinin kahramani Waldo'ya benzediklerini soyledi. Hak vermemek elde degil. Gercekten de yillarin cubuklu Antalyaspor'u enine cizgilerle kaleci Omer'in onune dizilmis 10 Waldo'yu andiriyordu.

Besiktas maca gectigimiz haftanin kadrosundan iki degisiklikle basladi. Sakat olan Yusuf'un yerine Nihat, genc Ismail'in yerine de sakatliktan donen Kaptan Ibrahim gorev aldi. Besiktas gun gectikce hucumda daha homojen bir yapiya burunuyor. Dun de mac boyunca ileri uclu ve Tello'ya bir pozisyon belirlemekte zorlandim. Ancak takimin temelini olusturan geri dortlu ve onlerindeki Ernst-Fink ikilisinin yerleriyle oynanmadigi surece benim bu duruma hicbir itirazim yok. Besiktas'in Bobo, Holosko, Nihat, Tello, Yusuf gibi birden fazla pozisyonu rahatca oynayabilecek oyunculardan kurulmus olmasi da bunun en onemli nedeni.

Macin basinda, geldigi gunden beri ayri bir dikkatle takip ettigim Ferrari'yi oldukca begendim. Italyan oyuncu her gecen gun savunma liderligini biraz daha uzerine aliyor. Dun de mac seyircisiz oldugu icin yaptigi uyarilara, ozellikle de savunmayi one cikarisina birkac kez tanik olduk. Antalyaspor'un basiretsiz oyununa ragmen defansin hatasiza yakin performansi ilerisi icin arti. Ilk yaridan Besiktas adina gelecege dair referans olabilecek 2 pozisyon var. Ilki 13'te yardimcinin haksiz yere ofsaytla kestigi Fink'in kaleciyle karsi karsiya kaldigi pozisyon. Soldan atilan capraz top, ileri cikmis olan sag bek Erhan'in Nobre'ye indirisi ve Nobre'nin tek topla savunma arasina kosu yapmis olan ekstra ortasaha oyuncusu Fink'i gorusu - cok guzel bir atakti. Ikincisi de 34'te Nobre'nin kafasini Omer'in suratiyla cikardigi pozisyon. Bunda da sag kanattaki Bobo-Erhan kombinasyonu cok hostu. Gol olmasa da gol kadar degerli ataklardi bunlar benim gozumde. Ileride hareketli oynayarak savunmanin dengesini bozan hucum oyunculari ve olusan bosluklara dalan ekstra adamlar. Bugunun futbolunda kapanan takimlari acmanin recetesi bu zaten. Bobo'nun direkten donen kafasini ve Nihat'in biraz caprazdan vurmakla vurmamak arasinda kalip kacirdigi pozisyonu da not edelim.

Takim ikinci yariya biraktigi yerden devam eder diye bekliyordum ancak 45'-60' arasi adeta bos gecti. Soz konusu Mustafa Denizli olunca bunun kapanan rakibe sahte bir guven hissi vermek ve macin sonuna taze kalmak amaciyla yapilmis bilincli bir tercih oldugundan suphe etmiyor degilim acikcasi. Takim 60'tan itibaren iki vites birten arttirdi cunku. Tello daha onde oynamaya basladi ve Nihat iyice ortaya kaydi. Rakamlarla konusacaksak 4-2-2-2 diyebilirim. Nitekim, 60'-70' arasi donemde bu ikilinin ayagindan cikan uc tane tehlikeli sut var, Holosko'nun girisiyle beraber golun habercisiydi bence. Neticede de 73'te yine kombine bir atakta Holosko'nun golu geldi. Bundan sonra 74'-77' arasi Besiktas'in ust uste 35-40 pas yaptigi 3 dakikalik bir donem var ki ben seyrederken cok keyif aldim. Sonunda da gole donusecek olan frikik geldi zaten. O kadar merkezi bir noktada topun basina Nihat ve Tello gibi iki iyi frikikciyi koyabilmek buyuk luks. Pozisyonda Omer'in hatasi varmis gibi gozukebilir, ancak ben topun hangi koseye ne yone falso alarak gidecegi konusunda hicbir fikri olmamasinin golde buyuk payi oldugunu dusunuyorum.

Macin genelinde Ernst ile Fink'in degisen gorevleri dikkat cekiciydi. Ernst'in -ozellikle rakip degajlarda- gecen sene Sivok'un on liberoda oynarken sikca yaptigi gibi savunmanin arasina girisini bir kenara not etmek lazim. Bu maca dair bir onlem miydi, yoksa kaliciligi olacak mi, simdiden kestirmek guc. Bunun disinda Ibrahim'in cok faydali oynadigini dusunuyorum. Sadece varligi bile takimin sertligine ve mucadele gucune inanilmaz katkida bulunuyor. Ayrica Nihat'i da ilk kez begendim, son derece istekli ve hareketliydi. Yaklasik 1 ay sonraki Galatasaray macina kadar tam kapasiteye ulasacaktir.

Neticede Besiktas bence iyi yolda. Mustafa Denizli'nin cozmesi gereken en onemli sorun yabanci rotasyonu gibi gozukuyor. Ozellikle Turkiye'nin -bence- en iyi forveti olan Holosko'yu 3 resmi macta toplam 90 dakikadan az kullanmis olmamiz dusundurucu. Belediye macinda sonra "gecen sezon gibi yine formasini dove dove almasi gerekecek anlasilan" demistim. Bu mactan sonra da sakayla karisik "dayak basladi" diyebilirim. Ancak Denizli'ye de kabahat bulmak guc. Sampiyonlar Ligi oncesinde savunma ve ortasahayi oturtmak istemesini sonuna kadar anlayabiliyorum.

Haftaya Cumartesi takim Ankara'da. 28 Agustos'ta ise sevenler kavusuyor. 2009-10 sezonu iste o zaman gercek anlamiyla baslamis olacak.

Besiktas - Antalyaspor: 2-0
73' Holosko (1-0)
78' Tello (2-0)

17 Ağustos 2009

Everton - Arsenal

Macin skorunu basliga eklemeye icim el vermedi. Everton icin sezon daha kotu baslayamazdi herhalde. Ancak bunu soylerken bu macin hayatimda gordugum en adaletsiz farkli maglubiyetlerden biri oldugunu da eklemeliyim. Bana meshur Fenerbahce-Galatasaray macini hatirlatti. Ozellikle bastan sona dengeli gecen ilk 45 dakikanin 3-0 bitmesi oyun mekaniginden cok futbol tanrilarinin dahliyle aciklanabilir bence. Arsenal, Goodison Park'ta duran top canavari Everton'a kendi silahiyla iki gol atacak deseler inanmazdim. Ama futbolun kestirilemezligi icinde bu da var. 

Ikinci yarinin hemen basinda skor 4-0 olunca da Everton havlu atti. Moyes yonetiminde cok alisik oldugumuz birsey degildi bu tablo, ancak oyunculari da suclamak mumkun degil - kafa kafaya giden bir macta kendi taraftarlari onunde 4-0 geri dusmenin onlara neler hissettirdigini biz ancak tahmin edebiliriz. Sagda solda, "Lescott'in kafasi Manchester City'de kaldi, Everton savunmasi elege dondu" tarzi yazilar gorurseniz de itimat etmeyin kesinlikle. Everton savunmasinda ayakta kalan ve mac kopana kadar hatasi olmayan tek isim Lescott'ti. 

Sezon basinda Arsene Wenger, kisa boylu bir takim olduklari yonundeki elestirilerde dogruluk payi oldugunu kabul etmis, bu sebeple Song ve Bendtner'e bu sezon daha cok yer verecegini soylemisti. Bu nedenle iki genc oyuncunun da sahada olmasi benim icin surpriz degildi kesinlikle. Ancak Bendtner'in oynadigi pozisyon icin aynisini soyleyemeyecegim. Wenger cok alisilmadik bir hamleyle dev Danimarkali'yi ileri uclunun saginda gorevlendirdi. Mac baslayinca gorduk ki buradaki ana amac savunmadan ve ters kanattan atilacak uzun/orta mesafeli toplarla Bendtner'i bulusturmak ve bu bolgede O'nun Leighton Baines uzerinde kuracagi fiziki avantajdan yararlanmakti. Nitekim ilk gol ve ikinci golu getiren serbest vurus aynen bu taktikle kazanildi. Moyes'in buna cevabi -gecmiste sikca yaptigi uzere- Lescott'in 3. stoper olarak sol bek oynadigi saglamci duzene donmek olabilirdi, ancak Jagielka'nin sakatligiyla iyice incelen stoper rotasyonu buna izin vermedi. Bendtner'in de hakkini vermek lazim, gecmise gore oldukca hareketli ve cabuk bir goruntu sergiledi. Bunun o boyda bir oyuncu icin sadece daha fazla mucadele ederek gerceklesebilecegini dusunmuyorum, sezon arasinda bu dogrultuda ozel idmanlarla kendisini gelistirmis olmali. Benim ilk mac icin kendisinden aldigim sinyaller oldukca olumlu. 

Everton icin sezonun zorlu baslayacagini tahmin etmek cok zor degildi aslinda. Halen Jagielka, Arteta, ve Yakubu gibi cok onemli 3 eksikleri var ve bu onlari kolay kestirilebilir bir takim haline getiriyor. Ancak yine de her zaman mental sertligiyle one cikmis olan Maviler icin onumuzdeki 10 gun icinde oynanacak olan Sigma Olomouc eslesmesi ve iki karsilasma arasindaki Burnley maci buyuk sans.

Respect



16 Ağustos 2009

Chalkboards Esliginde Aston Villa - Wigan Maci

Guardian'in muthis hizmeti Chalkboards'dan burada 1-2 defa bahsetmistik daha once. Yeni sezonla beraber mac analizlerinde bu bilgi bankasini daha fazla kullanmak, boylece yaptigim yorumlara biraz da gorsellik katmak gibi bir hedefim var. Tabii ki bunun icin oynanan macta enteresan bir detay tespit etmek ve bu tespiti destekleyecek istatistikleri bulabilmek gerekiyor. Her hafta buradan paylasacak kadar ilgi cekici birsey cikar mi, bilemiyorum. Ancak denk geldikce yakaladigim kareleri buradan paylasacagim.

Ilk haftanin temasi Aston Villa, ve Martin O'Neill'in cift forvet tercihinin takim uzerindeki etkileri. Gectigimiz sezon sonunda 2008/09 Aston Villa'si Uzerine baslikli bir yazi yazmis ve -bence- Aston Villa icin tek forvetli duzenin cok daha ideal oldugunu anlatmistim. Bunun en onemli sebeplerinden bir tanesi Agbonlahor'un, tek forvet olarak oynadigi duzende kosu kanallari kapanmadigi icin oyun icinde surat ve penetrasyon tehdidiyle cok etkili olusu, bir digeri de Ashley Young ve James Milner gibi iki cok onemli kanat oyuncusunun forvete yakin oynadikca artan performanslariydi. 

Simdi bu pencereden dun oynanan ve 2-0 Wigan'in kazandigi Aston Villa - Wigan Athletic macina bakalim. Martin O'Neill maca, gectigimiz sezonu bitirdigi duzenle basladi. Oyuna cok katilmayan dortlu savunma, bu savunmanin onunde kenarlarinda Ashley Young ve James Milner'in gorev aldigi bir dortlu ortasaha, ve ileri ucta da Agbonlahor ile Heskey. Gectigimiz sezon takim dususe gecip 3.'lukten 6.'liga gerilerken de oyun sablonu buydu. Aston Villa geriden ayaga top yaparak oyun kurmaya calisan bir takim. Ancak hem bekleri oyuna cok katilmadigi hem de ortasahanin kanatlari tam anlamiyla birer "acik" olarak oynadigi icin burada butun yuk ortasahanin gobeginde oynayan ikiliye biniyor. Boyle olunca da zaten defansif gorevleri ust duzeyde olan bu ikili oyunun hucum yonune katkida bulunamiyor ve Aston Villa, her topu kenarlara tasiyan ve tek ofansif silahi bu bolgede Young ve Milner'in bireysel yetenekleriyle yaratacaklari pozisyonlar olan kopuk bir takima donusuyor. Bu tespitin altini doldurmak icin asagidaki tahtayi inceleyelim.


Gordugunuz tablo macin 2-0 oldugu 56. dakikaya kadar olan bolumde Aston Villa'nin pas trafigini gosteriyor. Bu tabloda en dikkat cekici sey Aston Villa'nin 3. bolgenin merkezinde tam 1 saat boyunca isabetli tek bir paslasma gerceklestirmemis olmasi. Disaridan o bolgeye atilan 2 top var ki bir tanesi duran toptan Cuellar'in disari vurdugu kafa, digeri de James Milner'in kendisine verilen goreve cok ters bir sekilde iceri kat ederek aldigi top (zaten macin o ana kadar belki de Villa adina en onemli pozisyonuydu bu). Anlayacaginiz kanat oyunculari tac cizgisinde, oyun bu bolgeye yikilmis, bunun neticesinde de forvetlerin ve ortasaha oyuncularinin hucuma katkisi sifir. Ne bir duvar pasi var, ne de ortasahadan ekstra bir kosu. Ligin iyi savunma takimlarindan biri olan Wigan, bu tek boyutlu hucumu durdurmakta gucluk cekmedi haliyle. Young ve Milner kanatlarda topla her bulustuklarinda karsilarinda duzenli bir sekilde 3 kisi buldular ve yukarida da gorulecegi uzere bu toplari tehlikeli alana gonderemediler. Takimin en onemli oyuncusu Ashley Young'in cok top ezdigi gerekcesiyle kendi taraftarindan dahi tepki almis olmasinda kendi hatalarindan cok, bu oyun tarzinin payi oldugunu dusunuyorum.

Agbonlahor'un yaninda ikinci bir forvet oyuncusuyla yeterince verimli olamadigindan bahsetmistim. Asagidaki iki tahtada Agbonlahor'un oyundan cikana kadar verdigi paslari ve cektigi sutlarin dagilimini goruyoruz:


Bu resim hem cok carpici hem de yeterince aciklayici. Tehlikeli bolgeden uzak topu topu 6 pas ve kaleye cekilen tek bir sut yok. Bu durumu sadece kotu gununde olmakla aciklamak da cok mumkun degil bence.

Gareth Barry'nin yerine transfer edilen ve gosterecegi performans merakla beklenen Fabian Delph'in performansi icin de ufak bir not duselim. 19 yasindaki oyuncu EPL'deki ilk macinda oldukca zorlandi. Kumasinin cok iyi oldugu her halinden belli, fizigi de futbola musait. Bence gun gectikce daha iyiye gidecektir. 

Bunlarin disinda Wigan'i da oldukca begendigimi belirtmeliyim. Valencia ve Cattermole gibi iki onemli oyuncu kaybetmelerine ve eksikleri olmasina ragmen son derece efektif bir deplasman oyunuyla 3 puani kazandilar. Gectigimiz sezon devre arasinda gelen ve 9-10 mac direkleri dovdukten sonra sezonu 4 macta 3 golle kapatan Rodallega ve Tellovari bir donusumle sol bekten sag aciga evrilmekte olan N'Zogbia ayrica takip etmeye deger isimler. Gecen sene Steve Bruce'un onderliginde kendilerini gostermeye baslayan Figueroa, Scharner, Bramble, Melchiot, Kirkland, ve Watson da gayet iyi oyuncular. Biraz erken ama, yokluklara ragmen sezon sonunda dusme hattinin uzerinde kalmayi basaracaklardir diye dusunuyorum.

Ayrica:

15 Ağustos 2009

Hasan Sas ve Tugay Kerimoglu Sizden Daha Az Galatasarayli Degil


Hasan Sas ve Tugay Kerimoglu'na laf sokulmasini icim kaldirmiyor. Bu GS'lilerden gelince ozellikle durumdan rahatsiz oluyorum.

Once Hasan'dan baslayalim. Aldigi doping cezasi, elini camlara vurup parcalamasi, gereksiz dayilanmalariyla pek hazetmedigim isler yapsa da kazanma hirsina hayran oldugum biri. Lucescu'nun onu sol aciga devsirdiginde Ali Sami Yen'e gidip CL maci seyretmisligim vardir. Golgesine calim atan adamdan takimi ileriye tasiyan adama terfi edip hem kulup takimini, hem de milli takimi sirtlamistir. 2002 Dunya Kupasi'ndan sonra populeritesi tavana vurdugunda Avrupa'ya gitseydi belki kafasi rahatken futbolunun zirvesini goz onunde oynayabilecekti. Kalmayi tercih etti o veya bu sekilde. Takimin lider rolune soyunup maddi kriz zamani Cihan'larla, Sabri'lerle kurdugu iletisim ve Hakan Sukur'den aldigi destekle Appiah'li, Tuncay'li FB'den sampiyonluk aldi.

Hasan ve parcasi oldugu basarilarin maddi getirisi onlarca milyon dolar. Avrupa'da taninmaktan yayin pastasindan alinan paya kadar butun finansal dengeleri degisteren bir kadronun uyesi, hatta liderlerinden bahsediyoruz. Milli takima sponsor destegi sayesinde Van'da tesis yapilmasinda Hasan Sas'in Brezilya'ya attigi golun etkisi vardir cok net. Belki de Hasan ve jenerasyonunun sagladigi rant sayesinde GS bugun marka degeriyle bu kadar borcuna ragmen kredi alabiliyor. Isin aci tarafi bu krediler yeni bir jenerasyon uretmek yerine taraftara soz verildi diye Lincoln'u alip kaptan yapilmakta kullaniliyor. Millet de zivanadan o zaman cikiyor. Siz sirketinize tonla para kazandirip kasikla odullendirilirseniz ne dusunursunuz?

Lincoln'u GS'nin aldigi paraya diyecek lafim yok. Kafanizda bir planlama yaparsiniz. 10 askeri etrafinda oynatacak yildiz futbolcu getirir, yaraticiligiyla yukselirsiniz. Ama en cok parayi - mac basina da degil, garanti maas - ona verip tatilden gec donmesine musaade ederseniz, ustune bir de kaptanlik verirseniz kidemli emekcileri fitil edersiniz. Yetenekleri insanlara katkilari olcusunde sorumluluk vermek yoneticilik yetenegidir. Ornegin at yarisci Ibrahim Akin sahada doktururse, Paris Hilton'cu Ronaldo yilin futbolcusuysa, alemci Romario gol kraliysa onlara takimlarinda yer bulunur. Yalniz kaptanlari ve liderleri Mehmet Ozdilek, Ryan Giggs ve Guardiola olmalidir.

Simdi siz Uefa kupasi primlerini 2 sene gec yatirdiktan sonra gidip Keita'ya $10 m sayarsaniz Hasan Sas gibilerini cileden cikarirsiniz elbet. Adam olanca patavatsizligiyla "Florya'da petrol mu cikti" dedi. Yerden goge kadar hakli. Stadyum insaati finansman eksikliginden duran bir futbol takiminin bu kadar borcu dururken gidip transfer yapmasini nasil acikliyorsunuz? Taraftar olarak Elano'yu, Keita'yi aldik diye sevinirken bunun nelere maloldugunu aklinizdan cikarmayin. Ornegin parayi Tayyip yardakcisi Ulker verdiyse sirtiniza reklami geciriverir, gikiniz cikmaz. Besiktas gibi sicak paraya muhtac olursaniz kapali tribununuze yabanci sermayeli Turk Telekom'u doserler.

"Hasan Sas'i Hasan Sas yapan GS'dir" klisesiyle de lutfen gelmeyin. GS'yi GS yapan, yucelten, Hasan Sas ve onun gibi bayrak adamlardir. Metin Oktay'dir, Cuneyt Tanman'dir. GS onlarin omuzlarinda yukselerek bugunku itibarini ve gucunu elde etmistir. Hasan Sas belki baska takimda da cok para kazanip cok basarili olabilirdi. Hasan'i Hasan yapan oncelikli olarak calisma etigi ve yetenekleridir.

Keza Tugay Kerimoglu, GS'nin Turkiye Ligi rekoru olan 4 sampiyonlugunun 3.5'unda basroldedir. Glasgow'a bonservisiyle gitmeden once Hertha Berlin macinda liderlik vasfiyla Uefa Kupasi'nin yolunu acmistir. Su anda cok parlak bir teknik direktor adayidir. Bu durumdayken "ben GS'liyim" diyerek kendisine acilan kapilari (misal TS cok ciddi teklif yapti gecen yaz) neden kendi kendine kapasin? Daha neyi kanitlamak zorunda GS'li olmak icin? Duzgun bir takimda gorev alirsa yillik geliri 1 milyar TL'den baslayacak olan adam neden kariyerinin basinda kendini tek takimla sinirlasin? Bir de sunu anlamiyorum. Sanki sizin onunuze tomarla parayi serseler tutmadiginiz takimda gorev almayacaksiniz. Bana FB'nin insaat muhendisi ol, bundan sonra butun tesislesme senden sorulur deseler "hayir BJK'liyim, amator ruhla meslegimi icra ederim" demem, sartlarda anlasirsam hakkini vermek icin calisirim. Kaldi ki Tugay "GS'liyim" demese bile klavye basinda yorum yapip stadlarda eglence satin alanlardan daha GS'lidir gozumde.

Son olarak da "milyon dolarlar kazandilar, kocaman arabalara biniyorlar, zugurt edebiyati yapmasinlar" derseniz ekonomi prensiplerinden anlamadiginizi iddia ederim. Turkiye'nin en iyi 10 doktoru, 10 avukati, 10 emlakcisi, 10 sanayicisi, hatta 10 kuaforunun ne kadar geliri oldugunu bir dusunun. Sonra yillik memlekette pastasi $2 milyar olan sektorun en has 10 adamindan birinin kazandigi parayla karsilastirin. Aslinda hic de cok degil goreceli olarak. Hele Emre Belozoglu'nun $4 m, Nobre'nin (ki milli bile degil oyle bir hakki olmasina ragmen) $3 m kazandigi ortamda Hasan ederinin altina oynamistir.

Polemik yaratmak gibi bir amacim yok ama Flying Dutchman bile - (bana gore kaliteli bir blogdur, takip ederim) soyle demis:

"Hatta son 10 yıla bakarsanız Galatasaray İstanbul'un 3 büyük kulübü içinde eski futbolcularını en fazla teknik kadroda, ve altyapı takımlarında birinci adam olarak görevlendirmiş takım."

Skibbe medya baskisiyla gonderilince taraftar tepkisine karsi Bulent Korkmaz'la anlasmak, sozlesmesi bitmeden baska teknik direktorlerle gorusmek "birinci adam olarak gorevlendirmek" degil, dupeduz adam harcamaktir. Aynen umit milli takimla kariyerine olumlu baslayan Umit Davala'yi yardimciliga getirip 4 ay sonra kovmak gibi.

"Bana daha çok bu futbolcuların, sürekli el üstünde tutulmak, sürekli Galatasaray kulübünün üzerinde etkilerinin olması gibi bir istekleri var gibi geliyor. Sürekli "ben" derdindeler. İstikrarlı olarak yaptıkları bir başka şey var ki bu daha da nahoş bir davranış. Bir kulübü aşağılamak için ezeli rakibi övmenin çare olacağını zanneden anlayış."

Bir kere GS tarihini yazmis insanlar eger kulupte etkili olmak istiyorsa bunu normal karsilamak gerekir. Futbolcuyken agirligi olunca "motivasyon", meslegi birakinca "ego tatmini" mi oluyor? Bahsi gecen Hasan Sas da Tugay Kerimoglu da uc kurus fazla para icin kulubune bonservis bedeli kazandirmadan gemiyi terketmemislerdir. Eger bir oyuncuyu cesitli nedenlerle camianizdan uzaklastirmak istiyorsaniz (Hakan Sukur Fethullah baglantisi ve gencleri etkilemesi nedeniyle acik secik kovulsaydi ben GS yonetimini ayakta alkislardim), o zaman bunu adam gibi yapmalisiniz. Golleri atarken tahammul edip futbolu birakinca camiadan uzaklastirmaya calismak ikiyuzluluktur.

Ezeli rakibi ovmeyi artniyetli gormek biraz fesat olmus. FB ve GS yaklasik olarak esit sayida taraftara sahipler. Ustelik GS'de kulubun aristokrasisi lise kokenli oldugu icin ust sinifin zenginligine erisimi nispeten kolay (Unal Aysal trink $20 m vermisti galiba). FB'nin gelirleri GS'den cok daha fazla ise o zaman FB yonetimi gercekten de bazi bakimlardan sanstir. Futbolcu gozuyle aradaki fark arkanizi Inamoto yerine Appiah'in toplamasidir. Rakibinizin kuvvetli yanlarini kavradikca basarili olma sansiniz artar.

Eger sapina kadar GS'li, kaptanlik verilmemesini yadirgamayan, FB'den nefret eden oyuncular istiyorsaniz size 55 numaraya sahip cikmanizi oneririm.