21 Mart 2009

Deivson Rogerio Da Silva 'Bobo'


2005-06 sezonu devre arasinda Besiktas, Tigana ile beraber yuzu eskimis, fazlasiyla yipranmis ve artik camianin da sitkinin siyrildigi oyunculari takimdan gonderip yerlerini genc ve potansiyeli yuksek oyuncularla doldurma yonunde bir karar aldi. Bu baglamda kadroya maliyeti dusuk, ama biraz da "ya tutarsa?" umuduyla, 3 yeni forvet katildi: Tomas Jun, Gokhan Gulec, ve Bobo. Tomas Jun'u Sparta Prag'in Sampiyonlar Ligi'nde Besiktas ile ayni grupta mucadele etmesi sebebiyle iyi kotu taniyordum. Trabzon'a yarim sezonda uyum saglayamamisti ancak 22 yasinda olmasina ragmen Cek Cumhuriyeti Milli Takimi kadrosunda ilk 18'de yer buluyor olmasi bile yeterli bir referansti benim acimdan. 6 aylik kiralik sozlesmesinin sonunda satin alma opsiyonuyla cok dusuk riskli ancak buyuk getirileri olabilecek bir transferdi. Keza Gaziantepspor'da devrenin sonuna dogru bir cikis yakalamis ve Fenerbahce'ye guzel de bir gol atarak cogu kisinin dikkatini uzerine cekmeyi basarmis olan Gokhan Gulec. O da fuleli kosusu, mucadeleci oyun tarzi, ve biraz da sallapati haliyle bana Tuncay'i andiriyor ve dusuk bonservisiyle benzer bir transfer portresi ciziyordu. Son olarak Bobo, eminim ki kendisini o tarihe kadar Turkiye'de duymus olan futbol insani sayisi bir elin parmaklarini gecmezdi. Ben de internetten arastirmistim kendisini. Brezilya U21 kariyeri, Zago'nun referansi ve bonservisinin Tevez'li Jo'lu Corinthians'tan alinmis olmasi disinda pek de birsey bulmak mumkun degildi Bobo hakkinda. "Oynasin gorelim" modunda beklemeye gectim ben de camianin geri kalani gibi.

Kampa da gec katilmis olmanin etkisiyle Bobo cok da iyi bir performans gosteremedi ozellikle ikinci yarinin ilk 10-12 haftasi. Futbol bilgisinden ve sezilerinden kesinlikle suphe etmedigim Ridvan Dilmen'in bile birden fazla kez "Bobo Besiktas ayarinda topcu degil" demisligi vardir ustelik. Benim de bu konuda enteresan bir anim var hatta. Babam o donemlerde Istanbul'da Besiktas'ta Sergen ile ayni binada yasiyordu. Hatta kendisine ara sira rastliyor ve inceden beni de kiskandiriyordu bununla ilgili. Inonu'de 1-0 kaybettigimiz Caykur Rizespor maci donusu (tarihi de 17 Subatmis, resmi siteye gore) asansorde Sergen'e rastladik. Moralim bozuk olmasina ragmen bunca zaman sonra Sergen'i canli canli gormus olmanin heyecaniyla selam verdikten sonra sordum: "Kaptan, yeni transferler nasil sence? Iyi topcu var mi aralarinda?". Sergen'in cevabi baya komik, takimin kaptani olusu sebebiyle de bir o kadar dusundurucuydu: "Bu Bobo mobo topcu degil, bizim Veysel bunlardan 3 gomlek iyiydi!!".

Neticede Sergen'di bunu soyleyen, her gun antrenman yaptigi adamlari herkesten iyi tanisindi zaten. Ama yine de seyretmeye devam ettim o sezon bu 3'luyu. Zira Ahmed Hassan, Pancu, Ahmet Dursun, Sergen, vs. tarzi dinozorlardan gina gelmisti coktan. Her neyse, Gokhan Gulec bu 3'lu arasinda biraz daha sivrilen daha cok goze batan isim oldu sezon sonuna kadar. Bobo da idare ediyor, ortalama bir performans gosteriyordu. Ta ki Izmir Ataturk stadindaki kupa finaline kadar... Ben ozellikle forvet oyuncularinin canli seyredilmeden degerlendirilmesine, elestirilmesine cok sicak bakmayan bir adamim. Cunku televizyon ekraninda yonetmen kadraja ne koyduysa onu gorebiliyorsunuz. Onlar da dogal olarak aksiyon neredeyse orayi gosteriyorlar. Forvetlerin bos kosulari, stoperlerin dengelerini bozup onlari kenara surusleri vs. gibi cok onemli bircok detay da gozden kaciyor. Neyse cok uzatmayayim, yazinin konusu Bobo. Besiktas'in uzatmalarda 3-2 kazandigi o macta Bobo'nun performansini inanilmaz begenmis, ertesi sabah gazetelerde adinin gecmedigini gordugumde de bir o kadar sasirmistim. Oysa ki kanatlara acilip orta sahadan gelenlere yer acisi, stoperlerle mucadelesi, ve hareketli oyun tarziyla benim gozumde modern futbolun bir cok geregini yerine getiren, ideal bir forvet portresi cizmisti Bobo, ve bunun hakki mac yazisindaki 1-2 cumleden cok daha fazlaydi bence.


Besiktas 2006-07 sezonu basinda -Tigana'nin da yogun israrlariyla- Bobo'yu bonservisiyle beraber transfer etti. Ancak yapilan uzun bonservis pazarliklari ve klasik "Brezilyali Menajer" problemleri sebebiyle Bobo ancak kamp donemi sonunda takima dahil olabilmisti. Plan, takima yeni katilan Nobre'nin yaninda arkasindaki Kleberson-Delgado'lu "diamond" ortasaha ile Besiktas'in yukunu cekmesiydi Bobo'nun. Ancak neredeyse hazirlik kampi yapmamis olmasi ve hafif de kilolu hali sebebiyle kapasitesinin tamamini sahaya yansitmadigi belli oluyordu. Buna ragmen sezonun ilk yarisinda bir onceki sezona kiyasla daha iyi bir Bobo vardi sahada. Hatta Nobre'nin formsuzlugunda takimin gol yukunu de sirtliyor ve Burak-Gokhan Zan ile birlikte Besiktas'in ligde tutunmasinda buyuk katkida bulunuyordu. Artik kimse "Bobo topcu degil" demeye cesaret edemiyordu ancak kararsizlar hala cogunluktaydi.

O sezon devre arasinda Bobo ilk kez takimla birlikte tam bir hazirlik kampi gecirdi ve gol performansina bire bir yansimasa bile bence futbolundaki gelisim yatsinamayacak duzeydeydi. Kilo verip suratlenen ve biraz da kuvvetlenen Bobo oyunun istatistige kolay yansimayan kisimlarinda da takima oldukca yuksek katkida bulunmaya baslamisti. 2. yarinin basiyla beraber Nobre'nin form tutmasi ve Tigana'nin biraz da Kleberson'un kacisindan kaynaklanan cift defansif ortasahali, Ricardinho, Delgado'lu 4-2-2-2'ye donusu ile performansi artan Besiktas o sezonu Bobo'nun onderliginde ligde kil payi 2., kupada da bir kez daha sampiyon olarak tamamladi. Bobo futboluna her gecen gun yenilikler katiyordu ve hatta bir kac kritik macta Tigana tarafindan sol acikta bile oynatilmisti - ki Sanli Sarialioglu'nun bu sebeple Tigana'ya canli yayinda ettigi kufur halen hafizalardadir. Neticede o noktada Besiktas'in elinde Avrupa'nin onemli 10-15 yetenekli forvet oyuncusundan biri olarak gosterilen, Brezilya Milli Takimi icin ciddi ciddi dusunulmeye baslanmis ve Tigana'nin ogretmenligi ile kendini cok cok gelistirebilecek gercek bir yildiz adayi vardi.

Ancak sezon sonunda -elindeki imkanlar dogrultusunda cok cok basarili olmus olmasina ragmen- yonetimin garip isleri sonucu kusturulen Tigana takimdan ayrildi ve Ertugrul Saglam Besiktas'in teknik direktoru oldu. Ben de tabi ki her pozitif Besiktas taraftari gibi Ertugrul Saglam'in Tigana'nin biraktigi yerden devam edecegini ve Bobo gibi Serdar Kurtulus gibi gelecek vaad eden oyuncularin bireysel gelisimine katkida bulunacagini ummaya basladim. Ancak malesef 2007-08 sezonu o dogrultuda gelismedi. Bobo gollerine devam ettiyse de kendisinde futbol anlaminda bir gelisme, ilerleme gozleyemez olduk. Brezilya Milli Takimina kadar cagirilmasini saglayan ilk yari performansinin ardindan sakatlik ve ugursuz Istanbul B. Belediyespor macindaki kirmizi karti sezon sonunun Bobo acisindan agizlarda kotu bir tat birakmasina yol acti.

"Satilsin mi? Satilmasin mi?" tartismalariyla baslayan ve yonetimin istedigi bonservis bedelini kimsenin odememesi sonucu takimda kaldigi 2008-09 sezonu da bu baglamda malesef Bobo acisindan kaybedilmis bir sezon olarak kalacak benim aklimda. Ertugrul Saglam ile sezona ideal yeri olan tek forvet olarak baslamis ve ortalamanin uzerinde performans gosterirken alinan ilk maglubiyetle teknik direktor degisikligine gidilmesi ve Mustafa Denizli ile kokunden degisen sistem. Ilk yarinin sonuna kadar yedek bekleyip son 10-15 dakikalarda oynayan Bobo devre arasinda iyi bir performans gostererek formayi kapmis olsa da bu saatten sonra onceki sezonlardaki performansini yakalamasi ya da saygi deger bir gol toplamina ulasmasi mumkun degil bence. Bu yonden bakinca da kendisi icin kaybedilmis bir sezon olarak akillarda kalacak buyuk ihtimalle 2008-09 sezonu.


Cok dagildik toparlayalim... Bobo yuksek hava hakimiyeti, buna ragmen genis alanda etkili olusu, top teknigi, ve tek vurus becerisi ile cok ciddi meziyetleri olan bir futbolcu. Cogu elestirmen tarafindan da "Acik alan topcusu" olarak nitelendirilmesine ragmen sezonda 5-6 tane guzel kafa golu atiyor olmasi da bunun en onemli kaniti bana gore. Su gun, 20 ay oncesi kadar gelecek vaad etmese de belirli eksiklerini kapattigi takdirde Avrupa standartlarinda, cok iyi bir forvet olma sansina hala sahip.

Ancak Bobo'nun oyununda benim cokca dikkatimi ceken 2 onemli eksigi var. Birincisi ozellikle kafa kafaya maclarda, iyi defanslara karsi ileri ucta oynarken onde top tutabilecek, ve bu yolla kendi savunmasini rahatlatabilecek kadar fizigini gelistirmesi ve kalcasini kullanmayi ogrenmesi lazim. 1.86 boy ve ideale yakin fizigiyle bunu basarma sansi da var. Ikincisi de top ayagindayken daha cabuk karar verip harekete gecebilmesi gerekli, keza top ayagina aldigi zaman, ozellikle ceza sahasinda, cok pozisyon kaybedebiliyor. Gollerinin cok buyuk bir kisminin tek vurus ile gelmesi de rastlanti degil zaten. Bu da gelistirilebilecek bir ozellik ancak bunun icin kendisiyle bire bir calisacak, bu yonde kendisini kamcilayacak birileri ile calismali. Peki Mustafa Denizli bu antrenor mu? Hic sanmiyorum. Besiktas'in da oyuncularinin bireysel gelisimini hocalardan bagimsiz bir sekilde takip edip buna katkida bulunacak kurumsal yapiya ulasmasi icin dogru bir yonetim ile 5 seneye ihtiyaci oldugunu dusundukce karamsar olmamak elde degil.

Zaten Turk futbolunun en buyuk problemi kuluplerin oyuncularin gelisimini 20'li yaslarin sonuna kadar surdurebilecekleri bir yapi olusturamamis olmalari degil mi? Bu yuzden ki zamaninda "gelecek vaad etmis" oyuncularimizin 90%'i 20'sinde ne ise 27'sinde de asagi yukari ayni noktada kaliyor. Benim korkum Bobo'nun da bu degirmen icerisinde "potansiyelinin tamamini sahaya yansitamamis yetenekli oyuncular" kervanina katilma ihtimali. Gerci su hali bile yeter Turkiye ligleri icin ama Ugur Meleke'nin de zamaninda yazmis oldugu gibi Bobo'yu Milan'da izlemek gibi hayallerimiz vardi bizim.

Hiç yorum yok: