Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2011

Gokhan Yavuz, Rasit Ek, Cihan Gayretli


Suni gundem onemli meseleleri fazlasiyla golgeliyor. Bence butun bu ses ve ofke stadin yapiminda vefat eden emekcilerin yaninda gayet onemsiz. Insan hayatindan daha kiymetli ve emekten daha onurlu birsey yoktur, gerisi teferruattir. Gokhan Yavuz, Rasit Ek ve Cihan Gayretli'yi tekrar hatirlatmak istedim. Resimlerde gordugunuz trench box denilen gocuk durumunda guvenlik saglayan yapi ve dusme riskine karsi lanyard gerektigi gibi kullanilsa belki ucu de hayatta olacakti.


Teferruata gelince, stad hakkinda daha once yazi yazdigimda elestirilmistim, insanlarin hassas oldugu bazi noktalar var. Ama acilistaki olaylar nedeniyle bir iki laf etmek gerekliligini hissettim.

Herseyden once kamusal fayda saglayacak bir yapinin hizmete sokulmasini kutlayamamayi anlayamiyorum. Herseyi kavgaya donusturebilme yetenegi post-alyans etabindaki bayanlara ozgu degilmis demek ki.

Toplu konut ile stad kelimelerinin hala niye yanyana geldigini biri aciklayabilirse belki TOKI'nin islevini kavrayabilirim. Amaci dusuk gelirli aileleri ev sahibi yapmak olan kurulus stad yapiminda neden bu kadar rol kapti, rol kapmasinin firsat maliyeti nedir? Stada verilen mesai asli goreve harcanmaliydi kanimca. Ozel tesebbusun eglenceye yatirim yapmasina birsey diyemem, sonucta insanlarin kendi paralarini nasil harcadigi beni ilgilendirmez. Ama kamu kaynaklari (sadece para degil, insan kaynaklari, basbakanin mesaisi dahil) sozkonusu oldugunda gorus bildirme hakkim mevcut. Hastane, okul, toplu tasima, vs. gibi cok daha oncelikli alanlar var ve diger asgari ihtiyaclar giderilmeden stad yapmak bana fazlasiyla luks geliyor.

Secilmis insanlarin atadiklari bu yonde hareket etmek istedi diyerek anlayis gosterebilirim. Dolayli vergi katkilari mevcut (bilet, yemek, ulasim, vs.). Ayriyeten demokratik olarak secilen insanlarin atadiklari burokratlar - gorevi kotuye kullanmadiktan sonra - kotu karar verme hakkina sahiptir.

Stadin yapimi defalarca durdu, Eren Talu isin altindan kalkamadi vs. ve bir sekilde TOKI devreye girdi diyelim. Verdikleri emek/destegin hakki teslim elbette edilmelidir. Kasaba minnet duymama cabasi yerine Lincoln ve benzerlerini harcamakla paranizi carcur ederseniz olacagi budur. Ama bunun adabiyla dile getirilmesi ve gecenin provasi yapilirken konusmacilarin da cagirilmasi, metnin mac gunu oncesinden bilinerek uyari yapilmasi gerekirdi. Rahmetli baskana aciz sifatini kullanmak mantikli degil kesinlikle. Konusma su sekilde olsa kim ne kaybederdi:

"ASY Stadi'nda nice destanlar yazildi, daha fazlasini TT Arena'da yaparsiniz kismetse. GS camiasi bize destek icin ricada bulundu, kamuya hizmet bizim icin rica degil emirdir ve seve seve yaptik. Basbakan cok destek oldu sagolsun. Vatana millete hayirli olsun, yarismaci arkadaslara basarilar dilerim."

Ilk cumle toplulugu arkaya almak icin. Geri kalani (sahte bile olsa) tevazu ve reklam. Kisa ve oz, konusmacinin amacini yerine getiriyor.

Adnan Polat ve yonetimi ileri derecede hatali. Sadece kendilerinin (ve kendi sectikleri sponsorlarin) davet ettigi taraftarlari "gercek Galatasarayli degil" diye nasil nitelendirebilirler? Yanlis taraftarlari cagirmislar demek ki, hata onlarin. Bir avuc curuk elma muhabbeti gercekten cok baydi. Hakareti yuhalamak suc mudur ve kamera goruntuleriyle kimi nasil cezalandiracaklar?

Iyi gunu kutlamayi beceremeyen bir topluluk mutlu olmayi haketmiyor.

Galatasaray'a yeni stadinda basarilar dilerim.

26 Ekim 2010

Kimyayi Tutturmak Kimin Gorevi?


Rijkaard'i samimi olarak Turkiye'nin ayagina gelen bir firsat olarak goruyordum. Adama gosterilecek kayitsiz sartsiz guvenin elbet takimi ileri goturecegini, yukselttigi cita sayesinde diger takimlarin da bu isten faydalanacagini umuyordum. Ama adam gostere gostere kovuldu, nedeni de yuzsuzce kimya uyusmazligi olarak gosterildi.

Ortada yanlis ustune yanlis var, kisaca deginip detaylara girmeyecegim. Sinir bozucu ve elle tutulur bir tarafi olmayan bir durum cunku.

Oncelikle direksiyona birini koyup tekerleklere nereye giderseniz gidin derseniz direksiyonu islevsiz kilarsiniz. Kendisine tavir alan oyuncularin dedigi oldu sonunda. Demek ki Rijkaard hukumet olmus ama iktidar olamamis. Direksiyondayken elbette hatalari olmustur soforun (Elano'yu kazanamamak, kadro istikrarini saglayamamak gibi). Ancak sorumlulugun cogunu onda goremiyorum cunku yonetimsel kararlarda ne kadar agirligi oldugu tartisilir.

Basarisizlik nedenlerinin hala iyi tartildigini zannetmiyorum. Bu sezonki basari iki FB macina indirgenmisken elbette herkes canini disine takti, aksi dusunulemezdi. Hagi geldi ruh kazandik kadar sacma birsey olamaz, sanki Kadikoy'e giderken daha once hic hirslanmamisti takim. Hatta 10 senedir sorun buyuk olcude asiri motivasyon denilebilir.

En onemlisi de yonetimin her seferinde zeytinyagi olabilmesine inanamiyorum. Kimyasizlikmis. Kimyayi tutturmak kimin gorevi? Teknik ekip, taraftar, medya, kadroyu yapici bir sekilde ortak paydada birlestirip butunluk saglamak masore dusecek degil. Bir yonetim 5 kere ust uste kimya tutturamiyorsa isi gucu birakip emekli olmalidir. Who watches the watchmen gayri?

Yem olan hocalara uzuluyorum en cok. Skibbe gibi parlak bir adam, Bulent Korkmaz gibi (benim sahsen sevmememe ragmen) bayrak adam, Rijkaard gibi dunya degeri resmen cile cekip saclari beyazlattilar.

Bakalim Hagi'yi kovduklarinda "icikiciyayatata" cagrisina hangi enayi cevap verecek?

15 Ağustos 2010

Dayi'nin Prototipi, Leeds Utd, FB ve Ozhakiki Yabanci Sorunu


Schuster Dayi'ya bana daha once yakistirilan bir nitelemeyi layik gordum: acimasizca gercekci. Takimla beraber gecirdigi birkac ayda modern futbolun bazal gerekliliklerini asilamaya baslamis gibi gozuktu. 30 derecenin ustunde oynanan sezon acilisi macini litmus testi olarak algilamamakta fayda var, ancak bazi cikarimlari yapabiliriz.

Bucaspor'un icerde oyunu 35 metrede oynamasi bizim ligin karakteriyle ortusuyor. Ispanya, Fransa, Almanya, Ingiltere'de kendi sahasinda mucadele eden kucuk takimlar yenmeye oynarken Italya ve Turkiye'de basi ceken takimlarla geri kalanlar arasindaki ucurum yuksek oldugu icin bunu normal karsilamak gerekir. Bulent Uygun ligi debug etmis durumda. Geriye yaslan, organize defans yap, siyahi oyuncularin basrol oynadigi kontralarla gol ara. Burada Bucaspor'un eksikligi topu ileride tutarak treyler kosulari mumkun kilan tutucu forvet (Mehmet Yildiz).

Dayi'nin haddini bilen, kendine guvenen, sakin oynayan takimi ileride oturmaya aday. Kendisine kariyeri ve kapasitesi nedeniyle 2 senelik kredi veriyorum, isterse W-M oynasin basimin ustunde yeri var. Ortasahada vakum birakmadan rakibini ciddiye alarak oynatmasi hosuma gitti.

Neticede bol pozisyon ureten ama maci koparamayan Besiktas lige kiymetli bir deplasman galibiyetiyle basladi. Stoper fizikli sol acigiyla Bucaspor'un kumede kalacagini pek zannetmiyorum. 2. ligi kazanan takimi komple degistirmenin kanimca mantigi yok. Ozellikle yeni gelenler "bu fizikle Bucaspor'da oynadigina gore ya yuzyilin transferi, ya da saglam kalas" olarak tanimlandirdigim Mendy gibiyse (2.'si gecerli malesef).

Bir kere takimin iskeleti saglam. Yabanci stoperler sert, yerlerini kaybetmiyorlar. Kaleci kisa pasla oyunu baslatmaya calisiyor. Ernst ve Neciple orta saha sertligi saglaniyor. Hareketli kanat forvetleri ve hedef santraforlar sonuca gidilmeye calisiliyor. 5 antrenmanli Guti, yuruyerek de olsa cok gerilere gelerek oyunu pasla baslatiyor. Belki Ahmet Yildirim ve Guinti'den beri kendi yarisahasindan yuksek FQ ile cikmiyordu Besiktas, onun icin oyun anlayisi olarak aslinda ciddi bir degisim.

Q7'nin bu kadar gaz olmasini anlayabilirim ama kendini dizginlese fena olmaz. Lif koparacak kadar fazla efor sarfediyor. Sahsiligine laf sokmak icin erken, biraz kendini kanitlama safhasinda.


Bobinho yazin churrascarialari goturmus ve poposal bir giris yapmis sezona. Yine de konversiyon orani cok yuksek ve girdigi pozisyonlarin yuzde ellisini yazmaya devam ediyor. Guti'nin lokum pasi tam tek vurusluktu ve kadroda bu son vurusu yapacak tek santrafor Bobo.

Ortasahada Necip'in sahada zaman zaman Guti ve Ernst'in onunde yer almasi beni biraz sasirtti. Kendisi klasik "genc yetenek"lerden farkli olarak top hakimiyetiyle degil zekasiyla sivriliyor. Arda, Serdar Ozkan, Sergen gibi yildiz adaylari onun yasindayken skoru degistirebilecek kabiliyetleri icin one cikmisti. Oysa Necip hem fizigi, hem mental olgunlugu, hem de karar verme becerisiyle bana gore onlardan daha evrensel. Camianin cocugu olmasi, tekmeye kafa sokmasi arti. Necip'e yapilan butun fauller kirmizi kart olsa, sag beke yapilan hicbir faule kart verilmese benim kabulumdur (alternatif cok nasil olsa). Besiktasli olmanin getirdigi DNA mutasyonu olsa gerek, mac sirasi topu kaybedip Necip'in ne yaptigina bakiyorum bazen. Metin Tekin'le buyumek boyle birsey, bir takimi tutmak insani sekillendirir, o insanlarin genel tutumu da takimi sekillendirir.

Sosyolojik cikarimimizi aradan cikardigimiza gore Leeds Utd'a gecebiliriz. Adnan Polat'in yuksek risk/yuksek getiri kumari tutmadigindan Keita'yla yollar ayrildi, Elano pazarlanma surecinde. Besiktas'in deneyip hurdaya cikardigi Serdar Ozkan'la sozlesme imzalandi. Kewell hedef santrafor rolunde. Ortasahada Ayhan Akman ve Mustafa Sarp orta sinif takim kalibresinde ve SL iddiasindaki bir takimda rotasyondan oteye gecememeleri lazim. Kaleci Aykut'a gereginden fazla yukleniliyor, ama Brad Freidel'den beri gelen herhangi bir yabanci kalecide israr edilseydi kale buyuk ihtimalle su ankinden daha guvenli olurdu. 2. golde Servet'in alanini bosaltip forvetlere tas cikaran bir edayla capraz kosu yapmasi komikti. Bu sartlar altinda Rijkaard geldi Total Futbol oynansin demek ne derece gercekci iyi tartismak lazim. Eger GS buyuk hedef, buyuk hoca felsefesiyle hareket etmek istiyorsa ona gore bir butce belirlemeli. Eger amac sinegin yagini cikarmaksa o zaman Lucescu tipi optimizasyon hocasi daha faydali olur. GS'nin sorunu bana gore makro olcekte ve camianin hedef birligine varmasi gerekiyor. Doner kapi transfer politikasi, kadro istikrarsizligi, maddi sikintilar tartilip bir sonuca varilmali.

Sivasspor fizikman daha fazla caba sarfederek ve mental olgunluk sergileyerek maci haketti. Mehmet Yildiz'in guresci fizigiyle oyun zekasini birlestirmesini seyrettikce bu yasinda hala Sivasspor'da oynamasi garibime gidiyor. Boyle versatil bir oyuncuyu hem buyuk hem kucuk takimlar kullanabilir, onun icin piyasasinin daha fazla olmasi gerektigini dusunuyorum.

Arda'nin Emre Colak'a yaptigi artisligi gorunce tepem atti. Popo, bacak ve dizi ayni yerden olan bir adamin dayilanmasi bana cok itici geliyor. Gogsune nefes cekip artistlik yapacaksan Drogba fizigi bir prereq. Acikcasi Neill tarafindan bambam yumruguyla kendine getirilmesini cok isterdim, hem ayaklarinin yere basmasi icin hem de takimin hayrina. Uc asist yapti diye takimin sahibi kendisi degil.

Pembe tokali Ali Turan ve sari sac boyali Abdurrahman'a da biraz nereden geldiklerine ve ne olmadiklarina onem vermelerini oneriyorum.


Yarin Aykut Kocaman projesinin ilk lig maci var. FB kadrosunu cok begenmiyorum, ustune bir de Besiktas'tan hallice bir yabanci problemleri var. Ideal kadroda defansta 3 yabanci kullaniyorlar (Santos, Lugano, Bilica). Alex ve Stoch'un yerinin garanti oldugunu varsayiyorum. Guiza'ya yatirim yapilmisken Niang'a bu kadar para verdiklerine gore 6. eleman forvet. Bu durumda Dia ve Baroni kesik yemek durumunda. Yani Selcuk Sahin ve Ozer/Mehmet Topuz'a sorumluluk binecek. Takimin fizik kapasitesinin arttirilip ortalama yasinin dusurulmesi projesinin parcasi oldugunu dusundugum Dia'ya yer kalmamasi bence bir handikap. 2. resmi macindan sonra Sabah gazetesinde "Aykut Kocaman gitsin mi, kalsin mi" diye sorulan bir ortamda hata yapma payi dusukken Bekir'li ve sagbeksiz sezona baslamasi olumsuz.

Acoglu ac gibi futbol sezonuna basladigimdan Tottenham-Man City ve Chelsea-WBA macina da dadandim bu sabah. Garp cephesinde degisen birsey yok. Modric kral adam, Chelsea robotlardan kurulmus.

27 Ocak 2010

GS ve Leeds United Modeli

Galatasaray bu sene kasada olmayan parayla yuksek oranda risk aliyor. Maliyeti ve profili yuksek oyuncular, kariyeri onlardan da cafcafli hocayla kisa vadede de meyve verecek bir yol haritasi izleniyor. Bir an evvel 3 sene gecse de sonucunu gorsem, cunku gercekten neticeyi cok merak ediyorum. Inanilmaz basarilar da elde edilebilir, husranla takim dagitilip cevrilemez borca da girilebilir.

Benim idealimdeki yonetim, ki BJK keske boyle bir anlayisla yonetilse, camia kulturuyle yogrulmus genc oyunculari (Necip gibi ozkaynak da olur, Ridvan gibi genc yasta yapilan transfer de) parlatip onlari bir sonraki jenerasyon icin sermaye olarak kullanmaktan ibarettir. Boylelikle sureklilik saglanir ve kisi/kurumlar tarafindan yonlendirilemezsiniz. Ornegin flas Delgado transferini Ulker ustlendikten sonra, sponsorluk karsiligi BJK'ya bonservisi kakalamis olabilir (YD nedeniyle emin degilim, kazik yemege meyilli kendisi). Ayni sekilde tribunun altina BJK harici amblem dosenebilir. Uzun vadede oyuncularin gelisimine yardimci olacak bir egitim grubu olmalidir. Ornegin Tigana futbol sube sorumlusu, Metin Tekin hoca olsa tadindan yenmez. Bu bir modeldir, artisi/eksisi vardir. Porto, Lyon, Everton uygulamaktadir cesitli basari oranlariyla.

Diger bir yontem de takim kalitesini kisa vadede yukseltmektir. Capello'nun Roma'sinda sampiyonluk hedefine kilitlenildiginde cuvalla bonservis bedeli odenmisti. Batistuta'ya 32 yasinda $ 30m verecek kadar gozleri kararmisti. Ancak sittin sene sonra sampiyon olduklarinda tatmin duygusu, CL geliri, artan yayin payi, vs. ile karsiligi alinmis olabilir.

Sermaye arttirdiginizda karlilik oranini sabit tutarsaniz nominal olarak buyuk deger yaratirsiniz (gavurlarin leverage dedigi mevzu). Basit bir mantikla yaptiginiz yatirimi misliyle carparsiniz. Sayet sonuc pozitifse, getiri de misliyle olur. Haliyle tersi olup batabilirsiniz de. Kendi icinde tutarli olduktan sonra gayet gecerli bir modeldir. Istikrarli yonetimle yatirimin arkasinda duracaksaniz, parayi da ehil bir sorumluya teslim edecekseniz sonuca gidebilirsiniz. $ 50m verip Ortega'nin dahil oldugu yildizlar toplulugunu Lorant'a teslim ederseniz ise yarayamayabilir. Ayni sekilde kaotik Real Madrid defalarca bu modeli deneyip kimi zaman basarili olmustur. Capello zamaninda uygulaninca sampiyonluk gelmis, cap dusmani Camacho doneminde bir taraflarina kacmistir.

GS cok buyuk bir is basararak oyun kuruculugu Rijkaard'a teslim etti. Eger parami transfere koyacaksam operasyonu Mustafa Denizli, Vernel Lorant, Phil Brown gibi cahillerin degil Rijkaard gibi toptan anlayan adamin yonetmesini isterim. Rijkaard'in GS markasina katkisiyla belki Elano, Jo, Dos Santos gibi yildizlarin makbul yaslarda (biri olgun ama yasli degil, ikisi genc) TSL'ye tesrif etmesi saglanmistir. Kurulan kadronun kaptanligi camianin icinden gelen Arda'ya verilmistir. Sag bek Ugur Ucar, sol bek genc transfer Caner, gobekte 45 kg iken alinan Mehmet Topal'la gelisim gosterme sansi yakalanmistir. Ornegin 100. yil BJK'si o takimin oynayabilecegi en iyi oyunu oynamistir. Daha ileri gitmek taslarin degistirilmesiyle mumkundu. Oysa bugunun "yildizlar toplulugu" GS'sinde ustune koyacak oyuncu sayisi fazladir. En onemlisi de Jo gibi, Dos Santos (kendisine surda esmer Serdar Ozkan demistim) gibi transferlerin de katedebilecegi bir mesafe bulunmaktadir.

GS su an bir futbolsever olarak heyecanla takip ettigim bir proje. Kendi paramla bu kadar risk almazdim, ama alabileni takdirle karsilamak lazim. Su an bu projenin darbe almamasi icin gerekli birkac sart goruyorum. Oncelikle Adnan Polat'in secim histerisine kapilmamasi lazim. Bu transferleri kisisel cikarlari icin reklam olaraktansa GS'nin hayri icin yapilmis yatirim olarak sunmali camiaya.

Ikinci sart Rijkaard'in rotasyonu herkesi memnun edecek sekilde yapabilmesidir. Ne hikmetse herkes GS'ye Dunya Kupasi'nda oynamak icin geliyor. Elano, Jo, Dos Santos, Arda, Keita ayni anda sahada olursa de fakto olarak Gerets donemindeki 4-1-5'e donus yasanabilir tahtada ne kadar 4-3-3 yazarsa yazsin. Onun icin bu 5 oyuncudan en az birinin, mumkunse ikisinin evrilerek az seyi cok iyi yapan adamdan, fazla seyi iyi yapan adam haline gelmesi gerektigini ongoruyorum. Eger Dos Santos Manisaspor deplasmaninda kanadini kapatacak kadar direnc gosterecekse bunu ancak ona guvendigini bildigi Rijkaard tarafindan motive edilerek yapar.

Ucuncu sart transferlerin takim tarafindan sindirilmesidir. Oyuncu devinimi cok fazla olunca (ornegin aidiyet hisseden Kewell veya Nonda'nin gonderilme ihtimali) takimin kimyasi bozulabiliyor. Onun icin transfer yaptik cuk oturdu, uc transfer daha yapalim cukcukcuk otursun demek yerine takim iskeletinin muhafaza edilerek beraber oynama aliskanligi kazanilmali.

Dorduncu sart ise bir dis etken. Medya (ozellikle Aziz Yildirim etkisi altindaki kisim) ve kamuoyunun yipratici etkisine karsi bir dalgakiran gerekiyor. Bu projenin GS'nin elinde patlamasini isteyen cok fazla insan var. Kardan dolayi cizgilerin gozukmedigi, topun sahada yuvarlanamadigi bir mactan sonra "Rijkaard'a ragmen galibiyet" temali yazilar yazilabiliyor memlekette. Oynanamayan futbolun taktik elestirisini gordukten sonra Dos Santos'un bos kaleye gol kacirinca alacagi tepkiyi tahmin edebiliyorum. Saracoglu'nda 11. kez yenilme durumunda Ibra'yi da alin gelin dendiginde camia sinirine hakim olabilmeli.

Felaket senaryosunda DK icin kendini kanitlamak isteyen oyuncularin bencil oynamasi, asi tutmamasi, Adnan Polat'in secim kaybetmesiyle yeni yonetimin Polat'in ak dedigine kara demesi (mesela onun yaptigi hoca dahil butun transferleri gondermesi), kaotik ortamda finansal buhrana suruklenilmesi gibi hikayeler olabilir. Cok hirsli ve vizyon sahibi bir yonetimle, David O'leary gibi parlak bir hocayla, Kewell'li, Viduka'li kadroyla Leeds Utd'in sanssiz bir sekilde CL disinda kalmasiyla nasil ucurumdan yuvarlandigini gorduk. Bu Leeds konseptinin yanlis oldugunu gostermez. Sadece uygulamanin zorlugunu ve alinan riskin buyuklugunu kanitlar.

Turkiye'nin sartlari nedeniyle finansal suc cezasiz kaldigi icin belki devlet/vergi affi cercevesinde Leeds kadar agir bir dusus yasanmaz. Ama basit bir transfer yasagi bile GS'nin marka degerini cok dusurebilir.

GS taraftarina kendilerine sunulan pakete heyecanla sarilmalarini tavsiye ederim. Herseyden onemlisi de olasi basarisizlikta (mesela top direkten dondu, sakatlik oldu, zemin kotuydu, hasbelkader 3. olundu) projeye sahip cikmaya devam etmelisiniz. Yeterince Hiddink, Del Bosque, Tigana, Daum kovuldu memleketten. Listeyi gereksiz uzatmayalim.

29 Kasım 2009

Arkaya Yaslan, Nefes Al v.2 - GS



Hakikaten anlamiyorum morallerin bu kadar cabuk bozulmasini. Bir arkaya yaslanip takiminizi ona gore degerlendirmenizi oneririm, cunku durumunuz hic de karamsar degil bana gore.

Once Total Futbol fetisi edinen GS'ye bakalim.

Sezon oncesi yazdiklarimizdan alintilarla harmanlayalim:

1) Oyun karakteri zaman alir:

"Erken sevinenlerin anlamasi gereken birsey var. Bu isler oyle aman Rijkaard geldi, total futbol, Rinus Michels hoppa olmaz. Rijkaard’in Barca’ya oturttugu sistem su an GS’deki mevcut oyuncu kalitesinin cok daha otesinde bir takimda bile yaklasik 18 aylik bir surec sonrasi meyve vermeye basladi."

Xavi, Messi, Iniesta gibi adamlarin oldugu bir takimda bile pas, alan paylasimi, bosa kacmak gibi futbol artilarinin oturmasi zaman alirken bunu Ayhan, Mustafa Sarp ve Baris Ozbek'le 2 ayda basarmak mumkun degildir. Biraz sabir. Mevcut oyuncular olgunlasacak, gerekirse takviyeler gelecek (transfer veya altyapidan). GS ve sistem hakkinda okudugum belki de en guzel yazi bir zamanlar blog yazan Redman'in klavyesinden cikmistir. Ozeti de soyledir:

"Sahsen Rijkaard'in "Barcelona Sistemi"nin onemli bir kismini Galatasaray'a aktarabilecegini dusunmuyorum. Mevcut oyuncu kadrosuna dayanan cesitli sebepleri var tabii ki bunun. Tek buyuk defosu acik alanda agir kalisi olan Servet ile pozisyon bilgisi son derece yetersiz Gokhan Zan'dan olusacak bir stoper ikilisinin arkalarinda 40-45 metre bos alanla oyunu karsi yarisahaya yikmakta ne derece basarili olacagi buyuk bir soru isareti mesela kafamda. Arda ortasahada oynayacaksa hucumdaki opsiyonlarin sayisal eksikligi, ileride oynayacaksa da sahaya cikacak orta uclunun topa sahip olma kapasitesi baska bir sorun yaratacaktir. Barcelona hucumlarinin olmazsa olmazi kanattaki forvetlerin iceri girerek arkadan gelen beklere yer acmasi prensibi de Keita ve ozellikle Kewell ile nasil uygulanir bilemiyorum.

Ancak, bunlari soylerken Galatasaray'in basarisiz olacagini iddia etmiyorum. Rijkaard sabredilirse eldeki malzemeyle ortaya duzgun isleyen bir yapi koyacaktir elbet. Benim anlatmaya calistigim, bu kadro ile Galatasaray'in "Barcelona Sistemi"ni yani "4-3-3"u uygulama sansinin cok zayif oldugu ve zaten bu islerin bu kadar basit olmamasi gerektigi."

2) Savunma hattina kafasi calisan adam lazim:

"Ozellikle Servet’i tamamlayacak stoperin kisa mesafede cabuk olmasi lazim, cunku uzun topta rakip forvetle bire bir kalmasi cok olasi. Bu sure zarfinda GS’nin hucum edip goze zevk verdiginde bile Youla, Taner Gulleri, Murat Hacioglu gibi uzun topa kosularini iyi ayarlayan forvetler yuzunden surpriz puan kayiplari yasayabilir. Onun icin yildiz mildiz, forvet arkasi jambaz sihirbaz falan ugrasmadan ilk is 100 m’yi 11 saniyede kosabilecek stoper almak cok daha faydali olur."

Haldun Ustunel'in peygamberlestirildigi bir transfer sezonu gecirse de GS, bence optimal transferler yapilmadi. Ornegin Gokhan Zan buyuk ihtimalle Servet'in Marsilya'ya gidecegi ongorusuyle alindi. Servet elde kalinca bence Gokhan rotasyona sokulup esas oglan olarak toparlayici ve cabuk bir stoper alinmaliydi (Sivok gibi). Mevcut yapida iki tane top teknigi dusuk stoperle geriden oyun kurulmasi beklerin alacagi sorumluluga bakar. Solda formsuz Hakan Balta, sagda diger duz oyuncu Sarbi olunca baglantiyi yapmak icin ortasahadan birinin savunma hattina sokulmasi gerekiyor, ki bu efor kaybinin yaninda ortasahadan adam eksilmesi nedeniyle berbat bir cozum. Benim tavsiyem Topal'in stopere cekilmesiyle savunma hattinin FQ'sunun arttirilmasi yonunde gecici olarak. Ustunde yatirim yapilirsa (istikrarli sekilde oynatilmasi, hata yapmasina izin verilmesi, ust vucudunun gelisimine yardimci olunmasi) o bolgede libero ozellikli bir stoper yaratilabilir Topal'dan.

3) Rijkaard'a laf sokmak icin can atan adamlar var:

"Medya Rijkaard yegenimi bitirmek icin elinden geleni yapmaya calisacaktir. Ego tatmini icin ideal bir ortam var ortada. Asla ulasamayacagin yerlere gelmis, Barca’da CL kazanmis adam karsinda. Sana soru sorma ozgurlugu taninmis, atis serbest. Sen de kavga cikarmakla beslenen zavalli capsiz bir muhabirsin. Bugun antrenman teknigi, planlama, transfere bakis, altyapidan oyuncu yetistirme, GS’deki hedefler vs. bir suru konusulasi konu varken gider FB’den teklif aldin mi diye sorarsin. Yarin takim uc hafta puan kaybeder, “istifayi dusunuyor musun, aklin Barca’da mi kaldi” diye mac cikisi adama girisirsin. Sonra sef ahkam kesici kabadayi Erman “Rijkaard’a Turk futbolcusunu taniyan ve rakiplerinin cigerini dalagini bilen bir yol gosterici lazim” diye buyruk verir. Derken Adnan Polat Rijkaard’in arkasinda durur ve yardimcilarini antrenman baslamadan yeterince evvel tesise gelmedigi icin kovar, basladigimiz yere doneriz."

Bunu derken basladigimiz yere donmemeyi temenni etmistim. Rijkaard Turk futbolu icin cok buyuk firsattir. Bu adam varsin toptan bile anlamasin (katilmiyorum elbette), karakteriyle bile bize cok sey ogretebilir. Yardimcisina bakis acisi benim icin 4-3-3, 4-2-3-1, 4-4-2, 4-6-0'dan daha onemlidir. Tek adam ve muritleri (Fatih Terim - Mufit Erkasap) modeline karsi katilimci demokrat tarzi benimsedigim bir antitez. Rijkaard hata yapabilir, elestirilebilir. Ama bunda da is yok, Xavi'nin ekmegini yedi, Saracoglu'nda yine birsey degismedi falan diyenler cikarsa gulun gecin. Kafasi calisan, duzgun bir adam. Sorunlari o da goruyordur ve mutlaka ortaya cozum alternatifleri koyacaktir uzun vadede.

4) 14. haftada kacinci oldugunuz degil kac puanda oldugunuz onemlidir:

GS'nin su anda 29 puani var, ki bu hatiri sayilir bir meblag. Takim Temmuz'dan beri yogun bir mac trafiginde. Araya milli maclari da eklerseniz neredeyse ayda iki defa hafta arasi mac yapmis oyuncular var. Haliyle fiziksel dusus olacaktir, bu da en cok haftada tek maca konsantre olan, milli oyuncusu olmayan takimlara karsi hissedilecektir. Neticede futbol fizik oyunudur, Fernando Torres'i Tarik Dasgun'den ayiran kastir. Mevcut sartlarda ilk yariyi mac basina 2+ puanla bitirirse bence Rijkaard cok iyi is cikarmis olur. Devre arasinda takim toparlar, yoluna devam eder. Daha Elano sazi eline almadi, Baros donecek vs. Potansiyeli yuksek bir takim GS. Lig 2.'sine yenilince Total Rezalet, Total Felaket, Total Delalet falan olmuyor. 1.5 senedir ayni hocayla, asagi yukari ayni kadroyla mucadele eden tas gibi bir takima deplasmanda yeniliver bir zahmet.
* * *

Neticede Rijkaard'in gercekten basarili olmasini istiyorum. Bu istegim gonulden ve pragmatik sebepleri var. Ayakkabisinin arkasina basan, ders almayip veren adamlar yerine iki kelimeyi bir araya getirebilen adamlar idollestirilsin. Guzel futbol erisilebilir olsun. Cita yukselsin ki rekabet edip BJK olarak daha ileri gidelim.

GS taraftarinin su sorunun cevabini dusunmesi lazim:

Bu sene 70 puanla 4. olursaniz Rijkaard'in gitmesini mi kalmasini mi tercih edersiniz?

15 Ağustos 2009

Hasan Sas ve Tugay Kerimoglu Sizden Daha Az Galatasarayli Degil


Hasan Sas ve Tugay Kerimoglu'na laf sokulmasini icim kaldirmiyor. Bu GS'lilerden gelince ozellikle durumdan rahatsiz oluyorum.

Once Hasan'dan baslayalim. Aldigi doping cezasi, elini camlara vurup parcalamasi, gereksiz dayilanmalariyla pek hazetmedigim isler yapsa da kazanma hirsina hayran oldugum biri. Lucescu'nun onu sol aciga devsirdiginde Ali Sami Yen'e gidip CL maci seyretmisligim vardir. Golgesine calim atan adamdan takimi ileriye tasiyan adama terfi edip hem kulup takimini, hem de milli takimi sirtlamistir. 2002 Dunya Kupasi'ndan sonra populeritesi tavana vurdugunda Avrupa'ya gitseydi belki kafasi rahatken futbolunun zirvesini goz onunde oynayabilecekti. Kalmayi tercih etti o veya bu sekilde. Takimin lider rolune soyunup maddi kriz zamani Cihan'larla, Sabri'lerle kurdugu iletisim ve Hakan Sukur'den aldigi destekle Appiah'li, Tuncay'li FB'den sampiyonluk aldi.

Hasan ve parcasi oldugu basarilarin maddi getirisi onlarca milyon dolar. Avrupa'da taninmaktan yayin pastasindan alinan paya kadar butun finansal dengeleri degisteren bir kadronun uyesi, hatta liderlerinden bahsediyoruz. Milli takima sponsor destegi sayesinde Van'da tesis yapilmasinda Hasan Sas'in Brezilya'ya attigi golun etkisi vardir cok net. Belki de Hasan ve jenerasyonunun sagladigi rant sayesinde GS bugun marka degeriyle bu kadar borcuna ragmen kredi alabiliyor. Isin aci tarafi bu krediler yeni bir jenerasyon uretmek yerine taraftara soz verildi diye Lincoln'u alip kaptan yapilmakta kullaniliyor. Millet de zivanadan o zaman cikiyor. Siz sirketinize tonla para kazandirip kasikla odullendirilirseniz ne dusunursunuz?

Lincoln'u GS'nin aldigi paraya diyecek lafim yok. Kafanizda bir planlama yaparsiniz. 10 askeri etrafinda oynatacak yildiz futbolcu getirir, yaraticiligiyla yukselirsiniz. Ama en cok parayi - mac basina da degil, garanti maas - ona verip tatilden gec donmesine musaade ederseniz, ustune bir de kaptanlik verirseniz kidemli emekcileri fitil edersiniz. Yetenekleri insanlara katkilari olcusunde sorumluluk vermek yoneticilik yetenegidir. Ornegin at yarisci Ibrahim Akin sahada doktururse, Paris Hilton'cu Ronaldo yilin futbolcusuysa, alemci Romario gol kraliysa onlara takimlarinda yer bulunur. Yalniz kaptanlari ve liderleri Mehmet Ozdilek, Ryan Giggs ve Guardiola olmalidir.

Simdi siz Uefa kupasi primlerini 2 sene gec yatirdiktan sonra gidip Keita'ya $10 m sayarsaniz Hasan Sas gibilerini cileden cikarirsiniz elbet. Adam olanca patavatsizligiyla "Florya'da petrol mu cikti" dedi. Yerden goge kadar hakli. Stadyum insaati finansman eksikliginden duran bir futbol takiminin bu kadar borcu dururken gidip transfer yapmasini nasil acikliyorsunuz? Taraftar olarak Elano'yu, Keita'yi aldik diye sevinirken bunun nelere maloldugunu aklinizdan cikarmayin. Ornegin parayi Tayyip yardakcisi Ulker verdiyse sirtiniza reklami geciriverir, gikiniz cikmaz. Besiktas gibi sicak paraya muhtac olursaniz kapali tribununuze yabanci sermayeli Turk Telekom'u doserler.

"Hasan Sas'i Hasan Sas yapan GS'dir" klisesiyle de lutfen gelmeyin. GS'yi GS yapan, yucelten, Hasan Sas ve onun gibi bayrak adamlardir. Metin Oktay'dir, Cuneyt Tanman'dir. GS onlarin omuzlarinda yukselerek bugunku itibarini ve gucunu elde etmistir. Hasan Sas belki baska takimda da cok para kazanip cok basarili olabilirdi. Hasan'i Hasan yapan oncelikli olarak calisma etigi ve yetenekleridir.

Keza Tugay Kerimoglu, GS'nin Turkiye Ligi rekoru olan 4 sampiyonlugunun 3.5'unda basroldedir. Glasgow'a bonservisiyle gitmeden once Hertha Berlin macinda liderlik vasfiyla Uefa Kupasi'nin yolunu acmistir. Su anda cok parlak bir teknik direktor adayidir. Bu durumdayken "ben GS'liyim" diyerek kendisine acilan kapilari (misal TS cok ciddi teklif yapti gecen yaz) neden kendi kendine kapasin? Daha neyi kanitlamak zorunda GS'li olmak icin? Duzgun bir takimda gorev alirsa yillik geliri 1 milyar TL'den baslayacak olan adam neden kariyerinin basinda kendini tek takimla sinirlasin? Bir de sunu anlamiyorum. Sanki sizin onunuze tomarla parayi serseler tutmadiginiz takimda gorev almayacaksiniz. Bana FB'nin insaat muhendisi ol, bundan sonra butun tesislesme senden sorulur deseler "hayir BJK'liyim, amator ruhla meslegimi icra ederim" demem, sartlarda anlasirsam hakkini vermek icin calisirim. Kaldi ki Tugay "GS'liyim" demese bile klavye basinda yorum yapip stadlarda eglence satin alanlardan daha GS'lidir gozumde.

Son olarak da "milyon dolarlar kazandilar, kocaman arabalara biniyorlar, zugurt edebiyati yapmasinlar" derseniz ekonomi prensiplerinden anlamadiginizi iddia ederim. Turkiye'nin en iyi 10 doktoru, 10 avukati, 10 emlakcisi, 10 sanayicisi, hatta 10 kuaforunun ne kadar geliri oldugunu bir dusunun. Sonra yillik memlekette pastasi $2 milyar olan sektorun en has 10 adamindan birinin kazandigi parayla karsilastirin. Aslinda hic de cok degil goreceli olarak. Hele Emre Belozoglu'nun $4 m, Nobre'nin (ki milli bile degil oyle bir hakki olmasina ragmen) $3 m kazandigi ortamda Hasan ederinin altina oynamistir.

Polemik yaratmak gibi bir amacim yok ama Flying Dutchman bile - (bana gore kaliteli bir blogdur, takip ederim) soyle demis:

"Hatta son 10 yıla bakarsanız Galatasaray İstanbul'un 3 büyük kulübü içinde eski futbolcularını en fazla teknik kadroda, ve altyapı takımlarında birinci adam olarak görevlendirmiş takım."

Skibbe medya baskisiyla gonderilince taraftar tepkisine karsi Bulent Korkmaz'la anlasmak, sozlesmesi bitmeden baska teknik direktorlerle gorusmek "birinci adam olarak gorevlendirmek" degil, dupeduz adam harcamaktir. Aynen umit milli takimla kariyerine olumlu baslayan Umit Davala'yi yardimciliga getirip 4 ay sonra kovmak gibi.

"Bana daha çok bu futbolcuların, sürekli el üstünde tutulmak, sürekli Galatasaray kulübünün üzerinde etkilerinin olması gibi bir istekleri var gibi geliyor. Sürekli "ben" derdindeler. İstikrarlı olarak yaptıkları bir başka şey var ki bu daha da nahoş bir davranış. Bir kulübü aşağılamak için ezeli rakibi övmenin çare olacağını zanneden anlayış."

Bir kere GS tarihini yazmis insanlar eger kulupte etkili olmak istiyorsa bunu normal karsilamak gerekir. Futbolcuyken agirligi olunca "motivasyon", meslegi birakinca "ego tatmini" mi oluyor? Bahsi gecen Hasan Sas da Tugay Kerimoglu da uc kurus fazla para icin kulubune bonservis bedeli kazandirmadan gemiyi terketmemislerdir. Eger bir oyuncuyu cesitli nedenlerle camianizdan uzaklastirmak istiyorsaniz (Hakan Sukur Fethullah baglantisi ve gencleri etkilemesi nedeniyle acik secik kovulsaydi ben GS yonetimini ayakta alkislardim), o zaman bunu adam gibi yapmalisiniz. Golleri atarken tahammul edip futbolu birakinca camiadan uzaklastirmaya calismak ikiyuzluluktur.

Ezeli rakibi ovmeyi artniyetli gormek biraz fesat olmus. FB ve GS yaklasik olarak esit sayida taraftara sahipler. Ustelik GS'de kulubun aristokrasisi lise kokenli oldugu icin ust sinifin zenginligine erisimi nispeten kolay (Unal Aysal trink $20 m vermisti galiba). FB'nin gelirleri GS'den cok daha fazla ise o zaman FB yonetimi gercekten de bazi bakimlardan sanstir. Futbolcu gozuyle aradaki fark arkanizi Inamoto yerine Appiah'in toplamasidir. Rakibinizin kuvvetli yanlarini kavradikca basarili olma sansiniz artar.

Eger sapina kadar GS'li, kaptanlik verilmemesini yadirgamayan, FB'den nefret eden oyuncular istiyorsaniz size 55 numaraya sahip cikmanizi oneririm.

16 Temmuz 2009

4-3-3 Fetisizmi ve "Sistem" Uzerine


Frank Rijkaard Galatasaray'in basina geldiginden beri bir 4-3-3 fetisizmidir aldi basini gidiyor. Gun gecmiyor ki "Rijkaard 4-3-3 sistemini oturtsun, Galatasaray ortaligi yerle bir edecek" mealinde bir yazi cikmasin. "4-3-3 Ulannn!" baslikli bir yazi bile gordum arada yanlis hatirlamiyorsam. Ne menem seymis bu 4-3-3 ki Barcelona'nin son 5-6 yilki basarisinin anahtari, Rijkaard'in gizli recetesiymis. Okudugumuza inansak zannedecegiz ki dunyada 4-3-3 oynayan tek takim Barcelona, dizilisin mucidi de Rijkaard ile Neeskens. Futbol daha yuzeysel ve kalitesiz bir sekilde tartisilabilir mi hakikaten bilemiyorum.

En temelden baslayalim... Oncelikle, 4-3-3 bir sistem degil, dizilistir. Teoride modern futbolun temel unsurlarinin sahaya konmasini kolaylastiran, uzerinde cesitlilik saglanabilecek bir dizilistir; ancak oyuncularinizi sahaya hangi sirayla dizdiginizi tanimlar en nihayetinde. 4-3-3'e sistem demek, 4-3-3 oynayan takimlarin hepsinin de ayni sistemle oynadigini soylemektir ki bunun sacmaligini anlatacak kelime bulmakta gucluk cekiyorum. Bir de kendinizi benzetmeye calistiginiz takim Barcelona yahu. Dunya uzerine 10-15 senede bir gelebilecek, birbirinden ozel oyunculardan kurulu mukemmel bir ekip. Barcelona ozelinde uygulanmis, uygulanabilmis herhangi bir sistemin, Turkiye olceginde dahi, Galatasaray'a uyarlanabilmesi zaten pek mumkun degi bu yuzden. Biz ise haftalardir, mahalle macinda adam secer gibi "Ayhan bugun Xavi olsun, Servet de Puyol, Sabri zaten Dani Alves'in bonusu. Arda sen de gerekince Iniesta, gerekince Messi olursun. Tamam iste!" seklinde oyunlar oynuyoruz... Bu kadar basitti zaten futbol.

Tekrar edeyim 4-3-3 bir sistem degildir. Sistemi sahaya surulen oyuncularin ozellikleri ve onlara verilen gorevler belirler. Cok uzaga gitmeye gerek yok, gectigimiz sezonun Sampiyonlar Ligi Yari Finali'ne, Stamford Bridge'deki Chelsea - Barcelona macina bakmamiz yeterli. O gun "guzel futbolun simgesi, gonullerin sampiyonu" Barcelona da, "anti futbol pesindeki, cirkin" Chelsea'de 4-3-3 oynadi mesela. Bir tarafta topu havaya hic kaldirmamaya ozen gosteren, cok pasla oyuna hakim olmaya calisan, ileride kaptirdigi her toptan sonra yerinde pres ile geri kazanmaya calisan, savunmasini onde kurmak icin tum riskleri goze alan Barcelona, diger tarafta savunmadan uzun toplarla Drogba'yi bulmaya calisan, ortasahayi mumkun oldugunca az pasta gecmeye gayret gosteren, savunma disiplininden 90 dakika boyunca odun vermeyen Chelsea. Birbirine bu kadar zit karakterde iki takim bu sekilde carpismamisti uzun zamandir aslina bakarsaniz. Ama dedim ya, kagitta yazani okur, santradaki dizilislere bakarsaniz ikisi de 4-3-3 "sistemiyle" oynamistir o gece.

Olaya boyle bakanlar icin bir takimin topla ne kadar surede, kac pasla rakip kaleye gitmek istediginin, savunmasini nerede kurup nasil oynattiginin, hucumcularinin rakibi nerede karsilamayi tercih ettiginin, bunlarin neticesinde olusan ortalama takim boyunun, forvetlerinin, kanatlarinin, ve beklerinin ne tur oyunculardan secildiginin, on libero kullanip kullanmadiginin, ve daha nice degiskenin hicbir onemi yoktur. 4-3-3 dizildin mi "sistem" tamamdir, gerisi teferruat. Oysa sadece gectigimiz sezonki Barcelona, Chelsea, Porto, Schalke 04, Lyon, ve Manchester United'a bakarak 4-3-3'un ne kadar farkli sekillerde oynanabilecegini gormemiz mumkun.

Barcelona ozeline geri donup ozetlemeye calisayim 5 senedir ortaligi kasip kavuran futbollarinin temel ogelerini... "Barcelona Sistemi" herseyden once top hakimiyeti uzerine kurulu. Kisa paslarla top cevirerek rakip alana yerlesmek en iyi yaptiklari is. Bu sayede savunmalarini ileri cikariyor, oyunu karsi takimin ceza sahasiyla ortasaha cizgisi arasindaki alana yigip, bu bolgede ozel oyunculariyla skor uretiyorlar. Bunu duzenli olarak yapabilmenin en onemli sarti da kaptirilan toplarin, yine on alanda geri kazanilabilmesi. Hucum oyuncularin caliskanligi ve beklerin ortasahaya verdigi destegin bu noktada onemi buyuk. Butun bunlari yaparken kalelerinin elege donmemesi icin de acik alanda dunyanin en basarili savunmalarindan birine arkalarini yasliyorlar. Kenardaki hucumcularin devamli iceri dogru hucum ettigini de ekleyelim. Solda oynayan Ronaldinho ve Henry ile sagda oynayan Messi bunun en belirgin ornekleri. Son 5 senede Barcelona hucumunda oynamis, kanat sayilabilecek tek oyuncu Ludovic Giuly'dir herhalde ki O'nun bile ne kadar kanat oyuncusu oldugu tartismalidir.

Iste Rijkaard'in yapacagi bu temel oyun prensiplerini, mevcut Galatasaray kadrosuna uydugu olcude oturtmaya calismak olacak. Uymayan noktalarda da baska cozumler uretecek ve bunun sonucunda ortaya bir sentez cikacak. Iste o zaman da bunun adi "Galatasaray Sistemi" olacak, "4-3-3" degil.

Biraz daha ozele inersek, ben sahsen Rijkaard'in "Barcelona Sistemi"nin onemli bir kismini Galatasaray'a aktarabilecegini dusunmuyorum. Mevcut oyuncu kadrosuna dayanan cesitli sebepleri var tabii ki bunun. Tek buyuk defosu acik alanda agir kalisi olan Servet ile pozisyon bilgisi son derece yetersiz Gokhan Zan'dan olusacak bir stoper ikilisinin arkalarinda 40-45 metre bos alanla oyunu karsi yarisahaya yikmakta ne derece basarili olacagi buyuk bir soru isareti mesela kafamda. Arda ortasahada oynayacaksa hucumdaki opsiyonlarin sayisal eksikligi, ileride oynayacaksa da sahaya cikacak orta uclunun topa sahip olma kapasitesi baska bir sorun yaratacaktir. Barcelona hucumlarinin olmazsa olmazi kanattaki forvetlerin iceri girerek arkadan gelen beklere yer acmasi prensibi de Keita ve ozellikle Kewell ile nasil uygulanir bilemiyorum.

Ancak, bunlari soylerken Galatasaray'in basarisiz olacagini iddia etmiyorum. Rijkaard sabredilirse eldeki malzemeyle ortaya duzgun isleyen bir yapi koyacaktir elbet. Benim anlatmaya calistigim, bu kadro ile Galatasaray'in "Barcelona Sistemi"ni yani "4-3-3"u uygulama sansinin cok zayif oldugu ve zaten bu islerin bu kadar basit olmamasi gerektigi.

14 Temmuz 2009

Besiktasli Gozuyle - 2009/10 Sezonu Oncesi Galatasaray


Galtasaray’in Rijkaard ile ciktigi yeni yolculuga dair bir degerlendirme yapmadan once gectigimiz iki sezonun muhasebesinin cok iyi yapilmasi gerektigini dusunuyorum.

2007-08 sezonu Galatasaray icin yeni yonetimiyle beraber bir ‘yeniden yapilanma donemi'nin baslangiciydi aslinda. Takimin basina Gerets’in yerine Karl-Heinz Feldkamp getirilmis, oyuncu kadrosu da buyuk olcude yenilenmisti. Bu yenileme yapilirken de eldeki kaynagin buyuk kismi Schalke’den alinan Lincoln ve Copenhagen’den gelen Linderoth’a ayrilmis, bu iki oyuncunun yanina da maliyeti dusuk Servet, Hakan Balta, Volkan Yaman, Nonda, Baris, Serkan Calik, Bouzid, Orkun gibi bircok ekleme yapilmisti. Neticesinde, Lincoln ve Linderoth’un sezon boyunca neredeyse hic gozukmeyisi, fakat birer rol oyuncusu olmasi beklenen isimlerin one cikip sampiyonlukta basrolu oynayisi sebebiyle enteresan ama ayni zamanda cok basarili bir sezon oldu 2007-08 Galatasaray icin. Ayni dogrultuda, sezonun bitimine 2 aydan az bir zaman kala Feldkamp ile yollarin ayrilip yerine getirilen Cevat Guler’le kalan tum maclarin kazanilmis olmasi da bir koseye not edilmeli. Ancak, oyle ya da boyle, sezon sonu gelinen noktada Galatasaray’in elinde sampiyon olmus bir takim ve Arda, Servet, Ayhan, Hakan Balta, Mehmet Topal, Baris, Ugur, Aykut, Emre Gungor, Emre Asik, Sabri, Serkan Calik gibi neredeyse tamami milli takimlarda oynayan, genc ve yerli oyunculardan kurulu bir cekirdek kadro vardi – ki bir sezon gibi kisa bir surede boyle bir iskelet yaratilmasi bence en az sampiyonluk kadar buyuk bir basariydi.


Bu kadro ligde yakalanan basarinin ustune, bir de 2008 Avrupa Sampiyonasi’nda yari final goren A Milli Takim’in temelini olusturunca, Galatasaray gelecek adina inanilmaz elverisli bir konuma geldi. Bir sene once “gelecek vaad eden”, ancak cok da esamesi okunmayan isimler, 12 ay icerisinde hem Turkcell Super Lig Sampiyonu, hem de Avrupa Sampiyonasi Yari Finalisti olmuslardi. Sari-Kirmizi’li yonetim, bunun devamini Michael Skibbe’yi goreve getirerek saglamak istedi. Alman hoca, ulkesinin Milli Takimlari, Borussia Dortmund ve Bayer Leverkusen’i iceren CV’si goz onunde bulunduruldugunda, eldeki genc ve basariya ac kadronun basina getirilebilecek en uygun isimlerden birisiydi. Kaldi ki Feldkamp’in arkasindan gelen ismin yine bir baska Alman olmasi ve yardimci olarak Umit Davala tercihi, bu anlamda sureklilik saglamak ve ilerleyen senelerde bir ekol olusturabilmek adina cok dogruydu.

O gun icin Skibbe’nin elindeki takima, Lincoln ve Linderoth haric, soyle bir goz atalim:
Aykut, Ugur, Servet, Song, Hakan Balta, Ayhan, Mehmet Topal, Baris, Arda, Nonda, Umit Karan (Orkun, Emre Asik, Emre Gungor, Sabri, Serkan Calik, Aydin Yilmaz)
Sadece iki yabancisi olan, ilk onbire bir forvet, kulubeye de 2-3 takviye ile potansiyeli en ust seviyeye cekilebilecek bir kadroydu bu bence. Uzerinde israr edilse cok onemli isler basarirdi.


Iste tam bu noktada Galatasaray yonetimi, Sampiyonlar Ligi’nin buyusunden olsa gerek sabirsiz davranarak, icinde bulundugu mukemmel pozisyonu tehlikeye atacak, daha sonra da yanlis oldugu herkes tarafindan gorulecek bir karar aldi ve takimin lider oyuncu kadrosunda koklu bir degisiklige gitti. Hakan Sukur ve Song ile sozlesme yenilenmezken, takimda kalan Hasan Sas ve Umit Karan gibi isimler de geri plana atildilar. Bu isimlerin yerine ise kariyerleri eldeki genc kadronun cok uzerinde olan Baros, Kewell, Meira, De Sanctis gibi yabancilar, bir onceki sezon etkisiz kalmis, huzursuzlugu her halinden belli olan Lincoln ile birlikte ‘tepeden inme’ bir sekilde takimin merkezine oturtuldu. Oysa bence yapilmasi gereken takimin liderliginin kademeli bir sekilde arkadan gelen Ayhan, Emre Asik, Servet, Arda, Ugur onderligindeki gruba devredilmesiydi. Lincoln Skibbe gidene kadar muthis top oynamis, Baros 20 kusur gol atmis, Kewell taraftarin sevgilisi olmus, Meira da kulube para kazandirmis olabilir. Ancak bunlarin tumu, Galatasaray’in kullanamadigi firsatin yaninda cok degersizdir benim gozumde. Galatasaray, sahip oldugu yerli cekirdegi destekleyip, yuceltecegine, basarili olabilecegini ispatlamis bu oyunculari –tekrardan– geri plana atmis ve onlarin gelisimine buyuk zarar vermistir. Dunyanin her yerinde, genc oyunculara kendilerini gosterdikleri surece daha fazla sorumluluk yuklenir – ki boylece kisisel gelisimleri ve takim icindeki pozisyonlari da futbol yetenekleriyle beraber kol kola ilerleyebilsin. Boyle bakinca, Kewell’a yer acmak adina Arda’nin sag kanada itilmesi, en ufak form dusukluklerinde Baris ve Mehmet Topal’in kesik yemesi, yerine transfer yapilan Aykut’un sozde guven mesajlari ile poh pohlanip Sampiyonlar Ligi on elemesinde kurtlarin onune atilmasi ve daha niceleri, hep Galatasaray’in gelecegine zarar vermis buyuk idari hatalardir benim gozumde.


Bir de Lincoln tercihi var basli basina incelenmesi gereken. Gecmisi bilinerek alinmis hesapli bir kumardi Lincoln. Ya kariyerinde daha once bulamadigi huzuru Galatasaray’da bulup “Ikinci Hagi” olacakti, ya da ayni Schalke’deki son senesinde yaptigi gibi takimi dinamitleyecekti Brezilyali. Durum boyleyken ilk sezonunda tutmayan Lincoln kumarinda ikinci sezon israr edilmesini, hele hele Brezilyali’nin kaptanlik mertebesine kadar yukseltilmesini anlamak gercekten mumkun degil. Bugun gelinen noktada, duruma sasiran insanlar olmasina sasiriyorum ben asil.

Bu hatalar alt alta yazildigi zaman da ortaya basariya tok, mac secen, veteran bir takim cikti ve elindeki oyuncu kalitesine kiyasla cok basarisiz oldu Galatasaray.

Gelelim bugune… Galatasaray yonetimi, gercekten basarili bir ise imza atarak yeni sezon icin takimin basina Rijkaard’i getirdi. Ancak burada asil belirleyici olacak olan, Hollandali’ya sabredilip sabredilmeyecegidir benim gozumde. Rijkaard’in kafasindaki oyun sistemini takima oturtmak icin gercekten zamana ihtiyaci var. Sparta Roterdam ile Hollanda’da kume dusmesi ve Barcelona ile ilk sezonunda yaptigi son derece yavas baslangic buna ornek gosterilebilir. Bu noktada iki sezonda 5 teknik adamla calismis, gectigimiz sezon ligin baslamasindan 6 hafta sonra Skibbe’nin yardimcilarini kovmus su anki Galatasaray yonetiminin bu sabri gosterebileceginden ciddi anlamda suphe ediyorum.


Kadro ici dinamiklerin yonetilmesi konusunda ise gectigimiz sezon yapilan hatalar belirli olcude anlasilmisa benziyor ki Arda Turan gectigimiz gunlerde takimin kaptanliga getirildi. Emre Asik ve Ayhan’in agabeylik yapacagi bir soyunma odasinda, yonetim ve Rijkaard tarafindan desteklenecek bir Arda bu gorevi basariyla yerine getirir bence. Lincoln’un takimdan ayrilmasinin da, sirf diger oyuncularin uzerinden kalkacak olan golgesi sebebiyle, Galatasaray adina onemli bir ekleme olacagini dusunuyorum.

Yine, yeniden yapilanarak, yeni bir doneme giriyor Sari-Kirmizililar. Gectigimiz sezon yaptiklari her isi yuzlerine gozlerine bulastirmis olsalar da, gelecege umutla bakmak adina hala yeterli sebepleri var. Bunda en onemli etkenler de eldeki kadronun bir senede sifirlanamayan potansiyeli ve Rijkaard’in varligidir bence.

Not: Aslinda kamuoyundaki 4-3-3 fetisizmi ve Galatasaray’in yeni kadrosuyla ilgili genel bir degerlendirmeyi de bu yaziya eklemeyi planliyordum. Ancak yazi fazla uzayinca, daha okunabilir olmasi adina isin saha ici kismini ayri bir yazi olarak onumuzdeki gunlere birakmaya karar verdim.

23 Haziran 2009

Benden Galatasaray'li Dostlara...


Oncelikle, hayirli olsun. Iyi, temiz insandir Gokhan. Bugun de transferinden sonra gayet akli basinda aciklamalarda bulunmus. Kimsenin ahini almadan da iki buyuk takim arasinda transfer yapilabilecegini gostermis. Ancak kendisini 6 sezondur buyuk umutlarla takip etmis birisi olarak belirli konularda sizleri uyarmayi kendime bir borc biliyorum.

Ilk olarak Gokhan'in pozisyon bilgisi eksikligine vurgu yapmaliyim. Kendinizi 10-15 metre ile bozulan ofsaytlara, takim tam saha pres yaparken kendi cezasahasi onunde bekleyen bir geri dortluye, ve stoper ikiliniz arasina kacip da takip edilmeyen rakip forvetlere hazirlamaniz lazim. Blogdas Sampi bu konuyu gayet derinlemesine acikladi zaten, o yuzden daha cok uzerinde durmuyorum.

Ancak karin agriniz bununla bitmeyecek ne yazik ki. Kornerlerde ve ceza sahasina yakin serbest vuruslarda Gokhan'in adamina ayrica dikkat etmenizi oneririm. Cunku kaleci degajlarina gayet guzel kafa vuran Gokhan'in bu sebeple ayni zamanda iyi bir duran top savunucusu oldugu dusunulur ve bu cok buyuk bir yanilgidir. Benim gozlemim 1.92'lik oyuncunun cok ciddi bir konsantrasyon problemi oldugu ve duran top olayini da henuz tam olarak cozemedigi. Zaman zaman aciklanamayacak sekilde adamini taikp etmeyi birakacak ve bu sebeple takiminin gol yiyip pozisyon vermesine sebep olacaktir. Uzun boyu sebebiyle genellikle rakibin en tehlikeli 2-3 oyuncusundan birini marke edecek olusu da bu isin trajikomik yani.

Bir de Gokhan sakardir. Genelde son adam oldugu icin takiminizda sakar olmasini isteyeceginiz en son oyuncudur, ama buna ragmen olmadik yerde garip bir iska gecip, ya da sacma bir top kaybi yapip insani galeyana getirme potansiyeli oldukca yuksektir. Cok sakatlanir olusunda bu goz-vucut koordinasyonu eksikliginin de payi buyuktur. 

Bulent Korkmaz, Servet Cetin, Emre Asik gibi canini disine takan, yeri geldiginde cikan omzunu govdesine baglayan yeri geldiginde maske takip oynayan stoperlere alisik olan Galatasaray camiasi Gokhan'in cit kirildim yapisini ne kadar kabullenecektir, bilemiyorum. Ondan benzer bir ozveri beklemeyin, hayal kirikligina ugrarsiniz. Insanin lakabinin bosu bosuna Cam Adam'a cikmaz zaten.

Soylediklerimiz biraz sert gelebilir, ancak bunlarin 90%'ini Gokhan hala Besiktas'in topcusuyken de soylemis oldugumuz icin bunun bir kedi ve uzanilamayan cigere mundar denmesi durumu olmadigi konusunda icim cok rahat.

Son olarak da sunu soyleyeyim. Cogu kisinin ilk yorumu, 45 kez milli olmus bir oyuncunun bedavaya takima kazandirildigi ve bunun aslinda dusuk riskli ancak yuksek prim saglayabilecek bir transfer oldugu. Buna bir olcude katilmamak mumkun degil. Ancak Galatasaray takimdan ayrilan Servet'in yerine Gokhan'a guvenip, sezona Gokhan, Emre Gungor, Emre Asik, Hakan Balta, Mehmet Topal, Semih Kaya gibi bir stoper rotasyonu ile girerse alinan riskin ne kadar dusuk oldugu konusunda benim kafamda ciddi sorular olusur. Bence bu transfere ragmen Galatasaray etrafindakileri cekip cevirecek, lider ozellikli bir stoper almali. Cunku eldeki alternatiflerin hepsi iyi birer kesici fakat savunma bilgisi gorece dusuk isimler. Bence tabii ki...

10 Haziran 2009

Ver Elini Suat Kaya & Hasirt to the Blackboard Ihtimali


Rakip makip anlamam, sevindim Rijkaard’in memlekete tesrif etmesine. GS yonetiminin hangi sartlarla getirdigini bilmiyorum (paradan bahsetmiyorum, uzun vadeli planlama, sorumluluk paylasimi, vs.). Umarim arkasinda guven ortami saglanmistir ve kendisi yonetimin fikir birliginin bir urunudur. Obur turlu olasi bir bocalama surecinde arkasinda ne kadar durulacagindan emin degilim. Soyle ki sadece son 2 sene icinde Adnan Polat’in kendi eliyle emeklilikten alip takimin basina gecirdigi (hatta 2 kez) Kalli, onumuzdeki 10 sene icinde sivrilip zirve yapma ihtimali olan Skibbe, camiada kredisi sonsuz Bulent Korkmaz bile kovuldu. GS kariyer, saygi, ozkaynak, vs dinlemeden yonetim sorumluluklari bolusulmesinde yasadigi sorunlar nedeniyle hoca harciyor. Belki kariyerli adami ise almaktan cok kovmaktan zevk aliyorlardir, bilemeyecegim. Dunyada cok kisiye nasip olmaz Barca hocasi kovmak, bir ihtimal Adnan Sezgin’in hayattaki emeli odur. Mesela benim egomun zirve yapmasi icin Laetitia Casta’yla cikmam yetmez, onu cirkin biriyle aldatmam gerekir.

Hollandali’yi getirme amaci taraftara heyecan verecek bir 4-3-3 ve hucum kombinasyonlari vaadi olsa gerek. Burada erken sevinenlerin anlamasi gereken birsey var. Bu isler oyle aman Rijkaard geldi, total futbol, Rinus Michels hoppa olmaz. Rijkaard’in Barca’ya oturttugu sistem su an GS’deki mevcut oyuncu kalitesinin cok daha otesinde bir takimda bile yaklasik 18 aylik bir surec sonrasi meyve vermeye basladi. Topa sahip olmak icin surekli alan degistirip bosa kacmak esastir. Ozellikle oyunu karsi kaleye yikacaksaniz asiri efor sarfettirir. Dolayisiyla oncelikle ustun fizik gucu edinmek gerekir. Pas yuzdesiyle takdir kazanan Xavi’nin bu yuzdeyi CL final macinda 11.7 km kosmasina borclu oldugunu atliyoruz (BJK-FB macinda en cok kosan oyuncu 9,9 km ile Tello’ydu). Takimin hucum varyetelerini ve alan paylasimini ogrenmesi icin birlikte surekli antrenman yapmasi sarttir ve bu calisma surecini tek bir sezon oncesi kamp yuklemesine sigdiramazsiniz. Ayriyeten Rijkaard model futbolda savunma cok ileride kuruldugundan muazzam bir savunma disipliniyle geri 4’lunun ortasahanin hemen gerisinde ip gibi dizilebilmesi gerekir. Hakan Balta bu isi kotarsa bile futbol IQ’su dusuk Servet Cetin, bilinmeyen 2. stoper, sakatliktan donecegi belli olmayan Ugur Ucar (veya Allah korusun Sarbi) ile oturtulmasi gereken bir savunma duzeni var. Ozellikle Servet’i tamamlayacak stoperin kisa mesafede cabuk olmasi lazim, cunku uzun topta rakip forvetle bire bir kalmasi cok olasi. Bu sure zarfinda GS’nin hucum edip goze zevk verdiginde bile Youla, Taner Gulleri, Murat Hacioglu gibi uzun topa kosularini iyi ayarlayan forvetler yuzunden surpriz puan kayiplari yasayabilir. Onun icin yildiz mildiz, forvet arkasi jambaz sihirbaz falan ugrasmadan ilk is 100 m’yi 11 saniyede kosabilecek stoper almak cok daha faydali olur. En onemlisi de atiyorum 10. haftada takim 10. olursa taraftarin inancini, yonetimin de sabrini kaybetmemesi gerekir.

Medya Rijkaard yegenimi bitirmek icin elinden geleni yapmaya calisacaktir. Ego tatmini icin ideal bir ortam var ortada. Asla ulasamayacagin yerlere gelmis, Barca’da CL kazanmis adam karsinda. Sana soru sorma ozgurlugu taninmis, atis serbest. Sen de kavga cikarmakla beslenen zavalli capsiz bir muhabirsin. Bugun antrenman teknigi, planlama, transfere bakis, altyapidan oyuncu yetistirme, GS’deki hedefler vs. bir suru konusulasi konu varken gider FB’den teklif aldin mi diye sorarsin. Yarin takim uc hafta puan kaybeder, “istifayi dusunuyor musun, aklin Barca’da mi kaldi” diye mac cikisi adama girisirsin. Sonra sef ahkam kesici kabadayi Erman “Rijkaard’a Turk futbolcusunu taniyan ve rakiplerinin cigerini dalagini bilen bir yol gosterici lazim” diye buyruk verir. Derken Adnan Polat Rijkaard’in arkasinda durur ve yardimcilarini antrenman baslamadan yeterince evvel tesise gelmedigi icin kovar, basladigimiz yere doneriz.

Binaneleyh “Asi Tutmadi”, ver elini Suat Kaya & hasirt to the blackboard cok da uzak degil olasi bir sportif performans krizi yonetilemezse.

15 Nisan 2009

Arda Turan Uzerine

Usta blogger'lardan Borges'in Arda Turan Analizi.! baslikli yazisina yorum yazacaktim aslinda. Ancak baktim yazi aldi basini gidiyor, blog’a tasimaya karar verdim.

Bahsettigim yazinin ana fikri – bence – Arda’nin genclikten kaynaklanan tecrubesizligi ve Galatasaray taraftari olusu sebebiyle sahada gerektiginden fazla efor harcadigi, bu sebeple de oyununun verimsizlestigi. Ayni zamanda seyircinin uzerine yukledigi Galatasaray ruhunu yasatma misyonunun da bunda buyuk etkisi oldugunu ve neticede Arda’nin Galatasaray tarafindan iyi yonetilmedigini soyluyor Borges. En buyuk korkusu da – bunu Ibrahim Uzulmez gibi uc bir ornekle aciklamis olsa da – Arda’nin bu oyun tarzi sebebiyle yeteneklerinin gelismeyecegi ve 3-4 sene sonra sahalardaki sayisiz ‘hamal’ futbolculardan biri haline gelecegi.


Arda’nin fizik kondisyonunun su anda ancak 60-70 dakikayi kaldirabildigi dusunuldugunde “Gereksiz yere efor harcadigi icin verimi dusuyor” elestirisine katiliyorum kesinlikle. Ancak Arda’nin futbol potansiyeli konusunda cogu kisiye ters gelebilecek goruslerim var. Cogumuz Arda’dan Cristiano Ronaldo, Kaka, ya da Ribery ayarinda hucumda oyunu domine eden, dunya stari bir ofansif ortasaha/forvet olmasini bekliyoruz. Ancak ben Arda’nin salt futbol yetenegi bakimindan bu oyuncular kadar kaliteli olduguna inansam da, fiziksel yetersizliginin, 18-22 yaslari arasini Turkiye’de gecirdigini de hesaba katarak, onlarin seviyesinde bir star olmasina engel olacagini dusunuyorum. Soyle aciklayayim, bugun dunyada oyunu ofansif anlamda domine eden, birsey yapsin diye agzinin icine bakilan oyuncularin onde gelenlerine soyle bir goz atalim:

Cristiano Ronaldo – Belki de dunyada su anda fizigi futbola en uygun 4-5 isimden bir tanesi CR7. Surat, fizik guc, dikey sicrama, ve zamanlama yeteneklerini bu sekilde bunyesinde barindiran baska bir futbolcu yok benim bildigim.

Kaka – 1.86 boyu ve uzun bacaklari sayesinde oldukca fuleli. Hem kuvvetli hem de baskalarinin 2 adimda gittigi mesafeyi tek adimda kat edebiliyor. Mukemmel sut kabiliyeti de ayri bir artisi.

Franck Ribery – Sayacagimiz isimler arasina belki de en suratlisi. Onun da cok kuvvetli bir sutu var.

Steven Gerrard – Gerrard da hem Kaka gibi fuleli hem de cok kuvvetli. Kesinlikle dunyada topa en iyi vuran isimlerden bir tanesi.

Bu ornekler Zidane, Figo, Ballack, Del Piero, Totti gibi bir onceki jenerasyonun yildizlari ile de desteklenebilir.

Lionel Messi – Messi’yi sona biraktim, digerlerinden daha geride oldugu icin degil tabii ki. Bahsettigim kurala belki de tek istisna oldugu icin. Messi herseyi fiziki yetersizliklerine ragmen basaran bu duzeydeki belki de tek futbolcu. Ancak kimse kusura bakmasin ama o da her 10 senede ancak 1-2 kez rastlanabilecek yeteneklerden bize denk geleni. O yuzden Arda’nin yetenek bakimindan onunla ayni seviyede oldugunu soyleyemeyecegim.

Ozetlersek, Arda malesef ne bu isimlerden herhangi biri kadar hizli, ne herhangi biri kadar fizikli, ne de herhangi biri kadar kuvvetli topa vuruyor. O yuzden Arda dunya capinda bir yildiz olacaksa bu saydigim yildizlarin hepsinden daha fazla kosmak, mucadele etmek zorunda. Ancak korkarim bu dahi yetmeyebilir. Cunku futbolun bir ust seviyesine baktigimizda salt yetenegin yeterli olmadigini acikca goruyoruz.

Tabii burada Arda’nin gelisiminden sorumlu Galatasaray kulubunun ne yaptiginin da irdelenmesi lazim. Arda A Takim’da duzenli oynamaya baslayali 3 sezon oldu ve su anda bu donemdeki 4. teknik adamiyla calisiyor (Gerets, Feldkamp, Skibbe, Bulent Korkmaz – 5 macligina takimin basina getirilen Cevat Guler’i satmiyorum bile). Ve uzulerek soyluyorum ki ben Gerets doneminde A Takimda ilk parladigi donem ile bugun arasinda cok cok buyuk farklar goremiyorum Arda’da. Tabi ki gelistirdi kendisini, ancak bu gelisimin buyuk bolumunun 18 yasindan 22 yasina geldigi icin ergenlikten cikip kuvvetlenmis olmasindan, ve bu donemde oynadigi 150 kusur macta kazandigi tecrubeden kaynaklandigini dusunuyorum. Haydi kulubedeki istikrarsizligi bir kenara birakalim, Arda bu 3 senelik donemde ne gibi cabukluk idmanlari yapmis, kendi vudununun ozelliklerine gore ayarlanmis bir agirlik programina sahip olmus mu, bilen varsa bana soylesin. Yani bir baska deyisle Galatasaray’in Arda’nin gelisimine ekstra bir katki yaptigina inanmiyorum. Eger ki bu donemde Ajax, Lyon, PSV, Arsenal, Everton, Barcelona, Manchester United, Porto gibi genc oyuncularin uzerinde duran ve onlarin gelisimi icin ozel caba harcayan takimlardan herhangi bir tanesinde oynamis olsaydi, bugun karsimizda cok daha cabuk ve cok daha guclu bir Arda bulacagimizdan emin olabilirsiniz.

Peki gelecek karanlik ki Arda icin? Kesinlikle degil. Benim soylemeye calistigim, Arda’nin Cristiano Ronaldo ya da Kaka yerine Xavi, Pirlo, ya da Iniesta turunde, sahada daha cok mucadele eden, gerektiginde aut cizgisinden kayarak top cikartan, belki de superstarlar kadar uzerinde durulmayan ve hak ettigi krediyi cogu zaman alamayan bir oyuncu olmayi hedeflemesi gerektigi. Bunu soylerken de Xavi, Pirlo, ya da Iniesta’yi hor gordugum kesinlikle dusunulmesin. Bugun sifirdan bir takim kursam kadromda Cristiano Ronaldo’yu mu Pirlo’yu mu gormek isteyecegim basli basina ayri bir yazi konusudur.

Toparlayalim.. Arda su anda ulke olarak sahip oldugumuz en iyi 3 oyuncudan bir tanesi kesinlikle, belki de en iyisi. O yuzden herkesin – ozellikle de Galatasaraylilarin – ondan en iyiyi beklemesi cok normal. Ancak, bu noktada Arda’nin yetenekleri gibi zayifliklarinin da iyi incelenip ona gore gerekli bireysel gelisim tekniklerinin duzgun bir planlamayla hayata gecirilmesi gerek. Bence ancak bu yolla - uzerine gercek disi beklentiler yuklenmediginde - Arda kapasitesinin hakkini verip dunya yildizlari arasindaki yerini alabilir. Bu sebeple de vakit cok gecmeden Arda’nin Avrupa’da hatiri sayilir bir takima transfer olmasi, kendini gelistirmesi acisindan, bir futbolsever olarak benim dilegim. Isin bir de benim cok dahil olmadigim romantik yonu var pek tabii ki. O yuzden “Gitmesin kardesim Arda bir yere, kalsin burada sembol olsun” diyen Galatasaray taraftarini de sonuna kadar anlayabiliyorum.

Not: Aldigimiz dost tavsiyeleri sebebiyle yazilari cok uzun tutup okuyanlari baymamaya ozen gosteriyorum bu aralar. O yuzden Galatasaray’in sezon basindaki transfer politikasinin ve yonetimsel hatalarinin, Arda basta olmak uzere, sahip olduklari – ve bir Besiktasli olarak beni cok kiskandiran – genc, yuksek potansiyelli, yerli oyuncu kadrosuna verdigi zarara baska bir postta deginecegim.

12 Nisan 2009

Besiktasli Gozuyle Derbi - Kaymakli Ekmek Kadayifi


Cok sert bir mucadele oldu. Cokca faul ve itis-kakis oldugu icin de oynanan futbol birseye benzemedi. Ilk yari Galatasaray, 45-65 arasinda da Fenerbahce iyiydi. 65'ten sonra iki takimin ortasahasi oyundan dusunce de, 80 metrede oynanan, bol gel gitli, ama kalitesiz bir oyun oldu.

Bundan 1-2 sene sonra bu mac sadece 90+3'te yasananlarla hatirlanacak. Derbi yonetme tarzini genelde begendigim Firat Aydinus bu sefer oyunun kontrolunu kaybetti, oyle olunca da macin sonunda kan govdeyi goturdu. Ancak yine de kabahati hakemden cok, Sabri, Lugano, Emre Belozoglu basta olmak uzere butun mac tribunlere oynayan iki takim futbolcularinda aramak lazim.

Kliseler havuzunda yuzecegiz simdi bir hafta boyunca. "Futbol kaybetti", "Dunyaya rezil olduk", "Buyuklere yakismadi" vs. vs. vs. Ben katilmiyorum. Derbileri derbi yapan, mactan onceki gece uykumuzu kaciran bu tutku, bu atestir bence.

Besiktasli gozuyle baktigimda da, kimse kusura bakmasin ama kotu futbola ragmen mactan gayet keyif aldim. Iki takim da hem puan, hem onemli futbolcularini kaybettiler. Buradan sonra toparlanmalari cok zor diye dusunuyorum.

Bu arada Galatasaray taraftarlarinin cikip uzerinde tepindigi alt tribun catisinin o kadar yuku tasimayacagini gormek icin insaat muhendisi olmaya gerek yok; herhangi bir nedenle bir takimin sahasi kapatilacaksa bundan daha gecerli bir sebep olamaz kesinlikle. Sadece barikatlari asip catiya cikan "Sahaya gireriz, annenizi operiz"ciler degil, altta oturan, efendi efendi macini izlemeye gelmis olabilecek taraftarlar da buyuk tehlike atlatti cunku.

Son soz: Nam-i diger "Balli Mustafa" bile bu kadarini hayal edemezdi herhalde. Bundan iyisi kaymakli ekmek kadayifi artik..