9 Ağustos 2009

Besiktas ve Turk Kizilayi

Dunku Divan Kurulu toplantisinda Yildirim Demiroren aciklamis. Onumuzdeki haftadan itibaren futbol takimi sirtinda Turk Kizilayi'nin logosunu tasiyacakmis. Cok degil iki hafta once burada Aston Villa'nin yasam suresi kisitli cocuklara ve acili ailelerine yardim amaciyla kurulmus bir vakif olan Acorns'a verdigi destege deginmis, bu ise imza atan kulup baskani Randy Lerner'i ovmustuk (ilgili yaziya buradan ulasabilirsiniz). Sordugumuz soru "Bir yabanci fazla alacagimiza, LOSEV'e CATOM'a ya da baska bir hayir kurumuna yardimda bulunsak ne kazanir, ne kaybederiz?" idi. Bugun baktigimizda Fenerbahce ile Galatasaray'in ULKER reklami tasidigi yerde Besiktas'in Kizilay'a destek verecek olmasi gurur verici. Su ana kadar yaptiklari her idari icraata taban tabana zit dustugumuz yonetimin bu kadar guzel bir harekete imza atmasi da bir o kadar sasirtici.

Anlasmanin sartlari aciklanmamis. Sadece Turk Kizilayi logosunu mu tasiyacagimiz yoksa ayrica satilan formalardan Kizilay'a bir katki yapilip yapilmayacagi belli degil. Ancak ne olursa olsun, cok hos bir hareket. Umarim hedefledigi etkiyi yapar.

Turk Kizilayi hakkinda daha fazla bilgi icin: http://www.kizilay.org.tr

Istanbul Buyuksehir Belediyespor - Besiktas: 1-1

Hakikaten birseye benzemiyor bu stadda maclar. Bir haftada Olimpiyat Stadi'nda iki mac bunyeye fazla geldi acikcasi. Burada nasil Olimpiyat duzenlenecegini ise hakikaten kestirmek mumkun degil. Bu kadar ruzgarda nasil disk/cirit/gulle atilir bilemiyorum. 100/200/400 metre Dunya Rekoru kirilsa ruzgar katkisi sebebiyle gecersiz sayilir. Muhendislik adina tam bir yuz karasi bu stad ama bu kepazelik zaten basli basinda ayri bir yazi konusu. Bugun icin tek tesellim Besiktas adina bu sezonki iskencenin bitmis olmasi.

Yer: Ataturk Olimpiyat Stadi
Tarih: 7 Agustos 2009
Istanbul BB: Oguzhan, Kus, Mahmut, Metin, Gokhan, Efe (63' Serhat), Sylla (64' Nsumbu), Zeki, Iskender, Ibrahim Akin (81' Ali), Tum
Besiktas: Hakan, Erhan, Sivok, Ferrari, Ismail, Fink (85' Ugur), Ernst, Tello, Holosko (46' Bobo), Yusuf (46' Nihat), Nobre

Besiktas maca Denizli'nin sezon oncesi hazirlik kampindan itibaren ezberlettigi duzenle cikti yine. Sezon basindan beri neredeyse tek degisen ilerideki merkez forvet ve onu arkadan destekleyen ikinci forvet oyuncusu. Bobo, Holosko, Nobre, ve Nihat icinden dun maca baslayanlar Holosko ve Nobre oldu - ki bence mevcut form/fizik durumlari goz onunde bulunduruldugunda dogrusu da buydu. Kagit uzerinde ideali tabii ki Holosko-Bobo ancak savunma ve ortasahadaki yabancilarin alternatifsiz olusu sebebiyle bu secenek henuz ihtimaller dahilinde degil ne yazik ki. Ugur Inceman ortasahada baslatilabilirdi denebilir, ancak tez zamanda savunma kurgusunun yerli yerine oturmasi acisindan takimin arka bolgesiyle oynanmamasini dogru buluyorum.

Besiktas'ta sezon basindan beri gordugumuz hucum ritmi bozuklugu bu macin da ana fikriydi. Ikinci bolgede bek/ortasaha isbirligiyle iyi isler yapabiliyor takim ileri cikarken ancak ucuncu bolgede ciddi bir duzensizlik hakim - sezon basi olmasi sebebiyle normaldir diye dusunuyorum yine de. Buna ragmen Holosko'nun hareketli oyunu ve Nobre'nin de rakibin derme catma stoper ikilisine kurdugu ustunluk sayesinde belli olcude etkili olabildi macin basinda Besiktas. Bu yolla birkac yarim pozisyon da bulundu ama gol gelmedi. Ta ki Fink'in guzel sutuna kadar. Alman oyuncu olumlu sinyaller vermeye devam ediyor. Savunmada direncli, hucumda girisken, havadan da belirli olcude etkili bir oyuncu gormustuk ilk 4 macta. Bugun bunlara sut tehdidini de ekliyoruz. Bugun itibariyle gayet isabetli bir transfer olarak gozukuyor. Golden 2 dakika sonra Belediyespor'un golunun gelmesi ise zamanlama acisindan sanssizlikti. Ibrahim Akin'in becerisinin hakkini vermek lazim ancak takimin bu sezon boyle cok fazla gol yiyecegini de dusunmuyorum acikcasi. Pozisyona baktigimizda once Ernst ile Ismail'in bolgesinde bir anlasmazlik, daha sonra da Ferrari ile Fink'in ayni adam uzerinde kaldigini goruyoruz. Buna Mustafa Denizli'nin kulubeden firlayip Sivok'u azarladigi pozisyonu da ekleyebiliriz. Savunma uyumundan kastettigimiz hep bu tarz detaylar. Birlikte 2. resmi macini yapan bir defansa da kalkip bu yonde bir elestiri getirecek durumumuz yok. Disliler yerine oturuncaya kadar sabretmek gerek.

Devre arasinda Holosko'nun neden oyundan ciktigini anlayamadim. Eger herhangi bir sakatlik olmadiysa - ki bu yonde birsey okumadik bugun - kesinlikle oyunda kalmaliydi. Su ana kadar 2 resmi macta (toplam 180 dk.) kendisini sadece 60 dk. kullanabilmis olmamiz cok dusundurucu. Gecen sezon gibi yine formasini dove dove almasi gerekecek anlasilan. Besiktas 3 senedir Bobo ile Nobre'nin ayni anda sahada oldugu neredeyse her mac ileride top tutmakta zorlaniyor. Dun de bunun tipik bir ornegini yasadik. Hucumun diger elemani Nihat da formsuz olunca Besiktas kontrolsuz, savunmadan top sisiren bir takima donustu yine. Bu yuzden ikisi ayni anda sahadayken hucumun 3. elemani Yusuf olmali bence. Macin 2. yarisindan baska bir cikarim yapmak da mumkun degil. Izleyenleri futboldan sogutacak bir 45 dakika oldu.

Besiktas'in yeni transferlerin uyum sorunu disindaki su andaki en onemli sorunu yabancilara alternatif olacak yerli oyuncularin sakatlik ya da formsuzluk yuzunden hazir olmamalari. Ibrahim Toraman ve Ekrem sakatliktan donup Yusuf ile Nihat da beklenen duzeye ulasinca kadro zenginlesecek ve Mustafa Denizli biraz daha hareket alani kazanacaktir. Puan kaybi tatsiz olsa da telafisi kolay oldugu icin cok dert etmemek lazim diye dusunuyorum

6 Ağustos 2009

Yeni Sezon Baslarken


Tatil donemini, hazirlik kampini, ve Super Kupa’yi geride biraktik, Super Lig 2009-10 sezonu yarin, sampiyonun maciyla basliyor.

Besiktas, 2008-09'un lig ve kupa sampiyonu olmasina ragmen kadroda ciddi bir revizyona gitti. Gectigimiz sezonu tamamlayan kadrodan ayrilanlar Gokhan Zan, Tomas Zapotocny, Edouard Cisse, Serdar Kurtulus, ve Aydin Karabulut. Delgado’nun durumu ise belirsizligini koruyor. Bu isimlerin yerine gelenler ise Matteo Ferrari, Ismail Koybasi, Erhan Guven, Ridvan Simsek, Michael Fink, Onur Bayramoglu, ve Nihat Kahveci. Gidenleri, bize yabanci olmadiklarindan, burada sikca yorumladik zaten. Gelenler hakkinda ise kadro dinamikleri, getirilis sekilleri, ve maliyetleri disinda gorus bildirmekten kacindik. Bunun en onemli sebebi de kimse hakkinda kendilerini sahada, Besiktas formasiyla, seyretmeden ahkam kesmek istemememizdi. Simdi ise elimizde 4 maclik gozlemlerden olusan veriler var. Bu veriler, oyuncular hakkinda onceden bildiklerimiz ve yaptigimiz arastirmalarla birlesince, belirli konularda yavas yavas fikirlerimiz, ongorulerimiz olusmaya basladi. Bu yazinin amaci Besiktas’in sezon oncesi durumunu degerlendirmek, bizce iyi yaptigi yonlerin altini cizip, ileride sorun yaratabilecek birkac konuya dikkat cekmek.

Besiktas su ana kadar hazirlik doneminde 4 karsilasma yapti. Sirasiyla Inonu’de Catania, Ispanya’da Lyon ve Porto, ve en son olarak da Olimpiyat Stadi’nda Fenerbahce ile karsi karsiya geldi. Oncelikle bu donemin az ama disli rakiplere karsi oynanan maclarla gecirilmesinin dogrulugundan bahsetmek gerek. Ben bunu boks antrenmanina benzetiyorum. Kum torbasina girismektense, bos biraktiginiz anda size kontrayi cikarabilecek bir baska boksorle antrenman yapmak her zaman daha faydalidir. Besiktas’in gecen senenin sampiyonu ve Sampiyonlar Ligi’ne direkt katiliyor olusu sebebiyle bu luksu de vardi sonucta. Takimin ne cabuk forma girmesi gerekiyordu, ne de Munih Turkgucu gibi takimlara 8-9 tane atip ozguven gelistirmesi. Bu yuzden bence gayet isabetliydi yapilan planlama – Mustafa Denizli’nin hakkini vermek gerek.

Bu maclarin tumunu bir butun olarak ele aldigimda ise gozume carpan ilk sey, gectigimiz sezon sonunda takimin hedef maclarda uyguladigi taktigin yavas yavas Besiktas’in oyun sistemine donusuyor olusu. Buna Fenerbahce macindan sonra da deginmistim. Besiktas’tan gercek anlamda iyi bir savunma takimi olma yolunda ciddi isiklar aliyorum. Takimin bir butun halinde oynama istegi ve hazirlik maclarinda dahi disiplinli bir sekilde savunma yapma cabasi bunun en onemli sebepleri. Ozellikle ortasahanin ofansif kismi ve ileri uclu bu konuda gayet basarili bir goruntu cizdiler su ana kadar. Savunmada ise geri altilida (kaleci – dortlu savunma – defansif ortasaha) dort yeni ismin oynuyor olsunun etkileri kendisini gosteriyor. Sivok ile Ferrari ikilisinden kimin sagda, kimin solda oynayacagi ancak Fenerbahce maciyla beraber bir karara baglanabildi. Bundan sonra buyuk ihtimalle Ferrari solda, Sivok ise sagda oynayacak bu ikili yan yanayken. Orta ikilinin uyumu henuz istenilen duzeye gelmemisken yanlarindaki iki bekin de yine yeni isimler olmasi tabii ki bu konuda takimin savunma becerisine pek de olumlu yonde katki yapmiyor. Sivok ile Ferrari beraber oynadikca daha da iyiye gideceklerdir. Ancak bekler Ismail ve Erhan konusunda biraz daha karamsarim. Erhan bekledigimden iyi cikti, ancak yine de Besiktas’ta ilk 11 oyuncusu olmak icin yeterli donanima sahip degil bence. Yasi da 27 oldugu icin bu saatten sonra kendisinden cok buyuk bir gelisim beklemek hayalcilik olur. Ancak bu, uzun sezonda iyi bir rotasyon oyuncusu olamayacagi anlamina gelmiyor. Ismail icin ise durum cok farkli. Bir laf vardir, “adamin her tarafi topcu” diye, Ismail bu benzetmeyi sonuna kadar hak ediyor. Fakat bir bek oyuncusu olarak her tarafinin defans oyuncusu oldugunu soylemem mumkun degil. Hicbir savunma altyapisi almadigi belli ve bu aciklarini iyi niyetle, mucadele ederek kapatmaya calistigi icin kendisi hakkinda soyleyecek tek bir olumsuz sozum yok su anda. Fakat, en azindan bu sezon icin, O bu aciklarini kapatirken kaptan Ibrahim Uzulmez’e cokca is dusecek gozlemledigim kadariyla. Olumlu yonden bakacak olursak hem Besiktas’in Ismail uzerinde sabretme luksu var, hem de kanat savunmasi diger pozisyonlara gore ogrenmesi biraz daha kolay bir pozisyon oldugu icin bu gelisim suresi kisa tutulabilir. Ancak sunu da soylemeden gecemeyecegim: Neredeyse bedavaya takimdan gonderdigimiz Aydin Karabulut’un, 2-3 ay duzenli olarak bek oynadigi takdirde, Ismail’den bugun izledigimiz performansin cok da asagisinda kalacagini dusunmuyorum. Bu da Ismail’e yapilmis bir elestiri degil, Aydin’in futbolculuguyla ilgili bir yorumdur sadece.

Ortasahada ise Fink’i su ana kadar gayet begendigimi soylemeliyim. Hazirlik doneminde gorduklerimizin gelecege dair bir gecerliligi varsa, bu satirlarda sikca ovdugumuz Cisse’nin yoklugunu aratmayabilir Alman oyuncu. Bunu soyluyorum ancak Fink’in oyun tarzinin Fransiz’dan son derece farkli oldugunu da belirtmem lazim. Cisse’nin oyunu tamamen dogru yerde pozisyon almakla alakaliydi. Blogdas Sampi’nin degimiyle “90 dakika boyunca dogru yerde duruyordu”. Fink ise fiziksel olarak –sezon basi olmasina ragmen– daha diri ve hareketli bir oyuncu oldugunu hemen belli etti. Yerini biraz daha fazla kaybedecek olsa da rakibi yipratan oyun tarziyla takimin sertlik duzeyini arttirarak bu acigi kapatabilir. Ayni baglamda ofansif anlamda Fink’in daha istahli ve girisimci bir oyuncu oldugunu da not duseyim. Nihat hakkinda ise birsey soylemek icin cok erken. Askerlik gorevi yuzunden sezon basi kampinin buyuk bir bolumunu kacirdigi icin form tutmasi biraz zaman alacaktir. Ancak sakatlanmadigi takdirde 10 aylik sezon icerisinde takimin kaderinin cizilmesinde onemli bir rol oynayacktir.

Yeniler uyum saglamaya cabalarken, sampiyon kadronun oyunculari da henuz form tutmus degiller – ki daha once de soyledigim gibi, sezonun bu bolumunde form tutmak uzun vadede cok da iyi birsey degildir. Bobo transfer sorunu sebebiyle antrenmanlara cok isteksiz basladiysa da once Porto, sonra da Fenerbahce maclarinda durumu toparladi. Holosko ise butun sprinter oyuncularin yapmasi gerektigi gibi sezon basini agirdan aliyor – su ana kadar henuz depar atmamis olabilir. Tello’da ise daha ciddi bir konsantrasyon eksikligi goruyorum. Umarim bu, sezon basi motivasyonsuzluguyla aciklanabilecek bir durumdur ve kadroda yonetim tarafindan yaratilan maas ucurumunun sahaya yansimasi degildir. Yine de tum bunlara ragmen takimin ozellikle Baris Kupasi ve hatta kaybedilen Fenerbahce maclarinda gosterdigi performans kotu degildi. Gelecege dair umut beslememin bir sebebi de bu zaten.

Ancak yine de onumuzdeki sezonda ilgili birkac endisem var. Bunlardan ilki savunmada ve ortasahanin ortasindaki alternatif oyuncu azligi. Sivok’un iki bolgede de oynayabilmesi bu iki grubu bir arada ele almamizi sagliyor. Oturup baktigimizda ise ilk 11’de Ferrari-Svok-Fink-Ernst tarafindan isgal edilen takimin cekirdek bolgesinin gecerli alternatifleri olarak sadece Ibrahim Toraman ve Ugur Inceman’i sayabiliyoruz. Bu oyuncularin hepsi istikrarli ve kolay kolay sakatlanmayan isimler olsalar da en az 45 mac oynayacak bir takimda bu kadar kart gormeye acik 4 pozisyon icin sadece 6 alternatif olmasi ciddi bir soru isareti benim kafamda. Mevcut durumda bu bolgeye bir takviye de dusunulmedigi icin Denizli’nin bu bolgeye takim icinden bir cozum bulmasi gerekecek. Stoper icin Erhan Guven ve ortasaha icin genc Necip akla gelen ilk isimler, ancak onlar da verilen gorevi ne derece yerine getirebilirler, kestiremiyorum. Ortasaha icin bir alternatif de top teknigi ve oyun direnci sayesinde bu isi kotarabilecegini dusundugum Ekrem Dag. Pozisyon bilgisi savunmanin hemen onunde oynamak icin yeterli olmasa da, ideal durumda Ernst’in yaptigi gorevi iyi-kotu yerine getirebilir bence.

Kadroda gozume carpan bir baska sorun da yonetimin su aralar cozum bulmaya calistigi oyun kurucu eksikligi. Denizli’nin sisteminde biri ortasahada, digeri de ileri uclunun kenarlarinda oynamak uzere iki oyun kurucuya yer var. Delgado’nun sakatlanmasiyla Besiktas bu 2 bolge icin Tello ve Yusuf’tan sonra 3. bir alternatif cikarmakta zorlanir hale geldi – kaldi ki 35 yasindaki Yusuf’un fizik kapasitesinin mac basina 60-70 dakika oynayabilecek noktaya cikmasi dahi biraz zaman alacaktir. Vurdum duymaz hali sebebiyle Serdar Ozkan, oyun tarzi sebebiyle de Erkan Zengin bu ikili icin tatmin edici yedekler degiller. Yeni transfer edilen Onur Bayramoglu’nu ise seyretmedigim icin hakkinda birsey soyleyemeyecegim, ancak Batuhan Karadeniz ya da Aydin Karabulut’un yeterli bulunmadigi bir takimda 19 yasinda isim yapmamis bir oyuncunun ciddi bir sansi olduguna inanmakta gucluk cekiyorum (buna Ridvan Simsek de dahil) acikasi. Yine de herseye ragmen bu durumun sistemde yapilacak ufak oynamalarla kadro icinden cozulebilecegini dusunuyorum. Nihat ve Holosko ile desteklenecek bir merkez forvet (Bobo ya da Nobre) de Turkiye sartlarinda gayet yeterli olacaktir kanimca. Eger transfer yoluna basvurulursa bu cozum baska problemleri de beraberinde getirecektir. Transferlerin maddi boyutlariyla ilgili endise duymayi birakmak uzereyim. Benden baska hicbir Besiktasli’nin umrunda degilmis gibi hissediyorum cogu zaman. Ancak parayi Demiroren’in babasi hibe etse bile takima girecek 8. yabancinin ciddi bir sorun olacagindan korkuyorum. Mevcut durumda Turkiye’nin en iyi 3 forvetinden biri olan Holosko’yu yedek birakmak zorunda kalirken takima alinacak yabanci “10.5 Numara” icin kimin feda edilecegini kestiremiyorum. Mevcut sartlarda sistemle biraz oynayip eldeki isimleri kullanarak bir cozum yaratabilirsek en dogrusunu yapmis oluruz. Aksi takdirde cozmeye calistigimiz problemden daha buyuguyle karsi karsiya kalmamiz cok olasi.

Her neyse, tum bunlari daha derinlemesine konusacak cok zamanimiz olacak zaten. Buradan baslayip sonu Dunya Kupasi'na kadar uzanacak muthis bir sezon daha bizleri bekliyor. Umarim Turkiye'de de uluslararasi platformda da saha disi faktorler futbolun onune gecmez ve sportmence, hak edenin kazandigi yarismalar seyrederiz. Besiktas ozelinde ise siyah takim elbiseli, baba parasiyla sohret pesinde kosan, yonetemeyen yoneticilere ihtiyacimiz yok kesinlikle. Siyahla beyaz onlardan once cok daha guzeldi zaten.

Okunasi Kitaplar - I

En son kitaptan esinlenip blog yazdigimda aylardan Nisan'di, konu ise Ermeni trajedisi. O zamandan beri vaktin bollugu ve muhtelif ucak yolculuklari sayesinde elimden gecen kitaplardan begendiklerimi bir postta toplayim dedim.

Yazi dilinin akiciligi ve konusunun ilgincligi ile John Perkins imzali "Confessions of an Economic Hit Man"dan baslayalim. John yegenimizin sucluluk duygusuyla oturup yazdigi anilariyla orulu uluslarasi ekonomi politikalari ve post-modern emperyalizme dair karisik duygular icerisinde okudugum bir eser. Perkinscan egitimi ve aile baglariyla dolayli olarak Amerikan devleti icin danismanlik yapan bir sirkete kapak attiktan sonra icine dustugu yalan dolan dunyada nasil bir piyon oldugunu anlatiyor. Ekvator, Endonezya, Panama gibi geri sanayilesememis ulkelere gidip enerji tuketimi projeksiyonlarinda bulunup uluslararasi finansorlere tavsiyelerde bulunuyor. Mesela Endonezya'nin kurulacak elektrik santrali, dagitim merkezi ve agi ile onumuzdeki 25 sene nasil cosacaklarina dair rapor yaziyor. Burada baz alinan deger GDP (Gross Domestic Product, GSMH) buyume orani. Rapor ne kadar abartili olursa IMF, Dunya Bankasi gibi kurumlarin borc verme olasiligi o kadar artiyor. Abartili projeksiyon yapmayan elemanlar da kidemlerine ve yeteneklerine bakilmaksizin kovuluyor. Amac gelismekte olan ulkeleri ceviremeyecekleri borc batagina saplatip kreditorlerin kolesi yapmak. Sema kisaca sudur:

1) Danisman pembe gozluklu rapor yazar.
2) IMF/DB ezik ulkeye borc verir.
3) Borc Amerikan insaat ve enerji sirketlerince altyapiya cevrilir. Para batida kalir.
4) Altyapinin getirisi borcun faizine yetmez, ezik ulke kole olur.
5) Kole ulkede ticari ayricaliklar (cogunlukla petrol cikarim/dagitimi) Amerikan (veya genel olarak Batili) sirketlerine peskes cekilir.

Perkins 1. maddede kisisel olarak etkin rol aldigini iddia ediyor, onun yalancisiyim. Yaptigi meslege de "ekonomik tetikcilik" deniyormus. Eger bu donguyu bozmaya kalkan olursa da bu sefer cakallar ulkelerin liderlerini yerel orduya rusvet vererek deviriyor, ya da direk infaz ediyor (Ekvator ve Panama'da supheli ucak kazasinda olen devlet baskanlari gibi).

Yazarimiz Coni'nin diger altini cizdigi konu ise Suudi Arabistan'in para tuzagina dusurulmesindeki oynadigi kucuk rol. Ana hatlariyla '70'lerdeki petrol krizinden sonra ABD ucuz ve kesintisiz petrolu garanti altina almak icin kraliyet ailesine "yuzyilin hizmeti" seklinde teklif getiriyor. Buna gore kraliyet ailesinin korunmasi, ozel guvenlik birimlerinin kurulup egitilmesi ve yarimadanin dis tehlikelere karsi set cekilmesi (Saddam'in Sovyet fuzeleri, kuzenden Sii baskisi vs.) gibi savunma ihtiyaclarini ABD karsilayacaktir. Ilaveten elektrik uretim/dagitimi, deniz suyundan icme suyu elde edilmesi (desalination plant), imar hamleleri ve genel altyapi hizmetleri ABD sirketlerinin gozetiminde yapilacaktir (bu insaatlarda rol alan 2 kisiyi bizzat taniyorum). Suudi Arabistan da buna karsilik olarak petrol uretimi kapasitesi arttiracaktir ve bati sanayisini besleyecektir. Burada bahsi gecen ticaret hacmi trilyon dolarlarla olculdugunden inanilmaz katakulliler gerekmektedir. Coni bir Suudi prensine bayan arkadas ayarladigini bile iddia ediyor mesela. Petrol fiyatlari artarken Suudilerin uretimi arttiran tek ulke olmasi, 11 Eylul'den sonra Bin Ladin'lerin ABD'den ozel ucakla kacirilmasi gibi birbirini kollama durumu sozkonusudur.

Perkins'in bu bariz semayi destekleyici belgeleri de yok degil. ABD'nin baska ulkelerde aldigi isleri genellikle Bechtel ve Halliburton'a vermesi en net ornegi. Bu sirketlerin devletle bagi cok saglam, nitekim Bechtel'in yonetim kurulundan CIA baskani cikabiliyor, veya baba Bush zamaninda savunma bakani olup saftirik oglu zamaninda baskan yardimciligi yapan Dick Cheney Halliburton'in esas oglani olabiliyor. Kreditorlere gelince, yakin zamanda ABD savunma bakanligi yapmis olan Paul Capdusmani Wolfowitz (ki kendisi Irak savasinin mimarlarindan), Dunya Bankasi'na baskan atanmisti. Nufuzunu kullanarak sevgilisini terfi ettirdigi icin kovuldu sonra hatta.

Bahsedilmeye deger diger konu ise resesyon, Iran'da rehin krizi ve politik turbulanstan dolayi yumruk manyagi olan Carter'in sevgi kelebegi kisiliginin de etkisiyle Panama'ya verdigi ozgurlugun Reagan zamaninda ulke baskaninin harcanarak kisitlanmasi. Panama'da petrol yok, ama muthis ticari oneme sahip kanal var. Kanalin insaatina Fransizlar baslayip Amerikalilar bitirdikten sonra ABD ozerk bolge ilan edip Kolombiya'dan bagimsizlik koparmistir. Kanalin isletim haklari Carter zamaninda "Panama Panamalilar'indir" seklinde yerel yonetime gecmis. Yerel yonetim Japonlara kanali genisletin, gelirlerden nemalanirsiniz diyerek yamaninca Reagan Panama baskanini evinden almis.

Benim kitap hakkinda yorumum "her boku yedin simdi mi itiraf ediyorsun, senin temizlemeye calistigin vicdanin hesabini Rustu sorsun" seklinde genel olarak. Bir de guclu olan her zaman altindakini ezmis, samar oglani yapmistir. Emperyalist hamlelerden hoslanmiyorum, ama dogal geliyor. Zamaninda bir arkadasimin deyimiyle "acimasizca gercekci" olmamdan kaynaklaniyor olabilir. Avusturya kralini Osmanli vezirine denk tutan, ele gecirilen halklarin erkek cocuklarindan 5'te 1'ini ganimet diye askere alan bir devletin torunlariyiz sonucta. Yine de zevkle, biraz da dehsetle okunmasi gereken bir kitap diye dusunuyorum. Son iki bolumunde ciliz da olsa "bunlari okuduk ogrendik, simdi ne yapmali?" seklinde tavsiyeler var. Bana kalirsa biraz zayif kalmis, cunku 250 sayfa boyunca sistemin carklarinin durdurulamayacagi ve en populer comaklarin faili mechul cinayetlere kurban gittigi anlatiliyor.


Bati hakimiyetinin damarlarindaki kanla ilgili begendigim bir diger kitap da Michael Klare tarafindan yazilmis "Blood and Oil: The Dangers and Consequences of America's Growing Dependency on Imported Petroleum (American Empire Project). Uzun isminden anlasilacagi gibi fazlasiyla akademik tonda yazilmis (benim universitedeki kitaplarim da "Steel Structures: Behavior and Load and Resistance Factor Design" falandi). Bahsedilen olusum 2. Dunya Savasi'nin kokunu emdigi Amerikan petrol rezervinin surdurulebilir olmamasindan kaynaklanan petrol ithalati ihtiyaci ve bunun politik/ekonomik etkileri olarak ozetlenebilir. Ozellikle Eisenhower askerlikten sivil hayata gecip baskan olunca ivmelenen "Military Industrial Complex" yapilanmasinin itici gucu olarak erisilebilir ve uzun vadeli petrol ihtiyacini ABD'nin kendi icinde karsilamasinin imkani yoktur. Bu nedenle ortadoguya, Nijerya'ya ve Guney Amerika'ya el atilir. Bazen anlasarak ve isteyerek, bazen zorla petrole ulasilir. Fakat parabolik bir sekilde ABD'nin ve genel olarak batinin petrol ihtiyaci artmasina ragmen yerel arz limitine ulasmak uzeredir. Buyumenin muhafaza edilebilmesi icin Suudi Arabistan'da petrol ulasimi altyapisi korunmasindan (limanlar, yollar, boru hatlari) kraliyet ailesinin kulak memelerinin yalanmasina kadar her yol mubahtir. Kitapta cok detayli grafikler var ve yazar genel olarak objektif sayilabilir. Gerektiginde kan emdik, gerektiginde kan akittik cunku ulke petrol uzerine kurulu maalesef gibi bir gorusu var. Perkins gibi Klare de eserinin sonunu ogutlere ayirmis ve Amerikan halkina acogluaclik yapmayin, yazin klimaya kisin kalorifere abanmayin, Walmart'a cips almaya kamyonla gitmeyin tarzi basit ve ozunde marjinal farklar yaratacak onermelerde bulunmus.

Enerji dunyayi donduren bir katalizor, buna lafim yok. Etrafinda bu kadar kavganin donmesini de yine tasvip etmemekle beraber dogal karsiliyorum. Kanimca denetimin birinci sinif oldugu nukleer enerjiden baska fizibil bir yol yok bugunun teknolojisiyle. Nukleer atik probleminin sagladigi yarar karsisinda katlanilabilir oldugunu dusunuyorum. 21. yuzyilda yeterince Alman muhendis uzerinde dusunurse Hidrojen'li otomobil olayin seyrini degistirir gibi geliyor. Son olarak Eisenhower'in veda konusmasindan bir alintisini koyuyorum. Yarin kaldigim yerden devam ederim.

"A vital element in keeping the peace is our military establishment. Our arms must be mighty, ready for instant action, so that no potential aggressor may be tempted to risk his own destruction...
This conjunction of an immense military establishment and a large arms industry is new in the American experience. The total influence — economic, political, even spiritual — is felt in every city, every statehouse, every office of the federal government. We recognize the imperative need for this development. Yet we must not fail to comprehend its grave implications. Our toil, resources and livelihood are all involved; so is the very structure of our society. In the councils of government, we must guard against the acquisition of unwarranted influence, whether sought or unsought, by the military-industrial complex. The potential for the disastrous rise of misplaced power exists and will persist. We must never let the weight of this combination endanger our liberties or democratic processes. We should take nothing for granted. Only an alert and knowledgeable citizenry can compel the proper meshing of the huge industrial and military machinery of defense with our peaceful methods and goals so that security and liberty may prosper together."

Shaq Iyiysen Final Oyna

Hakikaten muthis adam su Shaquille O'Neal. Her hareketi ayri bir olay. Son olarak da David Beckham'a sarmis durumda. Yaz aylari icin yaptigi televizyon programindaki iddiasi yildiz oyuncunun kendisine frikikten gol atamayacagi. 2 haftadir televizyonda, internette, gazetelerde "Galaxy'de kac gol atti ki?" diye soruyor. Haksiz da sayilmaz hani. 

Haberle ilgili Sampi ile konusurken aklimiza Ahmet Cakar'in zamaninda Santra'da yaptigi talihsiz aciklamalar geldi; ekranlarimizda daha buyuk bir ukalalik ve dilin bir tarafa kacma hadisesi daha yasanmamis olabilir - ki buna kendisinin bikini giyme hadisesi de dahildir bence. Olup da izlememis olan varsa, videosu asagida:



Sirasiyla:
"Shaq da cok buyuk oyuncu degil!"
"Ne oldu Miami?" 
"Shaq iyiysen final oyna!" 
"Shaq bir daha hayati boyunca sampiyonluk goremez!" 
Ne adamlar var su memlekette yahu. Bir de Shaq bu programin ustunden 12 ay gecmeden Miami ile sampiyonlugu yakalayinca, cikip piskin piskin ozur dilemisti kendisi. 
O degil de, harbiden cok orjinal adamdir Shaquille O'Neal. Senede $20-25M kazanirken okula donup universite diplomasi almak, sezon arasinda fahri polis olarak calismak, vs. cok da normal/beklenilen hareketler degil kesinlikle. Sozunu hicbir zaman esirgemeyen koca oglan, eminim Ahmet Cakar'in aciklamalarini duysa, O'nunla ilgili de soyleyecek bir cift lafi olur, tasi gedigine oturtuverirdi. Bir de hakkini vermek lazim, 15 senede O'nun parkelerde maruz kaldigi kadar sertlige, normal bir insan degil, rahmetli Gandhi bile dayanamaz, en azindan 1-2 kisinin kellesini alirdi bence. O yuzden cok buyuk saygi duyuyorum kendisine. 

Dev pivot bu sezon da Cleveland Cavaliers formasiyla NBA'e renk getirip, All-Star haftasonunu senlendirecek. Eminim ileride cocuklarimiza da anlatacagiz O'nu. Biraz da bu yuzden son sezonunda bir sampiyonluk daha kazanmasini ve parkelere kariyerine yakisir bir sekilde veda etmesini cok isterim. Olmasa bile basketbolun oynanis seklini 15 sene boyunca adeta kendi basina dikte edisi ve her turlu bireysel basarisinin yaninda kazandigi 4 NBA sampiyonluguyla NBA tarihine adini coktan yazdirmis durumda zaten. Shaq'in basketbolu biraktiktan sonra ne yapacagini ise cok merak ediyorum. Umarim ekranlardan kopmaz da makaranin kralini izlemeye devam ederiz.

5 Ağustos 2009

Premier League'de Iki Transfer

Premier League'de yakindan takip ettigimiz, arka planda destekledigimiz 2 kulup var - Everton ve Aston Villa. Ikisi de eldeki malzemeden maksimum verimi alan, Ingiltere'nin buyuklerine kafa tutan, sahada ve saha disinda yaptiklari islerle gonlumuze uyan takimlar. Dun iki takim da gerekli noktalara kendi caplarinda onemli transferlere imza atinca, birseyler karalamak farz oldu. 


Isivcre futbolu son donemde ciddi bir atilim icerisinde. Ellerinde yuksek potansiyelli genc bir jenerasyon var. Ozellikle Philippe Senderos, Tranquillo Barnetta, ve Valon Behrami bizimle karsilastiklari playoff eslesmesinde ve akabinde oynanan Dunya Kupasi'nda gosterdikleri performans sebebiyle ayrica takip ettigim isimler. Bugune kadar aralarinda "buyuk" takimlarda oynayabilmis tek isim ise Philippe Senderos. Ozellikle havadan cok iyi ve gucuyle rakip forvetleri sindirebilen bir defans oyuncusu. Arsenal'de Wenger'in kanatlari altindaki 5 sezondan sonra 2008-09'u da Milan'da kiralik oynayarak gecirmisti. Blogdas sampi tarafindan "Baki Mercimek'in uzun boylusu" seklinde elestirilse de, benim gozumde her zaman yuksek kapasiteli bir oyuncu olmustur. Arsenal ve Milan'da tutunamamis olsa bile, genc yasinda o noktaya cikabilmis olmasi da bu gorusu destekler nitelikte. Bence Senderos'un en onemli problemi ozguven eksikligi. Bu yuzden O'nun, 3-4 adim ileri atmak icin once 1 adim geri atmasi gereken oyunculardan birisi oldugunu dusunuyorum. Bence oyun stili ve ortalikta hakkinda yapilan yorumlar yonunden bize en yakin kiyaslama Servet Cetin olacaktir. Everton'in sakin, sabirli atmosferinde, David Moyes yonetiminde bu sorunun ustesinden kisa surede gelebilecegine inaniyorum. Kendisi icin odenen £6M sozlesmesinin son senesine girdigi dusunulunce biraz yuksek gorulebilir, ancak maddi darlik sebebiyle her adimini dikkatli atmasi gereken Everton bu parayi gozden cikariyorsa bir bildikleri vardir. 

Mevcut kadro yapisi goz onunde bulunduruldugunda da -Lescott Manchester City'e satilmasa bile- Everton'in en az bir stoper almasi gerekiyordu. Gectigimiz sezon defansin ortasinda uclu bir rotasyon kullanmislar ve Jagielka sakatlanip sezonu kapatinca da buyuk sorun yasamislardi. Kaldi ki bu uc isimden iki tanesi (Lescott ve Jagielka) ayni zamanda sag bek, sol bek, ve on libero gibi mevkileri de yedekliyorlardi. O yuzden -Avrupa fiksturu ve kupalardaki iddia da dusunuldugunde- bu bolgeyi rahatlatacak 4. bir oyuncuya ihtiyac vardi kesinlikle. Bu yuzden bence Lescott satilirsa Moyes savunmaya en az bir transfer daha yapacaktir. 


Bahsedecegim ikinci transfer ise cok daha heyecan verici bir isim. Bilmeyenler icin kisaca tanitayim Fabian Delph'i. '89 dogumlu oyuncu Leeds United altyapisindan yetisme, ortasahada oynuyor, ve sol ayakli. As takima yukseldigi ikinci sezon olan 2008-09'da Championship'te 30'dan fazla mac oynadi, 6 gol atti, ve ayni zamanda sezonun karmasina secildi. Gectigimiz sezonun ortasinda kendsini Everton'in istedigine dair haberler ciktigindan beri, Moyes'in yeni bir alt lig kesfi olacagi dusuncesiyle takip ediyorum genc oyuncuyu. Canli macini seyredemesem de internette mac kayitlari, videolari, ve hakkinda yazilan makaleler bolca mevcut. Su ana kadar gorduklerim isiginda, cok iyi sutu olan, topla sahayi dikine katedebilen, saglam bir oyuncu oldugunu soyleyebilirim. 

Bu ozellikleri sayesinde, Fabian Delph'in Aston Villa'nin tam aradigi oyuncu oldugunu dusunuyorum. Gareth Barry'nin biraktigi boslugu ilk senesinde doldurmasi tabii ki mumkun degil. Ancak genc ve yerli oyunculardan kendisine saglam bir cekirdek kurmus olan Villa'da takimin onemli bir parcasi olacaktir kesinlikle. Bu transfer ayni zamanda burada daha once degindigim Martin O'Neill'in ekstra ortasaha/ikinci forvet ikilemine de etki edecektir. Burada tercih ne olursa olsun, odenecek olan £8M'luk bedel ile Irlandali'nin cok basarili isler yapmaya devam ettigini rahatlikla soyleyebilirim. Fabian Delph adina da dogru bir transfer oldugunu dusunuyorum. Adeta birer oyuncu degirmeni olan Tottenham ya da Manchester City'e gidecegine, plani, programi belli bir takima gitmis olmasi gayet iyi oldu kendisi icin. Aston Villa'da basarili olmasi icin her turlu imkan saglanmis durumda kendsine ve bundan sonrasi O'nun bu imkanlari nasil kullanacagina bagli. Ancak benim hissiyatim, Ingiltere futbolunun onemli bir yildiz adayi ile karsi karsiya oldugunu soyluyor. Bakalim, bekleyip gorecegiz.

4 Ağustos 2009

Kumralsiz Sehir Atlanta

Haftasonundan cacik olmayacagi ucaga binerken ayakkabi cikarma sirasinda arkama dunya guzeli sarisin denk gelmesinden belli olmustu. Hava alaninda hangi siraya girersem gireyim etrafima Dusseldorf'a gideyazan, erkek cocuklari yaramaz, kiz cocuklari depresif, annenin sisman, babanin kisa ve biyikli oldugu aile denk gelir. Fethullah Gulen bir pazarlama gurusu olsa gerek, cunku Londra, Dubai, Chicago, Mersin, Roma, nereye gittiysem bu cekirdek aile tipi mevcuttu. Silikon macun bulasmis kot pantolonum ve butun gun giydigim botun icinde curumus coraplarimi, aceleyle betondan sorumlu santiye bakaninin treylerine celik plakalar tasirken uzerime bulasan yag ile tamamlamistim. 3 haftadir sakal, 4 aydir da sac trasi olmamam da cabasi. Annem bile tiksinebilirdi o halimden, ama sarisin yilmamis ve 1.90 m X 90 kg'luk bir goruntu kirliliginden kacmamisti. Ta ki "bavulunuzdaki bilgisayari cikariniz" sesiyle irkilene kadar. Kendime guvenli bir sesle "laptop tepside, neyin bilgisayari yegenim, cok bozdu bu aralar hava alani guvenligi" diye serzeniste bulundum. Israrla "laptopu cikar, yoksa gecemezsin" diyerek resti cekti gunduz feneri. O an boxerlarimla darbe emmesini sagladigim Playstation 3'u herkesin ortasinda cikarmam gerektigi dank etti. Yikilmistim. DoReMi'leri PS3'ten ayiklarken zeytinyaglik yapip "ama PS3 laptop degil ki, hem benim icimdeki cocuk olmedi" desem de durumu kurtaramadim. Isin en kotusu ucaga girdigimde raflarda yer kalmamisti, bavulu yanima bile alamadim. Ucaktan inip bavul kusan donen platformda beklemeye basladim. Redman "nerede kaldin abi" diye telefon ettiginde ucak, ucus, hava alani, vs.'den tiksinmemin etkisiyle (ucak guvenligini anlamiyorum. Ayni seyi daha fazla insan binen metroda niye yapmiyorlar? Ayriyeten yil 2009, zamaninda kalkip inen ucak sayisi 5'i gecmemistir) "ibn.ler ibn.liklerini yapti, bavulu yanima alamadim" dedigim anda sag tarafimda Fethullah cekirdek ailesini gordum. Biyikli kisa amca tabii ki "siz Turk'sunuz galiba (Turkce telefonda konusanlar genelde oyle oluyor), biz de Cleveland'dayiz" seklinde bizle tanisti.

Moralimi Atlanta'da yedigim sis kebap ve cevizli tatli, akabinde blogdasla gece 4'e kadar muhabbet duzeltti. Sisme yer yatagina suzulup uyumaktan ote bayildim. Uyandigimda yer yataginda hava olmadigindan mutevellit artik kilo vermemin zamaninin geldigini idrak ettim. Hemen harakete gecip butun gun PS3 oynadim. Ustune de abanabildigin kadar aban Brezilya yemegi derken rejimim 6. saatinde bozuldu. Ama degdigi icin uzulmuyorum. PS3'te tabii ki PES oynadik. Ayni takimda CL'de ter doktuk. Once BJK ile ceyrek finalde elendik, sonra Inter'le kupa kazandik. Zorluk seviyesini arttirinca Liverpool'la grup sonuncusu olduk. Yanyana olmamiza ragmen israrla uyum sorunu yasamamiz anlamsizdi.

Cumartesi aksami Atlanta alemlerine akmak cok keyifliydi. Michael Jackson tribute band olan Who's Bad'in gittigimiz mekanda konseri vardi. Ecivecivokke calip dans eden, saksafonlu trampetli ilginc bir gruptu, ortam da cosmaya musait oldugundan eglendik. Bir ara romantik yavas sarkilara basladiklarinda Redman "ibn.ligin dibine vurdular" yorumuyla yikici elestirileriyle ekmegini cakma popstar olarak kazanan apacileri yipratmaya calisti. Atlanta'da insanlar ya siyahi ya da sarisin. Bunlar karisinca da sutlu kahve bir tur ortaya cikiyor, yani anlayacaginiz kumral insan yok.

Pazar gunu uzun bir aradan sonra beraber BJK maci seyrettik. Listemizde 2-0 galipken 3-2 kaybettigimiz TS macindan Totenham'da dise dokunur bir etkinlige sahip tek etmenin seyirci oldugu maca kadar bircok katastrof vardir. Hatta beraber seyrettigimiz son iki mac Kayserispor (1-0) ve Bursaspor (0-0) deplasmanlariydi 2008/2009 sezonunda. Yine de Kasudo (Kasar-Sucuk-Domates, Yu-Ma-Tu gibi) ve ince belde demli cayla motive olup maci internetten satin aldik. TV'ye baglayinca arada sirada goruntunun takilmasindan baska sorun olmuyor.

Mac degerlendirmesini Redman hakkini vererek yapti. Benim ilave etmek istedigim tek sey Barca kopyasi dizilis ve Mourinho tarzi oyun anlayisiyla ileri ucta onemli bir eksikligimizin ortaya cikmasi. Mourinho'dan kastim top bize gectiginde ileri cabuk cikip kontrayla sonuca gitmeye calismamiz. Zaten Yusuf disinda topa hakim olup savunmanin cikmasina imkan veren oyuncu yok kadroda. FB gibi topa sahip olup pasla rakip savunma blokunda gedik aramiyoruz. En ilerdeki forvetin 9 numara tipinde (en iyileri Drogba/Torres/Eto'o, gercekcisi Ilhan Mansiz) cok alan kaplamasi ve ara paslarda haraketli toplara isabetli tek vurus yapmasi gerekir bu sablonda. Forvet coklayicilari iyice kenara acildigi zaman orta sahayla rakibin ofsayt cizgisine kadar olan boslugun fiziksel ustunluk ve depar kabiliyetiyle mumkun oldugunca doldurulmasi gerekiyor. Rakibi yipratmasi acisindan Nobre'nin artisi var. Ancak sutlari yetersiz. Onun tipik gol vurusu genelde kaleye cok yakin hava toplarini itelemekten ibaret. Bobo'nunsa en buyuk artisi ara paslarini tek vurusla gol yapabilmesi, ancak fizigi stoperlerle bogusmak icin yetersiz. Bence mevcut kosullarda Bobo'nun coklayici (sol kenarda begendim dun), Nobre'nin yedekleyecegi Holosko'nun en ucta oynamasi optimal. Ama uzun vadede "Striker" olarak Batuhan'in kafasina vura vura yetistirilmesi taraftariyim.

Neticede tek mac uzerinden yapilabilecek cikarimlar kisitli. Direncli ve topun arkasina gecip oyunu tikayabilen yapimizi ve stoperlerimizi cok begendim. Gol yedikten sonra 4-2-4 doldur bosalta donmemiz ve karakterli bir mucadele ortaya koyamamamiz hosuma gitmedi.

Senelik futbol pastasinin yaklasik yarim milyar lira oldugu bir ulkenin hakemleri Yunus Yildirim, Bulent Yildirim falan olmamali. Yunus'a sen neden capsizsin diye kizacak halim yok. Onlara gorev verenlere "niye iki elinizle bir seyi duzeltemiyorsunuz" deme hakkim var ama. Su adamlara mac basi 10 bin lira versinler de dil bilen, kafasi calisan adamlar hakemlige niyetlensin.

Besiktas - Fenerbahce: 0-2

Oncelikle yeni sezon hayirli olsun, cok ozlemisim hakikaten. Neticede transferler, hazirlik maclari, insani bir yere kadar idare ediyor. Yazisini yazdigimiz son mac 30 Mayis tarihli; yani 2 aydan fazla bir zaman olmus mac sabahi heyecanla uyanmayali. Guzel de oyun oldu - ozellikle ilk 45 dakika sezonun bu kadar basindaki bir Olimpiyat Stadi maci icin fazla kaliteliydi. Sonucunda sahadan mutlu ayrilan, galibiyete ve buradan kazanilacak momentuma daha fazla ihtiyac duyan Fenerbahce oldu. Oynanan futbola baktigimda ise -kayba ragmen- Besiktas adina endise edilecek herhangi birsey gormedigimi rahatlikla soyleyebilirim. 


Yer: Ataturk Olimpiyat Stadi
Tarih: 2 Agustos 2009
Besiktas: Rustu, Erhan (82' Ridvan), Sivok, Ferrari, Ismail, Fink, Ernst, Tello (79' Holosko), Yusuf (46' Nihat), Bobo, Nobre
Fenerbahce: Volkan, Gokhan, Onder, Bilica, Vederson, Christian, Emre (78' Selcuk), Kazim (59' Deivid), Andre Santos (83' Ugur), Alex, Guiza

Gectigimiz sezon sampiyonlugu yakalayan takimda ikisi mecburi 5 degisikliklige gitmisti Besiktas. Geri dortlude yerini koruyan tek isim Sivok'tu, yanindaki yeniler ise Ferrari, Erhan, ve Ismail. Neredeyse komple yenilenen savunmanin onunde Cisse'nin yerine Fink, ileride de yabanci kisitlamasi sebebiyle feda edilen Holosko'nun yerine Nobre forma giydi. Fenerbahce'de ise geri dortlunun onunde Christian ve Emre, onlarin iki yaninda Colin Kazim ile Andre Santos, ileride de Guiza ve biraz arkasinda Alex yer aldi. 

Macin yorumuna gecmeden Bobo/Holosko tercihinden hic haz etmedigimi soylemeliyim. Gecen sezonun son iki macinda da Fenerbahce'ye gol atan ve takimin onemli maclarda performansini bir ust kademeye tasiyan belli basli oyuncularindan biri olan Holosko'nun kenarda oturdugunu gormek icimde ciddi sikinti yaratti. Ancak gonul rahatligiyla Holosko yerine kenara gitmesini onerebilecegim birisi de yok malesef; Sivok, Ferrari ve Fink alternatifsiz, Ernst, Tello ya da Bobo da yedek otursa ayni seyleri dusunup, hissedecektim buyuk ihtimalle. O yuzden bu duruma alismamiz gerekecek gibi gozukuyor.

Maca gecelim... Besiktas gectigimiz sezon biraktigi yerden devam etti. Disiplinli bir sekilde rakibi ortasahada bekleyen takim, ondeki besli blokun disiplinli oyunu sayesinde Fenerbahce'ye oyun kurdurmadi ve ikinci bolgede kazandigi toplarla da etkili oldu. Oyle ki ilk 10 dakikada Fenerbahce kalecisi Volkan ve onundeki savunma tam 7 kez topu gelisi guzel ileri sisirmis ve bunlarin her biri Besiktas savunmasinda kalmisti. Ozellikle Bobo ve Yusuf macin ilk bolumunde cok etkililerdi. Ayni donemde Fenerbahce ise Besiktas duran toplarindan iki tehlikeli kontraatak buldu fakat bunlardan faydalanamadi. Besiktas ustunlugunde gecen ilk 20-25 dakikadan sonra Yusuf biraz oyundan dusup Fenerbahce savunmasi da Bilica onderliginde topla cikabilmeye baslayinca oyuna denge geldi. Karsilikli pozisyonlarla gecen devrenin geri kalaninda Besiktas Nobre ile cok onemli bir gol kacirirken, Fenerbahce de Vederson'un ileri cikislariyla kendi sol kanadindan etkili oluyordu. Genel olarak mucadele dozu son derece yuksek olan devrede Besiktas adina sivrilen isim Bobo'ydu. Fink'in savunmada yaptigi 2 kritik mudahaleyi de bir kenara yazmak lazim.

Mustafa Denizli 2. devreye Nihat-Yusuf degisikligiyle basladi. Nihat'in savunmada aksamaya baslayan Yusuf'un yerine sag kanada gececegini dusunerek bu mudahaleyi ilk anda dogru bulmustum. Ancak Denizli, gectigimiz sezon sikca yaptigi gibi bizi bir kez daha sasirtarak Nihat'i Nobre'nin arkasina yerlestirdi ve Yusuf'tan bosalan sag kanada Tello'yu kaydirdi. Bu hamleyle beraber takima denge saglamak adina Bobo ve Tello'nun biraz daha geri cekildigini ve Tello-Ernst-Fink-Bobo'lu bir orta dortlu olustugunu gorduk. Bence macin taktiksel anlamda kirilma noktasi buydu. Mevcut oyun sisteminde Besiktas'in topu ayaginda tutmasini ve rakip yarisahada pas yapmasini saglayan iki tane oyuncusu var - Tello ve Yusuf. Onlar iyi oldugu zaman Ernst de, forvetler ve bekler de oyuna katiliyor ve takim oyunu kontrol ediyor. Bunlardan bir tanesi cikip digeri de merkezden kenara surulunce Besiktas pas yapamaz oldu ve oyunun ibresi Fenerbahce'ye dogru kaydi. 10 gun once askerden donen Nihat'in henuz hic hazir olmamasi de bunda onemli etkendi. Takimin adeta 4-2-4 seklinde dizildigi ve on alandaki kompakt yapinin bozuldugu bu donemde ozellikle Sivok onemli mudahaleler yaparak takimi ayakta tuttu. Biraz da bu yuzden yaptirdigi penalti buyuk sanssizlikti. Paslasilarak kullanilan o frikikte, topa kollarini kapatarak kaymasini beklemek cok gercekci degil, hakikaten kismet bazen buyuk rol oynuyor futbolda. Frikikten once Tello'nun yaptigi faulun kendisine yakismadigini da eklemek lazim. Yavaslayan oyun sebebiyle one gecenin maci kazanacagi bir donemde penaltidan Alex'in goluyle de Fenerbahce cok buyuk avantaj sagladi. O dakikadan sonra Besiktas'in oyunu forse edecek hali zaten kalmamisti. Kalan 15 dakikada Sari-Lacivertliler bol pasli bir oyunla topu kendilerinde tutarak oyunun sonunu getirdiler ve 92'de Guiza-Alex isbirligiyle guzel bir gol atarak maci kazandilar. 


Daum Turkiye'ye ve Fenerbahce'ye yabanci olmasa da takimini bekledigimden iyi buldum. Ozellikle gectigimiz sezonun hayal kirikliklari Emre ve Guiza son derece istekliydiler ve iyi oynadilar. Onder ve Vederson gibi kayip isimlerin gosterdigi iyi performans da yine benim nezdimde Daum'a kredi olarak yazildi. Yeni transferler icin ise birsey soylemek henuz mumkun degil, yalniz dun oynadiklari futbolu Selcuk ile Ugur Boral oynamis olsalar saglam elestirilirlerdi. Yine de benim icin su anda her gozlemden ote, en onemli bilgi Daum referansi. 

Besiktas'ta ise cok iyi ya da cok kotu oynayan bir isim yoktu. Nihat henuz hazir degil, Nobre de bildigimiz gibi - takim maglupken ve top degerliyken hatalari daha cok goze batiyor, ekran basinda sinirler biraz geriliyor. Yeni bir stoper ve defansif ortasahayla revize edilen savunmanin gobegi ise uyum sorununa ragmen kotu gozukmedi su ana kadar. Bekler icin ise -en azindan defansif anlamda- ayni seyi soylemek simdilik mumkun degil. Yine de savunma konusunda kesin bir yargiya varmak icin en azindan iki ay beklemek gerektigini dusunuyorum.

Neticede dun Besiktas kaybetti, hakem iki tane 90%'lik bir tane de 50%'lik penaltiyi es gecmeseydi kolaylikla kazanabilirdi de. Ancak senenin bu doneminde iyi oynamak cok onemli degil - hatta en az 45 maclik sezonu dusunerek su anda vasat bir takimi cok cok formda bir takima kesinlikle tercih ederim. O yuzden bu aralar takimin sahaya ne koyabildiginden cok ne yapmaya calistigina bakiyorum. Ilk yarida gordugum disiplinli savunma futbolu ve hucuma hizli cikma konusundaki caba beni fazlasiyla umutlandirdi. Ilerleyen donemde, defansin birbirine alismasi ve sag kanattaki eksiklerin iyilesmesiyle birlikte, cok iyi bir savunma takimina donusebilir Besiktas. Ozellikle Avrupa ile ilgili de herhangi bir hedef varsa, recete bu olmali zaten. Kurulan kadronun eksileri ve artilari ise baska bir yazinin konusu...

Besiktas - Fenerbahce: 0-2
75' (0-1) Alex / p
92' (0-2) Alex

1 Ağustos 2009

Ibrahimovic/Eto'o Takasi 2. Bolum - Inter

Dev takasin Barcelona ayagindan burada bahsetmistik, biraktigimiz yerden devam edelim...
Inter gectigimiz sezon basinda son derece riskli bir karara imza atarak, takima yillar sonra istikrar getirip, pratikte 2, kagit uzerinde 3 sene ust uste sampiyonluk yasatmis olan Mancini'yi gondermis, yerine de bence Dunya'nin en iyi 3 teknik direktorunden biri olan Mourinho'yu getirmisti. Mourinho, Mancini'den defansif anlamda son derece saglam, ofansif yonden de Italya Ligi'nin gereklerini yerine getiren, oyununu daha cok Ibrahimovic'in bireysel yetenekleri etrafinda sekillendirmis bir takim devraldi. Ibrahimovic'in futbolu agir oynamayi seven ve ayni zamanda takiminin stilini dikte eden bir super yildiz oldugundan bir onceki yazida bahsetmistim. Bu sebepten dolayi Mancini'nin Inter'i cok sert, taktiksel analmda cok disiplinli, fakat agir ve biraz tek yonlu bir takimdi. Mourinho'nun hicbir takimini ise agir veya tek yonlu olarak nitelendiremezsiniz, daima cok cabuk ileri cikan ve degisik karakterdeki hucumculariyla cesitlilik yaratan takimlar olusturmustur Portekizli. 

Iste bu sebeple gecen yilki Inter maclarini ayri bir dikkatle takip ettim. Mourinho'nun gectigimiz sezon basinda yaptigi 3 onemli transferden 2 tanesi (Quaresma ve Mancini, digeri ise Muntari) yukarida bahsettigim hucumdaki tek yonlulugu ortadan kaldirip, Italya'nin klasik dar ortasahali, kanat hucumlarinda da beklerin ofansif yetenegine dayanan oyun tarzina farklilik kazandirmak adina alinmis isimlerdi. Portekizli'nin plani 3'lu hucumun ortasinda Ibrahimovic'i kullanip, O'nu da macina gore Quaresma, Mancini, Balotelli, ve Figo ile desteklemekti. Fakat gerek alinan iki oyuncunun beklenen performansi gosterememesi, gerekse eldeki takimin geri kalaninin yillardir oynadiklari "Mancini futbolu"nu birakip "Mourinho futbolu"na gecisi kolayca yapamamasi sebebiyle Inter sezon basinda oyun anlaminda ciddi sekilde bocaladi. Bu noktada, Mourinho cogu buyuk teknik direktorun yapamayacagi birsey yaparak uygulamaya calistigi sistem degisikligini rafa kaldirdi ve takim Mancini yillarinda oynadigi futbola geri dondu. Bunun sonucunda sezonu sampiyon olarak tamamlamalarina ragmen Sampiyonlar Ligi'nde -bir kez daha- hedeflerinin altinda kaldilar.
Iste bu yuzden, Inter'in bir Mourinho takimi olabilmesi adina Ibrahimovic/Eto'o takasi bence cok ama cok onemli bir adim. Eto'o, Ibrahimovic kadar yetenekli bir oyuncu olmayabilir, ancak kesinlikle, dogru kullanildigi takdirde, takimina en az Isvecli kadar net katki saglayabilecek mukemmel bir forvettir. Ayrica oyun tarzi itibariyle "Mourinho futbolu"na Ibrahimovic'ten cok daha uygun oldugunu rahatlikla soyleyebilirim. Bu anlamda, Eto'o ve beraberinde gelen €45-50M da dusunuldugunde, cok basarili bir ise imza atmistir Inter yonetimi. Oyun tarzini belirli yonlerden Ibrahimovic'e cok benzettigim ve futbolunu gectigimiz sezon oldukca gelistiren Balotelli'nin varligi da dikkate alinmasi gereken ayri bir faktor burada.

Simdi Mourinho, takima kendi futbolunu oturtmayi bir kez daha deneyecek. Yapmaya calistigi sey Serie A karakterine son derece ters olsa dahi, bu sefer hem elindeki kadronun daha elverisli oldugunu, hem de Mourinho ile bir tam sezonu geride birakan oyuncularin bu transformasyonu daha sorunsuz atlatabilecegini dusunuyorum. Yukarida bahsettigim sablonda degisiklikler olabilir, ancak neticede bu sezon cok daha dengeli, cabuk, ve hareketli bir Inter seyredecegimizden eminim.

Voltran Voltran Voltran


Blogdas Sampi haftasonu icin Atlanta'da. Uzun zaman sonra Voltran'i tekrar olusturduk - beraber mac seyretmeyeli 8 ay olmus - Fenerbahce maciyla sezonu aciyoruz. Sucuk da getirmis sag olsun, kahvaltida Kasudo var yani...