Yildirim Demiroren Yeter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yildirim Demiroren Yeter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2010

Beşiktaş

Beşiktaş 2 aylık bir kongre sürecinin ardından önümüzdeki üç senesinden çok daha fazlasını şekillendirecek, çok önemli bir karar aldı. Ve ben, bu karar yüzünden, kendimi 25 yaşında “Beşiktaş nedir?” sorusunu yeniden cevaplandırmaya çalışırken buluyorum.

Beşiktaş ile aramdaki ilişki hafızamın beni götürdüğü kadar eskiye dayanıyor. O yüzden bu Beşiktaş’ın beni ilk üzüşü değil. Ancak şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim ki, ne çocukluk kahramanım Feyyaz’ın Fenerbahçe’ye gidişi, ne 3-3’lük Valerenga maçının 2. yarısı, ne Fevzi’nin Galatasaray maçındaki ıskası, ne bir zamanlar Fenerbahçe altyapısında oynadığını öğrendiğimde hüngür hüngür ağladığım Ertuğrul’un Samsunspor’a takası, ne de 101. yılda kaçan şampiyonluk bu kadar ağırıma gitmemişti. Bugün, zaten geçtiğimiz beş buçuk sene ile hesaplaşamamış olan ben, aynı hatayı – sonuçlarını bile bile – yeniden yapan Beşiktaş’ın bir parçası olma kararını ciddi şekilde sorguluyorum.

Yıldırım Demirören’i, eksik aklını, omurgasızlığını, yönetme konusundaki aczini, şımarıklığını, Beşiktaş’a verdiği zararı tekrar anlatmakla uğraşmayacağım. Keza 3. kez seçilmiş olmasını, kendisinin değil, kendimi de içinde saydığım basiretsiz Beşiktaş camiasının suçu olarak görüyorum. Bugünden sonra bu satırlarda benim kalemimden kendisi hakkında tek bir olumsuz cümle okumayacaksınız. Amerikalılar’ın “beni bir kere kandırırsan sana, iki kere kandırırsan bana yazıklar olsun” anlamına gelen bir sözü var: “Fool me once shame on you, fool me twice shame on me”. İçinde bulunduğumuz durumu çok güzel açıklıyor. O yüzden bundan sonra benim kavgam, bugün Beşiktaş’ı yönetecek nüfuza sahip olup da bu kongrede birşeyleri değiştirmek adına elini taşın altına sokmamış kim varsa onunla. Bir başka deyişle “camianın önde gelenleri” ile. Tarihinin en kötü başkanının karşısına üç sene arayla iki seçimde sadece bir aday çıkarabilmiş bir kulüp, başına gelecek her türlü felaketi şimdiden hak etmiştir. Bu bir kenarda dursun.

Camianın alternatif üretme konusundaki iktidarsızlığının yanı sıra, son derece düzgün bir CV’ye sahip olan ve aynı ölçüde kuvvetli bir yönetim kurulu oluşturan Murat Aksu’nun neden seçilemediğiyle de yüzleşmemiz lazım. Bu tabii ki Beşiktaş’ı nasıl tanımladığınızla ilgili bir durum. Beşiktaş kongresinin çok büyük bir bölümü bu seçimde Siyah-Beyaz’ı herşeyden önce “CHP’nin Avrupa yakasındaki son kalesi” olarak tanımladılar ve Murat Aksu’nun Abdülkadir Aksu’nun oğlu olmasının, kendisi ve yönetiminin Beşiktaş’ı dinci/gerici bir eksene oturtacağına dair yeterli kanıt teşkil ettiğine inanarak, sırf bu korkuyla Yıldırım Demirören’e oy verdiler. Ben ise belki Türkiye’deki gündelik hengameden uzakta yaşadığım, belki de siyasi ayrımcılığın ülkemizin önündeki en büyük engellerden biri olduğuna inandığım için, AK Parti’ye taban tabana zıt olmama rağmen, oyunu bu düşünceyle kullananlara katılamıyorum.

Beşiktaş gibi yaş/din/coğrafya/ırk farkı gözetmeksizin her kesim tarafından desteklenen bir kulübün bu kadar keskin ayrışmalar içine girmesi uzun vadede ciddi problemlere yol açacaktır. Tek ortak payesi Beşiktaş’a gönül vermek olan bizler, sadece Beşiktaş’ı ilgilendiren konularda dahi dinci/laik, Türk/Kürt/Ermeni, sağcı/solcu şeklinde bölünmeye başlarsak bu maçtan Siyah-Beyaz’ın galip çıkma şansı yoktur. Bugünkü Beşiktaş Kongresi, bizi, yani Siyah-Beyaz’ı tanımlayan ve Yıldırım Demirören’in beş buçuk sene boyunca istikrarlı bir şekilde yerle bir ettiği halka ve emeğe yakın olma, namus, alçak gönüllülük, asalet gibi temel değerleri hiçe saymış, ve mevcut yönetime kıyasla çok daha umut verici bir alternatif olan Murat Aksu yönetimini sadece siyasi sebeplere dayanarak seçmeyerek kulübü sonu hiç de iyi görünmeyen bir yola sokmuştur. Beşiktaş’ı bugün AK Parti karşıtlığına indirgeyenler bizi Yıldırım Demirören’e mahkum ettikleri gibi, aynı zamanda gelecekte bugünün tersi bir ayrımcılık yaşandığı takdirde itiraz etme haklarını da kaybetmişlerdir.

Ayrıca Yıldırım Demirören’e oy verecek kadar Murat Aksu’dan nefret edenlerin bugün kendilerine niçin üçüncü bir aday çıkaramadıklarını da sormaları gerekmektedir. Önüne sürülenler arasından seçim yapmak değil, yeterli sayıda ve kalitede alternatifin seçime sunulmasını sağlamaktır kongrenin asli görevi.

Bu gidiş durdurulmadığı takdirde Beşiktaş’ın özünden iyice uzaklaşacağını ve rakiplerinin çok gerisinde kalacağını görmek zor değil. O yüzden birisinin birşeyler yapması lazım. Ancak ne kongre ne de taraftar bu noktada bana umut veriyor ne yazık ki. Umutsuzum ve üç sene sonra Beşiktaş’ı nerede bulacağımızı, ve hatta tutacak bir Beşiktaşımız’ın olup olmayacağını gerçekten çok merak ediyorum.

4 Şubat 2010

Kongre Mongre

Fikirler ve degerler yerine iki babanin (Erdogan & Abdulkadir) iki oglu yarisirsa olacagi budur.

BJK kongre uyeleri "Dogulu ve AKP'li" birini baskanlik koltuguna layik gormedi, lami cimi yok. Ayni kongre uyeleri, AKP kadrolasip onlari "oteki"lestirdiginde aglamasinlar. Mahallelerinde icki yasaklaninca, esleri kapali degil diye biryerlere gelemeyince akillarina gelecek mi onlarin da ne sekilde ayrimcilik yaptigi? Insanlari kategorize ederek cozumsuzlugu ve kutuplasmayi koruklediklerinin farkindalar mi bilmiyorum ama risultato importante 3 yil icinde oy verecek bir kulup kalmamasi buyuk bir olasilik.

Otellerde agirlanan, deplasmanlara goturulenler, Erdogan Demiroren'in parasiyla beslenenler secim kazandiracak cogunlukta degil. Onyargiyla belli bir grubu dislama cabasidir 31 Ocak secimi, proje onamak veya istikrar saglamak degil. Bir tarafta hoslanmadiginiz adamlarin olmasi (Bulent Arinc), obur tarafin daha iyi oldugunu gostermez.

Kulubun bu yonetim anlayisiyla iflas etmemesi mumkun degil. Uzun soluklu kulfetli oyuncu sozlesmeleri yuzunden bonservis odenmese bile her sene CL'ye kalinmazsa borcun cevrilmesine imkan yok. Hos kalirsak da Gaziantep'in hayali ihracatina harcaniyor o kaynak. Takimin gelmis gecmis en buyuk transferinin 10. yabanci Tabata olmasi basli basina secim kaybettirmeli.

Tabanin tavandan bu kadar ilerde oldugu az gorulmustur. Bu secimde sokaktaki BJK'li, kongredeki BJK'lidan cok daha sagduyulu ve ileri goruslu konuma gelmistir. 100 bin kisilik ankette ezici cogunluk Murat Aksu derken sandiktan 20-0 maglubiyet cikmasi akil almaz bir delalettir.

Camianin benim temsil ettigine inandigim seylerden net bir sekilde uzaklasmasi, Denizlispor macinda inceldigi yerden kongreyle beraber kopmasina neden oldu.

Koyun surulerinin en zengini konumundaki ABD vatandaslari bile 2 Bush doneminden sonra silkindi. Ama muhalefetiyle, alternatifligiyle ovunen BJK yaziklar olsun ki reaksiyon gosteremedi. 2 kupadan sonra Quaresma diyen cahiller kina yaksin, belki 5 sene daha beklerlerse bir daha olur.

Digiturk'u iptal ettirdim. BJK sempatim bitmez, cok derinlerde ve icsellesmistir. Ancak aktif sekilde takip etmeyecegim kulup arinana kadar. Kimse BJK'dan buyuk degildir, cok da s.kindeydin kulubun diyenlere de iki cumlem var.

1) En El Besiktas.
2) Cok da s.kimdeydiniz.

Umuyorum ki takim dibe vurur. Gecici basariyla gozleri boyananlarin akli basina gelir. Soyle derbilerde 4'er 5'er yeriz, ligi kovdugumuz Ertugrul Saglam'in 20 puan altinda bitiririz. Tribunlerde protesto yapacak kadar bile adam kalmaz. UEFA kriterleri nedeniyle kume dusuruluruz, cerahat akip gider.

Tek istedigim Besiktas'in Besiktas gibi yonetilmesi, belli degerlere sahip cikmasidir. Mourinho gelsin, Pato'yu alalim umurumda olmaz. Olay en basitine indirgenmelidir. Herkesin birlestigi Ali Gultiken, Ibrahim Altinsay gibi biri ortaya cikip baskan adayi olmalidir. Once kimlik, once karakter sahibi olmak gerekir.

Ulan babamla kombine alip maca gidecektim gelecek sene, onu bile cok gordunuz cap dusmanlari.
Taraftari musteriye indirgenirse onlar da yonetimi iflas eden tuccara cevirebilir. Pasif resistans, sonuna kadar. Cunku kavgayla kavgacilari yenemezsiniz, tecrubeleriyle kazanirlar.

Exeunt Sampi, Redman.

6 Aralık 2009

Ozledik Be Abi - Amerika Deplasmani

"Bu adama ne oldu?" diyenler vardir diye yaziyorum...


Sampi ile soyunma odasinda yumruklastigimiz ve bunun uzerine benim blogu terk ettigim soylentileri tamamen dedikodudur. Insanlar nereden cikariyor boyle seyleri, anlamak mumkun degil! 

Saka bir yana, blogun ilk yazisinda buradaki durumumuzu aciklamis, deplasmana "diploma ve diplomalar icin" geldigimizi soylemistik. Ben de su isi yapmisken, tam yapayim, ikinci masteri da aradan cikarayim dusuncesiyle Emory University'nin isletme bolumu Goizueta Business School'da MBA'e basladim bu donem. Zaten ortalamanin uzerinde calisan bir adamken, bir de aksam dersleri, odevler, sunumlar, sinavlar deyince dogal olarak hobilerimin tamami arka plana atildi. Yazmayi gectim, maclari seyretmeye ancak zamanim oluyor bu aralar - ki son 10 senede toplam 3-4 mactan fazlasini kacirmamis olan ben, DigiTurk'teki banttan yayinlara ve DVR'ima abone olmus durumdayim. Hayatta hicbirseyi "biraz" yapamamis birisi olarak haftada 1-2 yazi yazmayi da basaramadim bu donemde. Anlayacaginiz, ya hep ya hic.


Yukaridaki harita hayatimin gundelik seyrini gayet guzel ozetliyor. Ev-Santiye arasi asagi yukari 100 km. Normal bir is gunu sabah 6'da baslayip aksam 5'te bitiyor, yani okul olmayan gunler 14, okul olanlar 18 saat civari...

Her neyse, onumuzdeki hafta final haftasi, Sampi'ye soz verdigim gibi Cumartesi'den itibaren yesil sahalara donmeyi planliyorum. Gectigimiz 3 ayda yazilacak cok sey birikti hakikaten.

Not: 19 Aralik'ta tatil icin Turkiye'ye geliyorum. Ufak bir bulusma ayarlayip, internet uzerinden dost oldugumuz blogdaslarla gercek anlamda tanismak, klavyeleri aradan kaldirmak gibi bir planim var. Aklima ilk gelen 22 Aralik'taki Manisaspor-Besiktas maci - Besiktas'ta bir yerlerde mac seyredilip yemek yenebilir mesela. Gelmek isteyenler yorum bolumune not duserlerse programi buradan halledebiliriz.

Hakikaten cok ozledim be abi!

14 Kasım 2009

Fotosok: Yildirim Demiroren Macbeth


Yildirim Demiroren gittikce Macbeth'e benzetiyorum, sonu da sembolik olarak ayni olur kismetse.

Zamaninda Ingilizler bir ayiyi baglayarak ustune teker teker kopek salarmis. Ayi gelen ilk kopekleri alt edebilir ama sonunda yorgunluktan dolayi yaralarina yenik dusermis. Macbeth oyunda kendini bu ayilara benzetir uzun vadede kendisine yoneltilen tehditleri savusturamayacagini bildigi icin ("bear-like I must fight the course"). Demiroren de akinci olarak gordugu amigolari kanka emniyet guclerine yakalatmis, arkasindan piyade ve suvarilerin oldugunu bile bile. Bence Demiroren farkinda dalga dalga kendisine saldirilacaginin. Ama inatla elinden geldigince muhalefeti ezmeye kararli.

Su ceza olayina ayri bir paragraf acmak lazim. Bir ulkenin polisinin cozmesi gereken en buyuk sorun tribundeki kufur mudur? Neden sadece amigo baslari yakalanmistir da geri kalan kufurbazlar serbesttir? Demiroren hayatinda hic kufur etmemis midir? Tribunde adam doven delikanlilar daha mi az suc islemistir ki maca gitme yasagi almamistir?

Bir diger benzerlik Lady Macbeth'in iktidari ele gecirmesinin getirdigi baskiya dayanamamasidir. Oyunda intihar eder azmettirici olmayi hazmedemedigi icin. Bayan Demiroren artik birak, isine gucune ailene don diyerek statukoyu surdurmek istemiyor medyadan ogrendigimiz kadariyla. Bu bakimdan Macbeth izleyicilerin takdirini toplayan bir anti-kahramandir aslinda. Cunku yaptiklarinin arkasindadir. Kotulugu ictendir. 4 antrenor kovar, 5.'yi getirip yoluna devam eder cunku amaci icin yaptiklari mubahtir. Aydin Karabulut'u zorla gonderip Mehmet Topuz konusunda futbolcu kole degildir derken hakli olduguna gercekten inanir, tezati gormez.

Macbeth'e cadilar "seni oldurecek adam anasinin dogmadi" derler. Ancak rakibi Macduff, annesinden normal yoldan degil, sezeryanla dunyaya gelmistir cunku dogum sirasi annesi olmustur ("Macduff was from his mothers womb untimely ripped"). Bu cumle soylendigi anda Macbeth'in gardi duser. Sonunun geldigini anlar.

Umuyorum ki FB macinda tribunler hep bir agizdan protesto eder (mumkunse gol attiktan sonra). Demiroren'in jetonu da, gardi da duser. Son 6 sene "a tale told by an idiot, full of sound and fury, signifying nothing" olarak tarihte yerini alir.

4 Ekim 2009

Yildirim Demiroren Uzerinden Bize Vefa Dersleri

Bu satirlarda agzimi bozmaya en cok yaklastigim gun bugun kesinlikle. Iskencesine katlandigimiz yetmiyormus gibi, bir de bu yonetim uzeirnden vefa dersi alacakmisiz. Daha neler gorecegiz acaba? 

Bu pankarti acanlar Besiktasli ise ben degilim. Ben Besiktasli isem onlar degiller. Bu kadar basit. 

Gecen sene kazanilan 2 kupa midir Yildirim Demiroren doneminin ozeti? Kulubun sirtina yuklenen $100M'dan fazla borc ne olacak? Fulya'nin kirdirilan gelirleri? Maddiyati gectim, camianin yerle bir edilen degerlerine ne olacak? Bugun rakiplerin agzina sakiz oluyorsa Besiktas "durusu", bunun hesabini kim verecek? Mafya ile ayni cumlede geciyor yahu Besiktas'in adi, aciklayabiliyorlar mi Sivok ile Zapotocny'nin bonservisi icin odenen paralar nereye gitti? Tabata, Ismail? 5 senedir dogru duzgun bir tek baskan adayi cikaramiyorsa camia, bunun en onemli sebebi Demiroren'in kulubu kendine borclandirmis olmasi degil mi?

Vefasizlikmis... Gidin isinize, guldurmeyin adami!

1 Eylül 2009

Sozun Bittigi Yer

"Gaziantepspor Kulübü futbolcusu Rodrigo Tabata'nın transferi konusunda kendisi ve kulübü ile anlaşmaya varılarak 3 yıllık (2011-2012 sezon sonuna kadar) sözleşme imzalanmıştır. Sözleşme karşılığında futbolcuya 2009-2010 sezonu için 1 milyon 400 bin Avro, 2010-2011 sezonu için 1 milyon 500 Avro, 2011-2012 sezonu için ise 1 milyon 600 Avro ücret ödenecektir.''
'Rodrigo Tabata'nın transferi ile ilgili, Gaziantepspor Kulübü'ne sözleşme fesih bedeli olarak 2 milyon euro'su 2009 yılı içerisinde, 3 milyon euro'su Haziran 2010'da ve 3 milyon Avro'su Ekim 2010'da ödenmek koşuluyla sözleşme imzalanmıştır..."
Besiktas Futbol Yatirimlari Sanayi ve Ticaret A.S.

29 Ağustos 2009

Kargalar, Keciler, Kilavuzlar

Kargalar dedik, devam edelim. Hafta arasinda Mustafa Denizli, Galatasaray'in bugunden sampiyon ilan edilmesine tepki gosterdi ve bir sekilde lafi "Kilavuzu karga olanin burnu boktan cikmaz" demeye getirdi. Tepkinin hakliligi, dozu vs. degil derdim. Sadece, cok sevdigim bu sozden yola cikarak yonetimin baska bir icraatina deginecegim. 

Cok degil, asagi yukari 1 ay once Besiktas, A2 Takimi'nin antrenorlugune Sergen Yalcin'i getirdi. Getirdi getirmesine de, ben hala, kariyerinin 16-19 yas arasi genclere ibret olarak izlettirilmesi gerektigini dusundugum Sergen'in, "gelecegimiz" dedigimiz cocuklarin onune rol modeli olarak konduguna inanamiyorum. Blogun ilk gunlerinde Imam Osurursa Cemaat Sicar demistik. Bugun yapilanin bundan bir farki yok. Turkiye tarihinin belki de en yetenekli futbolcusu olmasina ragmen 32-33 yasinda asagidaki hallere dusmus, 3. lig futbolcusu olmus bir adamdir Sergen Yalcin. Bu yuzden benim gozumde "Kartal" degil "Keci"dir. Denizli'nin tabiriyle de "Karga"nin onde gidenidir.

O yuzden simdiden soyluyorum, yarin kalkip da Necip, Orhan, ve Omer takim elbiseli adamlarla gece kuluplerinde sampanya patlatmaya baslarsa kimse sucu bu cocuklarda aramasin. Kilavuzu karga olanin burnu boktan cikmaz.

O Zaman Nobre'nin Bu Takimda Ne Isi Var?

"...Tempolu, çabuk oynamaya çalışıyoruz. Hücum formatlarında değişiklik yapıyoruz. Geçen seneye göre yaptığımız bu değişiklik, çok kolay değil. İleride bunun meyvelerini göreceğiz..."
"...Geçen seneki hücum formatını kullansak, Şampiyonlar Ligi'nde etkili olamayız. Daha çabuk hücumcular kullanmamız lâzım..."
Mustafa Denizli, Besiktas-Gaziantepspor macindan sonra
Besiktas'in daha hizli futbol oynama ve hucumcularin rollerini mac icerisinde sikca degistirerek dinamik bir yapi olusturma cabasini biz de gozlemliyoruz. O yuzden, biz bu aciklamaya inanir, 4 hazirlik, 5 resmi macta duran toplar disinda atilan sadece 2 gole ragmen, bu vizyonun arkasinda durur, sabrederiz. 3 macta takimi sampiyonluk yarisinin disina atan "Kargalara" karsi da Mustafa Denizli'yi savunuruz. 

Ama, ne olur birisi ciksin ve yarin aciklasin: Besiktas "hucum formatinda degisiklik" yapiyorsa, "cabuk oynamaya" calisiyorsa, ve aksi takdirde Sampiyonlar Ligi'nde basarili olunamayacaksa, o zaman Nobre'nin bu takimda ne isi var? Dahasi, Holosko, Bobo, Sivok, ve Tello gibi sampiyonlukta basrol oynamis 4 oyuncu senede €1.1M ve altinda para aliyorken, hangi kritere dayanilarak Nobre'ye senede €2.3M karsiliginda 3 senelik garanti kontrat verildi? 

Yapilan isin, soylenen sozun tutar bir yani olmasi lazim. Yapmayin boyle, gozunuzu seveyim...

28 Ağustos 2009

Cifte Kupa Dopamininden Cacik Olmaz

FB ile GS'nin 4.'luk icin yaristigi sezonda toplasak 5 mac top oynayan BJK gecen sezon kupalari aldi. Egrisi dogrusuna denk gelerek kazanilan basarinin maddi getirisiyle isterdik ki takimin iskeleti korunularak bir ustyapi projesine girisilsin (hocasiyla sozlesmesi 1 sene olan takimdan altyapi hamlesi beklemek saflik olur).

Mustafa Denizli'nin adam adama markajli, Gokhan Zan'in libero oldugu 2-3-5 taktiginden vazgectigi ve rakiplerin cok para harcayarak kadro sifirladigi bir ortam var. Gelin gorun ki takimin yonetimi temel insani ihtiyaclarini gidermekten baska bir becerisi olmayan bir Lonso*'nun elinde. Butun sene sozlesmesi biten oyuncularin (Zan + Cisse) kusturulmesi ve FB ile sidik yaristirilmasiyla harcandigindan takim sanki yeni kurulmus, enkazdan transferle cikilmaya calisiliyor gibi bir izlenim veriyor. Gecen seneyle ayni pozisyonda oynayan bir Rustu, bir de Ernst kaldi galiba. Uzerinde 10 m Euro'luk emegimiz bulunan Bobo'yu bunun yarisina satamamakla mesguluz. FB'den transfer edip motive etmek icin Kadikoy'de kaptan yaptigimiz Nobre'yle Figer'in metreslerini finanse ediyoruz. "Al bu takim senin, aslansin, kaptansin, en cok maasli adamsin" dedigimiz Delgado'yu ameliyat etmek icin yaz ortasini bekledigimiz yetmemis gibi bir de sozlesmesini dondurduk. Tonla bonservis parasi saydigimiz Zapo'yu ustune para vermek suretiyle zorla kiralayarak yabanci sayisini azaltmaya calisirken Tabata'ya milyonlar dokmek uzereyiz.

Hayattaki amaci Ocak'ta bir daha secilmek olan Lonso'nun kulubun gelecegini ve gecmis degerlerini satmasina neden yeterince ses cikarilmiyor anlamiyorum. Ya ortalama BJK taraftari cakma FB olmaktan memnun, ya kongre uyeleri korkak, ya da benim sevdigim BJK bir daha guzellesemeyecek kadar yozlasti.

Bu baskan musvettesini asagi almak icin artik seviyeli protesto, demokratik secimi gectim. Her yol mubahtir, kuyruguna teneke baglayip kovmak lazim. Kartaca nasil Roma'lilarin sonsuz kayiplarina karsin yikildiysa, Lonso da ayni sekilde bozguna ugratilmalidir. Gerekirse oyunculari satip borc kapatalim, onumuzdeki 10 sene kupa almayalim. Yine de Necip'in kaptan oldugu, Ibrahim Kas gibilerin gitmesine goz yumulmadigi, Batuhan'in harcanmadigi BJK, su ankinden cok daha "benim" olur. 3. degil 33. sayfaya dussek yine takip ederim takimi, yeter ki "bizim cocuklar" oynasin, forma beyaz sort siyah olsun.

FB Brezilyali transferleriyle, GS Rijkaard/Derwall vizyonuyla, BJK ozkaynagiyla guzel. Demiroren'le gecen her gun bu trilojinin kanimca en guzel ayagi eriyor. Kazara CL'de basarili olur da TSL'de lider girersek secime sakin aklinizdan cikmasin. Cifte kupa dopamini gelir gecer, gelenek bakidir. Baba Hakki'nin, Suleyman Seba'nin emegini dusunmeden sandiga gitmeyin.

* Daha dun Tarantino filmi seyrettim. Pulp Fiction'daki ici parlak canta gibi Lonso'nun da bana gore bir anlami var, ancak icini dilediginizce doldurabilirsiniz.

18 Temmuz 2009

Yeni Sezon Formalari


Bence klasik cubuklu disindaki diger iki tasarim da cok basarisiz. Arada begenen de cikacaktir elbet ama 40 turlu basit ve guzel forma dizayni olan Adidas'in neden gelip bizim uzerimizde fantezi denedigini anlamak mumkun degil. Hele ozellikle yandan yemis baklava modeline bu gozler kac mac dayanir bilemiyorum.

Her neyse, belki zamanla alisiriz...




Bu arada en ustteki toplu resimde sol arka kosede kalan arkadaslar kim cok merak ettim. Amator branslardan iki sporcumuzdur dedim ilk basta ancak resmi sitede futbolcular disinda herhangi bir sporcunun katildigindan bahsetmemis. Mankenlik ajansindan gelmis olma sanslari da olmadigi icin merak ettim acikcasi ne yapmislar da bizim topcularla beraber sahneye cikabilmisler. Taraftarlar arasinda kura mi cekildi acaba?

4 Temmuz 2009

Yazik Oldu


Ismail Koybasi'na karsilik €6.5M, ustune bir de Serdar Kurtulus'un verildigi haberini okudugumdan beri sinirimin yatismasini bekliyorum. Transferin €5M ve iki genc futbolcu karsiliginda gerceklestigini dusundugumde su yaziyi yazmis, transfer ucretinin cok yuksek oldugundan yana sikayet etmistim. Keske basimiza gelecekleri bilseymisim. Takasta kullanilan oyunculardan birinin Serdar Kurtulus oldugu kulagima calinmisti da inanmak istememistim. Turkiye'nin, 20 yasinda, en cok gelecek vaad eden ortasaha oyuncusunu, 2 sezonda nasil once sag bek, sonra yedek, sonra da takas malzemesi yapabildigimizi kavramakta gercekten gucluk cekiyorum. Hep eksikliginden dem vurdugumuz yonetimsel istikrarin yol actigi hasarlarin en somut ornegi oldu Serdar ne yazik ki. 

Serdar'in sakatlanan Kleberson'un yerine savunmanin onune yerlesisi, yasindan beklenmeyecek kadar olgun futbolu, her mac biraz daha uzerine koyarak sampiyonlugu son haftalara kadar kovalayan Besiktas'ta, Tigana'nin Besiktas'inda hic de siritmadan oynayisi dun gibi aklimda.

"Esas yeri sag bekti" ya da "Kaleye tek sut cekmiyordu" elestirilerine de kesinlikle katilmiyorum. Serdar'in gorevi on libero oynamakti. O takimda Delgado, Ricardinho, Bobo, Nobre, ve Burak gibi isimlerin rakip kaleye gidebilmesi icin O'nun arkayi supurmesi gerekiyordu ve Serdar da bunu fazlasiyla basariyordu. Oyle ki, Aurellio'nun Milli Takim'da oynamasina karsi cikanlarin en saglam argumanlarindan biri de Serdar Kurtulus'un oynadigi futboldu.

O yuzden, bugun uzulmemek, sinirlenmemek, isyan etmemek elde degil. Gercekten cok yazik oldu. Umarim ders alinmistir da ayni sorunla Batuhan, Ismail, Ridvan, Necip, ve digerleri karsi karsiya kalmazlar.

27 Haziran 2009

Yildirim Demiroren Bizim Blogu Okuyor


BJK yonetim kurulunun karar mekanizmasinin isleyisini cozmus bulunuyorum. Yildirim Demiroren karsisina yoneticileri almak suretiyle bizim blogu projektore dayiyor. Sonra da satir satir sesli okuyup tersini yapmak uzere direktif veriyor.

21 Haziran'da "Ozkaynak Guzellemesi" baslikli bir yazi yazdim. FB'nin transfer doktugu paranin yurtici transfer piyasasinda enflasyona yol actigini, alinacak herhangi bir oyuncunun maliyetinin ederinden fazla olacagini belirttim. Yildirim Demiroren'in Mehmet Topuz dolayisiyla yedigi ego darbesini kapatmak icin sacma transfere meyilli oldugunu dusunuyordum. Altta kalmamak icin yapilacak transferin performans/fiyat oranin 1'i gecemeyecegini iddia ettim. Cozum olarak da altyapiyi gostererek yazinin ilham kaynagi Serdar Kurtulus'un resmini tepeye koydum. Yorum bolumunde Stalker'a Serdar soyle guzel adam boyle potansiyelli diyerek o kadar ovdum ki Figer duysa bonservisini alir kendi oyuncumuzu bize kakalardi.

23 Haziran'da Gokhan Zan'in truva ati oldugunu ilan etmesinden duydugum memnuniyeti dile getirdim. Kendisi gonlumun altin ayakkakkabisini almistir bu hamlesiyle. Gokhan gittigine gore bonservisine 4 m Euro saydigimiz, kisilikli, gorev verildiginde de guvenilir Zapo'nun artik ilk 11'de oynayabilecegini dusunuyordum. Hatta yabanci hakkini ileri ucta fuleli ayaktansa geride saglam savunmadan yana kullanmayi tercih ettigimi soyledim. Ayriyeten Can Arat'a mutlaka talip olmamiz gerektiginin altini cizdim.

Aradan bir hafta bile gecmedi, Ismail Koybasi'ni Serdar Kurtulus + Zapo + gavur olusu agirliginda doviz karsiliginda aldik. Demiroren'e yapma dedigim herseyi bir guzel yapti, aynen "o kadar cirkin ki sirin" dedigim Kujo gibi (delikanli adamin civavasi olmaz demeyin, benim secimim degildi. Ihale kaldi, uzun hikaye). 61 m TL borcumuz var ama demek o kadar zenginmisiz ki 4 m Euro bonservisle aldigimiz oyuncuyu 15 mac oynatip ertesi sene baska takima kiraya verebiliyoruz.


Bir takim sampiyon olup da ortasahadaki en istikrarli futbolcusunu kaybedip, gelmis gecmis en iyi istatistiklere sahip forvetini satmaya calisip beceremeyip, takimin rotasyondaki gelecek vaad eden elemanlarini harcayip, 19 yil aradan sonra cift kupa almasina ragmen butcesinde nasil acik verir anlamak mumkun degil. Ben yeter demekten biktim adam dedirtmekten bikmadi. Eger ussu -1 yapacaksa okumasin su blogu rica ediyorum. Bari Can Arat'a teklif goturseydik de Aziz Yildirim'a uc bes kurus daha harcatsaydik icim yanmayacakti. Onu da boslayinca IBB'ye gitti FB'de kalacagina.

Madem dedigimin tersini yapiyor, bundan sonra farkli bir taktik izleyecegim. Demiroren'e nasihatler:

- Rakiplerine kufret, hakemlere sahip cik.

- Oyuncu yetistirmeye vakit yok, en kralindan kariyerinin son transferini yapacak yasli kurtlari bol sifirli bonservis vererek transfer et. Mafyaya ulufesini dagit. Olmadi vize islerini hallet.

- Kulube bolca borc ver ki diger adaylar gorevden kacsin. Sonra faiziyle alirsin.

- Federasyonla al gulum ver gulum olaylarina gir. Kazara kupa alirsan dayingillere falan gotur.

- Birgun herkes BJK'li olacak sloganindan tut herseyini FB'ye endeksle, FB'yi FB'lilikte yen. Bomba transfer yapip stadyumda imza sov yaptir.

24 Haziran 2009

Ibrahim Uzulmez 1+1 Yil Daha Besiktas'ta


Ibrahim'e jubile yapilacagina dair soylentiler ciktiginda inanmamistim zaten. 1 yili opsiyonlu 2 yillik sozlesme yenilemis bugun. Sampi'nin kulaklari cinlasin, gorusmesi 5 dakika surmemistir eminim ki. Bir de umarim yonetimin akli basina gelmistir de yedek kulubesine mahkum olacagini bile bile yeni bir sol bek getirmezler takima. Ibrahim kaderimiz bizim, o bizi birakmadan biz onu birakamayacagiz, coktan belli oldu.


Bu arada konuyla ilgili kucuk bir anektod... Bundan 3-4 sene once yaslandigina dair elestiriler almaya basladiginda bir roportajinda "Kendime bakiyorum, gucum kuvvetim yerinde. Ne zaman ki ikili mucadeleleri kaybetmeye baslarim, ancak o zaman futbolu birakirim." demisti kaptan. Tekleme yok, aynen devam ediyor masallah.

Hayirlisiyla bu yonetimi de devirecek bizim pekmez cocugu, guzel insan.

Not: Google Images sag olsun, Ibrahim'in bugune kadar cektirdigi en fotojenik resmi bulmus olabilirim bu arada. Elinizde daha guzeli varsa beri gelin...

Ve son olarak, Ibrahim'e dair bizim arsivden iki yazi:

14 Haziran 2009

Demiroren Manifestosu - Allah Icin Dus Yakamizdan


Protokol tribununde ailesiyle mac seyretti diye baskanligi ogrendi, sempatik futbol goruntuleri sergiledi, Denizli’yi getirerek cifte kupayi aldirdi diye dusunenler var maalesef. Agaclardan dolayi ormani goremeyenlere resme biraz uzaktan bakmayi oneriyorum.

Bir kere su aileyle mac seyretme olayina kilim. Camianin temsil edildigi protokol tribunu 10 yasinda velet gol olunca babasina sarilsin diye yapilmamistir. Orada BJK temsil ediliyor ve misafirler agirlaniyor. Eger kizinla kucaklasacaksan biletini alir diger tribunlerde oturursun. Her kupa aldiginda aglamasina da anlam veremiyorum. Kupalar kazanilir, kaybedilir. Iki ihtimale de tevazuyla yaklasip adam gibi sevinip adam gibi uzulmek varken zirlaya zirlaya sahaya atlayip sonra da kupayi amcalara goturmenin anlami yok. Otur oturdugun yerde, iyi ya da kotu sonucu hazmet, sonra emegi gecenleri alinlarindan opup gelecek senenin planlamasini yap.

PAF takim lafini yemesinden terbiyesizligine kadar her turlu olayini herkes biliyor zaten, tekrarlamaya gerek yok. Babasinin soyadi ve parasi disinda hicbir ozelligi olmamasina ragmen baskan secilmesini ancak secmenin dalaletine veya daha da kotu bir ihtimalle satin alinmasina baglayabilirim. Hadi diyelim ki para babasi birini secti uyeler kisa zamanda cabuk buyumek icin (benim hic katilmadigim bir yol), mantik olarak bu paranin anlamli olabilmesi icin hibe edilmesi lazim. Faiziyle “cocuklarinin rizki” adi altinda geri alinacaksa gider bankadan kredi alirsin ayni isi yaparsin. Tuttugun takima 61 m TL borc veriyorsan, bu ancak parayi kolay edindigini gosterir kimse kusura bakmasin. Kaldi ki borcun bu kadar buyumesinin altinda yonetimsel becerisizlikler ve yuksek maliyetli yanlis kararlar var. Futbolcuya ederinden cok bonservis vermenin bile katma degeri olabilir; Zapo’ya harcadigimiz para aldigimizdan verimdan az oldu mesela, ama yeri geldiginde cikip duzgun top oynadi. Ancak tazminata verilen paralar tamamen mundar oluyor. BJK’nin su ana kadar yurt disina en fazla para verdigi islem yildiz futbolcu bonservisi degil Del Bosque’nin tazminati. Resmen utanc verici. Yaptigimiz uzun vadeli sozlesmelerin cogu bitmeden iptal ediliyor. Umbro’yla forma icin anlasilir, Adidas uc kurus daha fazla verecek diye kirilma asamasina gelinir. Inonu’ye reklam alinir, anlasmanin miadi dolmadan baskasina gecilir. Yabanci futbolcu aliriz, 6 ay sonra BJK capinda olmadigi anlasilir, gondermeye calisilir. Eger kurumsak, sirketlesmissek, piyasada hisselerimiz varsa oyunu kurallarina gore oynamamiz gerektigini kavrayamadi bu yonetim. Piyasa ekonomisinin temeli sozlesme yapma hakki, yaptiginda da anlastigin sartlari yerine getirme zorunlulugudur; cunku getirmezsen yaptirimlari vardir. En buyuk yaptirim da ismine dusurecegin lekedir. Demiroren BJK’ya temizlenmesi cok uzun surecek derin lekeler birakmistir. BJK su anda sozlesme yapmak icin guvenilir bir kulup degildir, bu da her turlu sozlesmeyi agirlastirmaktadir (mesela futbolcu transferi icin banka teminati gerekiyor).

Benim son 3 senedir gittigim tek mac olan BJK-Sivasspor macinda (Liverpool macindan hemen sonra) 25 bin kisi “Yildirim Demioren Yeter” diye bagirdi, hala gitmedi koltuga yapistigindan. Her turlu basiretsizligi yapti, beceriksizligini her firsatta kanitladi. BJK’li durus lafini agzina her aldiginda sinirim tepeme cikiyor, basimdan asagi kaynar sular dokuluyor. Yildirim ve ekurilerinin (Levent Erdogan basta olmak uzere Celal Kolot, Sinan Engin ve takima musallat olan diger sutubozuklar) karantinaya alinip BJK’lilik nedir, rakibe saygi nedir, hak hukuk nedir anlatilmasi lazim.

Mehmet Topuz olayinda insiyatifi eline aldi, yuzune gozune bulastirdi. Topuz’un FB’ye gitmesinde degilim. 9 m Euro’yla Appiah’tan daha fazlaya mal ettiler ve guc gosterileriyle FB camiasinin ne kadar kompleksli oldugunu kanitladilar. O kadar kurumsallar ki baskanlari ozel ucakla futbolcunun ayagina gidip, milletvekilleri araciligiyla ikna edip, ozel arabasinda soforluk yapiyor. Ligi 5. bitiren, Uefa’ya onelemeden katilan Avrupa’da kac takim transfere bu kadar para harcar merak ediyorum. Burada kanitlanan buyukluk degil, verimsizliktir. Buyukluk de amac degil, aractir. Buyuklugu basari icin bir temel olarak kullanirsaniz anlam yuklersiniz. Ornegin Bayern Munih buyuktur, butcesi siskindir, taraftari coktur. Ancak bunu Bundesliga’yi domine ederek ve Avrupa’da kupa alarak taclandirirlar. Toplam 2.5 rakibi olmasina ragmen 3 senede bir sampiyon olup CL’de basari kazanan hocayi kovarak degil. Rakibini tuttugunu soyleyen adami senede 2.5 m Euro ile mukafatlandirarak hic degil.

Benim zoruma giden sidik yarisini kaybetmemiz degil, yarisin icinde bulunmamiz. Gider teklifini verirsin kulube, fiyatta anlasir oyuncuyla gorusur alirsin. Cok mu zor yahu? Ilk defa mi birini bonservisiyle aliyoruz? En kotu ihtimal senin teklifin rakibinden daha dusuktur, fiyat yukseltmis olup rakibine yine zarar verdirirsin. Ustelik para ulke icinde kaldigindan memleket de toplamda iceri girmemis olur. Nedir kardesim Titanik’te adam kacirmalar, forma giydirmeler, rakibine ezik demeler, Telegol’e baglanmalar? Sirke cevirdiniz koskoca kulubu. Simdi de acisini cikarmak icin “bomba transfer” pesine dusup takimin ihtiyaci olmayan bir adama fahis fiyatla imza attirirsiniz. Istemez kardesim, kalsin. Biktik forvet arkasi 10 numara fiyaskolarinizdan. Sampiyon takimi muhafaza edemiyorsunuz daha (Cisse, Bobo). Batuhan, Aydin, Mehmet Sedef konularina hic girmiyorum bile.

Maliyeti ne olursa olsun dus yakamizdan artik. Futbolcu satip, gerekirse 1 sezon altyapi eksenli iskeletle kumede kalmayi hedefleyerek borcu kapatalim. Meymenetsizin suratina faiziyle birlikte paralari firlatip kulupten kovalim. Inonu’den iceri de bir daha sokmayalim. Eger yaklasan kongrede aday cikmazsa, herkes borctan korkup sorumlulugu reddederse yeminle soyluyorum gozumde hicbir degeri kalmayacak 5 yasindan beri gonul verdigim takimin. Yeter artik. Hakkaten yeter.

7 Haziran 2009

Yapmayin Gozunuzu Seveyim


Bir onceki postta da dedim ya bu yonetim dogru isler bile yapsa bir sekilde yuzune gozune bulastiriyor diye. Mehmet Topuz'un iyice dallanip budaklanan transfer hikayesi de bu durumun en guncel ornegi. Mehmet'in Besiktas'ta is yapip yapmayacagi, gerekli olup olmadigi, transfer bedelinin makuliyeti vs. degil bu yazinin konusu. Bunlar hakkindaki goruslerimi transfer gerceklesirse ayrica yazarim. Bugunun konusu yapilmaya calisilan transferin usulsuzlugu.

Oncelikle sunu belirteyim ki bu hikayede dahli olan 4 tarafin da cesitli derecelerde hatali oldugunu dusunuyorum. Ancak bir Besiktas taraftari olarak Kayserispor ve Fenerbahce yonetimlerinin hareketleri beni kendi yonetimimin sacmaliklari kadar ilgilendirmiyor. Onlari da kendi taraftarlari elestirir umarim. Gelelim Besiktas yonetiminin son 3-4 gundur bize yasattigi trajikomik sark kurnazligi gosterisine. Medyadan takip eden biri olarak benim durumdan anladigim su:
Mehmet Topuz ile Kayserispor yeni sozlesme icin anlasamiyorlar. Boyle olunca da iki tarafin da cikarlari dogrultusunda onumuzdeki sezon sozlesmesi bitecek olan Topuz'un takimdan ayrilmasina karar veriliyor. Ondan sonra Kayserispor yonetimi ve Mehmet Fenerbahce ile gorusmelere basliyorlar. 10 gun kadar suren gorusmelerde Kayserispor, Fenerbahce ile asagi yukari anlasirken Mehmet Topuz'un sari-lacivertlilerle bir mutabakati soz konusu degil. Bu noktada Besiktas devreye giriyor ve Demiroren Kayserispor baskani Recep Mamur'la gorusuyor. Kendisine Fenerbahce'ye Pazartesi gunune kadar verilen bir soz oldugu, o gune kadar ilk opsiyonun Fenerbahce'de oldugu soyleniyor. Bunun uzerine Demiroren Mehmet Topuz'un menajeriyle ve kendisiyle bir araya geliyor. Teklif yapiliyor ve Fenerbahce yerine Besiktas'i tercih eden Mehmet menajeri ile beraber, NTV'ye ilk aciklamayi yapiyor, Besiktasli oldugunu soyluyor. Bu aciklamada Besiktas yonetiminin parmagi olmadigini dusunmek saflik olur. Ancak bu roportajda o gun herkesin kacirdigi bir vurgu var, Topuz da menajeri de "Biz Besiktas ile anlastik, baskan Recep Mamur'dan anlayis bekliyoruz" diyorlar. Bu Kayserispor yonetiminin onayinin alinmadigini belgeliyor zaten. Ama ustune bir de Besiktas borsaya - aslinda anlasmanin kesin olarak imzalandigi anlamina gelen - "Mehmet Topuz ile gorusmelere baslandigi" haberini gonderiyor ve herkes isin bittigini zannediyor. Ancak kendilerinden habersiz is yapilan Kayserispor ile Fenerbahce yonetimleri bu noktada buyuk ihtimalle birseyler ispatlamak ve geri adim atmamak adina anlasmaya vardiklarini ve Mehmet Topuz'un bonservisinin Fenerbahce'ye verildigini duyuruyorlar. Fenerbahce de bu haberi resmi internet sitesinden yayinliyor. Buyuk ihtimalle bu hamleyi beklemeyen Besiktas yonetimi de yaptigi "kurnaz" hareketin bir adim daha ilerisine gidiyor ve Mehmet'in Besiktas formali resimlerini medyaya dagitiyor, Topuz ile menajerinden bir roportaj daha geliyor.

Oncelikle ortadaki yanlis anlamayi acikliga kavusturmak lazim. Mehmet Topuz su anda Fenerbahce'nin oyuncusu degil, bonservisi de Fenerbahce'de degil. Bu konuda Kayserispor menajeri Suleyman Hurma'nin ilk aciklamalari da gayet yanlis bu yuzden. Iki kulup olasi bir transfer bedeli uzerinde anlasmis olsalar dahi Mehmet'in rizasi disinda Fenerbahce'ye transferi soz konusu olamaz. Mehmet'in bonservisi Kayserispor'dadir ve Kayserispor'un futbolcusudur. Aslinda Besiktas yonetiminin yakisiksiz hareketleri disinda olayi karistiran Kayserispor'un yaptigi gereksiz sovalyelik gosterisi bana kalirsa. Bir kulup oyuncusunu satmaya karar verdiginde bunu yapmanin bir tane dogru yolu vardir. Oncelikle oyuncuyu satacak kulup, oyuncusuna bir deger bicer ve bu bedelin odeme seklini belirler. Sonra da bu ucreti odemeye razi olan kulupler resmi tekliflerini yaparlar ve oyuncu ile gorusurler. Transferi soz konusu oyuncu da ya bu kuluplerden bir tanesiyle anlasir ya da sozlesmeli oldugu kulubunde oynamaya devam eder. Eger herhangi bir kulup bir "once satin alma opsiyonu" sahibi degilse bu is boyle halledilir. "Biz bilmem kime soz verdik", "acik arttirma yapmayiz" seklinde aciklamalar gereksizdir ve bosa delikanlilik taslamaktir. Besiktas Kayserispor'un Mehmet Topuz icin belirledigi fiyati odemeye niyetli ise oyuncu ile gorusup pazarlik edebilmelidir. Oyuncuya olabildigi kadar cok opsiyon sunmak ve herhangi bir dayatmada bulunmamak Kayserispor'un gorevidir. Burada tek istisna Kayserispor'un herhangi bir sebeple ozellikle Besiktas'a oyuncu satmak istememesidir ki ortada boyle bir durum oldugunu da dusunmuyorum.

Ancak dedim ya burada benim tarafimdan asil elestirilmesi gereken Besiktas yonetiminin yaptigi yakisiksiz hareketler. Oncelikle Mehmet Topuz kim oldugu bilinmeyen, henuz dun kesfedilmis bir futbolcu degil. Eger Besiktas yonetimi yeni sezon icin Mehmet'i kadrosuna katmak istiyorsa bunun icin girisimlere neden dune kadar baslanmis olmadigi sorgulanmali. Sorun Sampiyonlar Ligi'ne kalip kalmama durumu ise gerekli girisimler yapilir, lig sonundaki pozisyona gore de transfer sonlandirilabilirdi. Ya da Mehmet Kayserispor ile anlasamayinca resmi teklif yapilirdi. Demiroren'in rakibin elinden futbolcu alma askinin bir suru ornegi ortadayken insan Fenerbahce'nin Mehmet'e olan ilgisinin Besiktas'in transfer girisiminin ana sebebi oldugunu dusunmeden edemiyor. Haydi bunu gecelim, Mehmet Topuz'a yaptirilan aciklamalar ve cekilen resimlere gelelim. Mehmet'in ailecek Besiktasli olup olmadigini bilmiyorum, ancak yapilan aciklamanin sekli ve zamanlamasi bunun Fenerbahce'yi saf disi birakmak adina ortaya konmus ucuz bir komplo oldugunu ispatlar nitelikte. Formayla cekilen resimler de bunun bir adim ilerisi sadece. Cok uzatmaya gerek yok, sozlesmesi olan bir oyuncuyu turlu vaatlerle kandirip, onda emegi olan, gelir beklentisi bulunan kulubun elini kolunu baglamak hicbir etik deger ile aciklanamaz. Demiroren yonetimi en hafif tabirle kendi is bilmezligini etik disi yollarla telafi etmeye calismistir. Bunun uzerine yapilan eziklik ile ilgili aciklamalari da hicbir Besiktasli'nin tasvip ettigine inanmak istemiyorum. Fenerbahce Mehmet Topuz'u Besiktas'in isine comak sokmus olmak icin dahi almis olsa, Besiktas'in baskani bu seviyelere inmemelidir.

Neticede Besiktas yonetimi bir kez daha bizi, yani Besiktas taraftarlarini utandiracak bir ise imza atmis, bu ise Turkiye'nin onemli futbolcularindan bir tanesini de alet etmistir. Sirf bu isguzarliga kandigi icin de Mehmet Topuz futbolunun en verimli caginda bir yil sure ile sahalardan uzak kalma tehlikesiyle karsi karsiya kalmistir. Bu dakikadan sonra bu transfer gerceklesse dahi, bu ilk basta aciklanan fiyattan daha fazlasina mal olacaktir, ve Besiktas bir kez daha yonetiminin is bilmezligi sebebiyle borcuna borc ekleyecektir. Ben sahsen boyle bir yonetimin arkasindan gidiyor olmak istemiyorum ve onumuzdeki yil duzenlenecek kongreyi bekliyorum. Kulup sampiyon oldugu icin umarim baskan adaylari nezdinde kaybettigi ceiciligi geri kazanmistir ve bu sayede Besiktas Kongresi bu sefer Demiroren'in karsisina 1-2 ciddi aday cikarir. Aksi takdirde ben bu saklabanliga - her yil sampiyon olsak da - daha fazla tahammul edemeyecegim.

6 Haziran 2009

Nobre'nin Yeni Sozlesmesi Hakkinda


"Şirketimiz profesyonel futbolcularından Mert Nobre ile aşağıdaki şartlarda 3 yıllık (2011-2012 sezonu sonuna kadar) sözleşme imzalanmıştır. Sözleşme bedeli olarak oyuncuya 2009-2010 sezonu için bir defaya mahsus olarak 1 milyon Euro ve 10 eşit taksitte ödenmek üzere 1 milyon 400 bin Euro; 2010-2011 sezonu için bir defaya mahsus olarak 750 bin Euro ve 10 eşit taksitte ödenmek üzere 1 milyon 400 bin Euro; 2011-2012 sezonu için ise bir defaya mahsus olarak 750 bin Euro ve 10 eşit taksitte ödenmek üzere 1 milyon 400 bin Euro ödenecektir''

Yani Besiktas Nobre ile 3 senelik yeni bir sozlesme imzalamis ve bu sure icinde odenecek bedel 6,700,000 Euro. Kontratta herhangi bir takim opsiyonu yok ve Nobre'ye bu sure icinde odenecek maasin her kurusu garanti.

Oyuncularla sozlesme yenilemek hakikaten kolay is degil. Bu noktada verilecek karari belirleyecek sayisiz degisken var haliyle. Bu degiskenlerin belli baslilarini Nobre ozelinde inceleyip kendisiyle yapilan sozlesmeyi degerlendirelim.

1. Geride birakilan donemde oyuncunun takimda gostermis oldugu sportif performans. Nobre Besiktas'ta gecirdigi 3 sezonda yanilmiyorsam sirasiyla 12, 12, ve 13 gol atti, kayda deger bir asist performansindan ise soz etmek mumkun degil. Sezonda ortalama 30-32 mac civarinda oynuyor. Fena sayilmayacak bir performans olsa dahi sampiyonluga giden yolda da gordugumuz gibi Nobre'nin varligi Besiktas'in takim olarak attigi gol sayisina pozitif bir katkida bulunmuyor. Bir de bundan belki de daha onemlisi, Nobre, sahip oldugu limitasyonlar (dripling yapamama, pas alis-verisine katkida bulunamama, vs.) sebebiyle sahadayken Besiktas'in oyun sistemini gozle gorulur sekilde kisitliyor. Mesela Nobre oyundayken Besiktas'in rakibini kendi yarisahasinda bekleyerek kazandigi toplarla hizli hucumlara cikma gibi bir opsiyonu ortadan kalkiyor. Hatta soyle soyleyelim, Besiktas'in Nobre'den verim alabilmesinin tek yolu, oyunu rakip yarisahaya tamamen yikip, cezasahasina cok sayida yop gondermek. Aksi takdirde Nobre - her ne kadar defansif anlamda caliskan ve duran toplarda etkili bir oyuncu olursa olsun - takimin ayagina pranga vuruyor.
2. Gelecek donemde oyuncunun gostermesi olasi sportif performans. Nobre 1980 dogumlu. Yani bugun itibariyle 29 yasinda. Yani bir santrafor icin en verimli cag olan 26-30 bandinin son senesine giriyor. Bu goz onunde bulunduruldugunda Nobre'nin onumuzdeki 3 sezonda gectigimiz 3 sezona kiyasla daha iyi bir performans gosterecegini dusunmek cok gercekci degil. En iyi ihtimalle sergilemis oldugu performansi surdurecektir. 30 yasindaki Nobre'ye herhangi bir kulubun gelip ciddi bir bonservis bedeli odemeyecegi dusunulunce oyuncunun satisindan ileride elde edilebilecek olasi gelirler anlaminda da mantikli bir hareket degil ne yazik ki.
3. Oyuncunun piyasa degeri. Avrupa genelinde sozlesmesi biten oyuncularin bonservis ile transfer edilen oyunculara kiyasla biraz daha fazla para almasi normal bir durum. Menajerlerin ise daha cok dahil olmasi ve oyuncuya bonservis bedeli odenmiyor olmasi bunun ana sebepleri. Ancak burada iki soru sormak lazim.
a. Nobre Besiktas ile sozlesme imzalamamis olsaydi, gidecegi takimda ne kadar ucret alabilirdi? Yani Nobre'nin bu transfer doneminde serbest piyasadaki degeri ne idi?
b. Besiktas Nobre ile sozlesme yenilemeseydi, alternatifinin maaliyeti ne olacakti?
Ilk sorunun net cevabini vermek cok zor olsa dahi, kariyeri boyunca Japonya, Brezilya, ve Turkiye liglerinden oteye gitmemis, 29 yasinda, teknik sinirlari cok belirgin bir oyuncuya Avrupa'nin herhangi bir takiminin senede 1,500,000 Euro'dan fazla para verecegine inanmak saflik olur. 3 senelik garanti kontrat ise tamamen ihtimaller disinda. Guney Amerika'ya donme ihtimalini ise maddi yonden konusmaya gerek dahi yok, cunku Brezilya ve Arjantin kulupleri bu kulvarda Avrupa ile boy olcusebilecek seviyede degiller. Geriye bir tek Turkiye alternatifi kaliyor ki burada da Fenerbahce, Galatasaray, ve Trabzonspor'dan herhangi birinin Nobre'ye 3 yillik, senede 2,000,000 Euro civari bir kontrat teklif etmis oldugunu sanmiyorum. Fenerbahce bu yonde bir girisimde bulunmus olabilir belki, ancak Nobre'nin Daum'un gorevi birakirken yonetime sundugu rapor dogrultusunda gozden cikarilmis oldugunu dusununce bu ihtimal de bana cok zayif geliyor. Medyaya da bu yonde bir haber yansimadi zaten hicbir sekilde.
Ikinci sorunun cevabi ise Besiktas taraftari olarak beni daha cok ilgilendiriyor. Transfer sezonunun henuz basi oldugu icin Nobre yerine disaridan alinabilecek oyuncularin maaliyetleri konusunda dogru bir degerlendirme yapmak cok zor. Ancak pekala Besiktas'in mevcut kadrosuna ve buradaki alternatiflere bakabiliriz. Oncelikle sunu soyleyeyim ki benim gozumde Nobre su anda Besiktas'in forvet rotasyonunda Holosko ve Bobo'nun ardindan 3. sirada yer aliyor. Nobre'nin arkasindan gelen hal-i hazirdaki 4. alternatif Batuhan da 18 yasinda, Super Lig'de bugune kadar 20 macta 10 gol atmis, Turkiye'nin son donemlerde yetistirdigi en onemli yeteneklerden biri. Nobre kadroda tutuldugu icin Batuhan buyuk ihtimalle onumuzdeki sene Besiktas'ta 10 mac barajini zar zor gececek ve bu sebeple Besiktas'in belki de en onemli asetinin gelisimi en az 1 sene daha geri kalmis olacak. Burada tabii ki Bobo'nun takimdan gonderilme ihtimali goz onunde bulundurulmali ama normal sartlarda ondan kazanilacak bonservis bedeli ile, yine onun ayarinda, yerli ya da yabanci bir alternatifin kolayca bulunabilecegini dusunuyorum. Ayrica belki bu asamada Batuhan'a guvenmek risk olarak gorulebilir ancak Besiktas'in bu ihtimali denememek gibi bir luksu olmadigi inancindayim. Yani sozun ozu Nobre'nin kadro icindeki yeri hic de kritik degil. Ayrica o yerin bir alternatifi var ve bu sebeple kendisiyle sozlesme yenilememe alternatifinin bedeli son derece dusuk.
4. Kulubun maas politikasi, kadrodaki diger oyuncularin aldigi ucretler. Besiktas gectigimiz sezon basinda son derece buyuk bir hata yaparak sozlesmesi sezon sonunda bitecek olan Delgado ile seneligi 2,100,000 Euro'dan 3 senelik bir anlasma yapti ve kendisini kaptanliga getirdi. Delgado ise kendisine gosterilen bu destek ve guvene ragmen yine vasat alti bir sezon gecirerek Besiktas'in sampiyonluguna pek bir katkida bulunamadi. Bugun uzulerek goruyorum ki Besiktas bu hatasindan donup Delgado'yu takimdan gonderecegine (ya da sozlesmesini yeniden gozden gecirecegine) hatayi hatayla kapatiyor ve menajerlerin sozlesme pazarligi sirasinda Delgado'yu referans almasina izin veriyor. Ben ancak bu sekilde aciklayabiliyorum Nobre'ye verilen parayi. Gerci Delgado referans alinsa da Nobre Arjantinli'ye kiyasla ileride satis umudu olmadigi icin bu paralari yine hak etmiyor bence ama konuyu daha da uzatmayalim.
Takimin geri kalanina baktigimizda ise durumun ne derece vahim oldugu gayet net bir sekilde ortaya cikiyor. Besiktas'ta 2,000,000 Euro seviyesinde para alan diger tek isim Fabian Ernst ve Alman oyuncunun kariyer ve saha ici performans bakimindan Nobre'den de Delgado'dan da fersah fersah ileride oldugu konusunda pek fazla gorus ayriligi yasanacagini sanmiyorum. Yine takima son iki sezonda Nobre ve Delgado'nun toplami kadar katkida bulunmus Tello'nun aldigi ucret sadece 900,000 Euro. Bir de tabii bu takimin Holosko, Bobo, Sivok gibi sampiyonlukta en az Nobre kadar emegi gecmis ve ileride kulube iyi paralar kazandirarak elden cikarilabilecek 24-26 yas arasinda futbolculari var ki bunlar da 900,000 ile 1,200,000 Euro arasinda - yani Nobre'ye verilen rakamin yarisi kadar - paralara oynuyorlar. Takimin kazandigi basari neticesinde pastanin biraz daha buyuyecegi ve kadronun ortalama ucretinde bir artis olmasi gerektigi de bir gercek ancak Besiktas kadrosuna nereden bakarsaniz bakin Nobre'ye verilen sozlesmenin asiri derecede yuksek oldugu ve bu durumun takimdaki dengeleri bozma ihtimali acik secik ortada.
5. Diger faktorler. Nobre'nin yerli statusunde oynuyor olusu, takimin 2. kaptani olusu, geride kalan 3 sezonda duzgun bir profil cizmis olusu ve takim arkadaslari tarafindan da sevilen bir isim olusu. Bu maddeyi biraz da Nobre'nin hakkini teslim etmek adina buraya koydum. Bu bahsettigim ozellikleri sayesinde Nobre'nin serbest piyasa ederinden biraz daha fazlasini Besiktas'ta kazanmasi makul karsilanabilirdi pek tabii ki ancak yapilan asiri derecede abartili sozlesmeyi bu faktorlere baglamak malesef mumkun degil.


Neticede "Nobre takimdan gonderilmeliydi" demiyorum kesinlikle. Ancak Besiktas'in Nobre'nin isteklerine boyun egmemek icin her turlu olanagi varken bunlardan hicbirini kullanamamis oldugunu gormek beni cok sinirlendiriyor. Ne yapilabilirdi, derseniz de birkac ornek vereyim. En azindan sozlesmeye 2. sezondan sonrasi icin bir takim opsiyonu konabilirdi. Ya da kendisine odenecek 6,700,000 Euro'nun en az yarisi mac basi odenebilir ya da herhangi baska bir basari kriterine baglanabilirdi. Nobre'ye verilen 3 senelik garanti kontratin getirecegi gelecek garantisi karsiliginda yillik ucrette indirime de gidilebilirdi. Ancak malesef bunlarin hicbiri yapilamadi ve 'usta' menajer Juan Figer bizim 'is bilen' yoneticilerimizi punduna getirerek Besiktas'in 3. forveti olan Nobre'ye bu devasa kontrati imzalatti. Benim icime en cok oturan da budur bu transferle ilgili.

Umarim bu hatanin etkileri degerinden fazla para kazanan bir oyuncu ile sinirli kalir ve Besiktas Fenerbahce'nin gectigimiz yillarda Tuncay ve Aurellio orneklerinde yasadigi sorunlari yasamaz. Ancak bunun olacagini ongormemek icin hakikaten cok saf ya da cok salak olmak lazim. Besiktas yonetiminin hangi kategoriye dahil oldugunu ise sizin takdirinize birakiyorum.