30 Haziran 2009

Everton 2008/09 Sezonu Golleri

YouTube'da cok guzel bir derlemeye rastladim. 2008/09 sezonunda Everton'in attigi ve yedigi butun golleri toplam 40 dakikaya sigdirmislar. Kalite cok cok iyi olmasa dahi bu 4 video Maviler'in ne kadar planli ve calisilmis goller attigini gayet guzel ozetliyor. Ozellikle duran top organizasyonlarina dikkat.


Part 1/4


Part 2/4


Part 3/4


Part 4/4

Not: Memlekette YouTube'la ilgili degisik durumlar olabiliyor bildigim kadariyla. Eger videolar gozukmuyorsa baska bir yolunu bulabilirim.

28 Haziran 2009

Kucuk Emrah'tan Vuvuzelaya Tokat


Sabah kahvalti ederken bir yandan da Ispanya - Guney Afrika Konfederasyon Kupasi 3.'luk macini seyrediyordum. Guney Afrikalilar'in vuvuzela hastaligi malumunuz. Hele sabah sabah kahvaltida hic cekilmiyor. Ya televizyonun sesini kisacaksiniz ya da bu devamli kulaginizin dibinden sivrisinek geciyormus hissi veren sese katlanacaksiniz. Bende sessiz mac izleme durumu sadece Ilker Yasin'in anlattigi Besiktas maclarina ozgudur. O yuzden kismadim televizyonun sesini. Ancak 85' civari hele bir de 1-0 onde olduklari icin iyice aska gelmis deli gibi ufluyorlardi vuvuzelalari. Tam canima tak etmisken Fenerbahce'li Guiza cikti da 2 dakikada 2 golle susturdu vuvuzelalari. Bir de gelip maci kazansalar ne yapacaktik bilemiyorum. O yuzden tesekkuru bir borc biliyorum Guiza'ya. Bugunden itibaren hakkinda "Kucuk Emrah" ya da "Koala" diyen olursa karsisinda ilk beni bulur, simdiden soyleyeyim.


Bu arada mac icin birseyler bakarken Guney Afrika'nin turizm tanitim sitesine rastladim. Orada "Bir bilmecem var cocuklar... Haydi sor sor!" tadinda birseyler yazmislar vuvuzelayla ilgili.

What's plastic, a metre long, brightly coloured and sounds like an elephant? It's the vuvuzela, the noise-making trumpet of South African football fans, and it's come to symbolize the sport in the country.

Erkek adamin 1 metrelik boruyla ne isi olur yahu? Neyse, Guney Afrika insanina karsi Nelson Mandela'dan gelen bir sempatim oldugu icin simdilik baska birsey soylemeyecegim. Ancak Dunya Kupasi, Konfederasyon Kupasi'na benzemez. 2010'da da 30,000 tane Vuvuzela derlerse kulahlari degisiriz ona gore. Herseyin bir siniri var.

Hattrick - www.hattrick.org


Dunya capinda 945,000 Turkiye'de de 27,600 kisi tarafindan oynanan bir online futbol menajerlik oyunu Hattrick. Son derece iyi dusunulmus ve yillar boyunca yapilan ufak rotuslarla mukkemellestirilmis bir simulasyon. Ayrica bedava.


Hattrick'te kulubun herseyi - baskan, futbol sube sorumlusu, teknik direktor, altyapi koordinatoru, oyuncu izleme ekibi, basin sozcusu ve daha niceleri - sizsiniz. Rakipleriniz de sizin gibi kanli canli kullanicilar. Amaciniz alt liglerden aldiginiz takimi buyutup gelirstirerek ust liglere tasimak ve sonunda Super Lig ya da Turkiye Kupasi'ni kazanmak icin mucadele etmek. Para kazanmak icin bunyenizdeki genc oyunculari yetistirip onlari daha zengin takimlara satmaniz ve stadyumunuzu buyutup taraftar toplamaniz lazim. Tabii bunun disinda harcamalarinizi kontrol altinda tutmali ve oyuncularinizi dusuk fiyata alip daha pahaliya satabilmelisiniz. Stadyumu doldurabilmek ve ust liglere cikip sponsorlardan daha cok kazanc elde edebilmek icin maclarinizi kazanmaniz ve bunun icin de oyunun teknik/taktik kisminda rakibinizden daha basarili olmaniz lazim. Oyunda ilerledikce A Milli Takim, U20 Milli Takimi, Sampiyonlar Ligi gibi daha ust duzey turnuvalar da cikiyor karsiniza.

Hatiri sayilir bir suredir oynadigim Hattrick'te bugune kadar beni en cok sasirtan sey, oyunun gelistiricilerinin Hattrick Dunyasi'nin ekonomik dengelerini inceleyebilmek icin gercek ekonomistlerden olusan bir ekip kullaniyor olmalariydi. Yani siradan bir kullaniciya yansiyandan cok daha fazlasi perde arkasinda gerceklesiyor ve dedigim gibi, cok ozenilerek hazirlanmis bir oyun oldugundan emin olabilirsiniz.

90'larin ikinci yarisindan itibaren evine bilgisayar girmis her Turk genci Championship Manager serisiyle bir sekilde tanismistir. Eger CM hayranlarindansaniz Hattrick'i de denemenizi tavsiye ederim. Eger oyuncularin gercek isimler olmamalarini cok sorun etmeyecekseniz Hattrick'ten buyuk keyif alacaginiza eminim. Ozellikle de arkadas grubunuzla beraber ayni donemde oynamaya baslarsaniz guzel girgir muhabbet cikar buradan.



Daha detayli bilgi icin: http://www.hattrick.org/



2009 NBA Draft ve Onemli Takaslar


Benim icin Draft haftasi, All Star haftasonu ile transfer sezonunun bitisi arasinda kalan 4-5 gun ile beraber NBA'in en hareketli, en keyifli donemidir. Bu senenin draft sinifi cok da parlak olmadigi icin isin o kismi biraz sonuk kaldi. Ancak bu eksigi yapilan 3 onemli takas buyuk olcude kapatti. Simdi kisaca son bir haftada neler olmus bir bakalim:

2009 NBA Draft


Beklendigi uzere Oklahoma State'in power forveti Blake Griffin LA Clippers tarafindan ilk sirada secildi. Ofansif anlamda cok onemli yeteneklere sahip olan genc oyuncu bu sinifin uzak ara en iyi ismiydi zaten. Ikinci sirada secme hakkina sahip olan Memphis Grizzlies ise Connecticut'in 2.21'lik pivotu Hasheem Thabeet'i kadrosuna katti. Thabeet hem uzun boyu ve kollari hem de iyi zamanlamasi sayesinde blok tehdidiyle ilk gunden itibaren iyi bir savunmaci olacaktir NBA'de. Fakat ofansif anlamda nereye gelecegini simdiden kestirmek guc. Diger alternatif Rubio'ya kiyasla cok daha dusuk riskli bir secimdi ve onemli bir ihtiyaclarini giderdikleri soylenebilir. Kendisinden cok sey beklenen Ispanyol Ricky Rubio ise Joventud Badalona ile yasadigi kontrat sorununun da etkisiyle 5. siraya kadar geriledi ve Minnesota Timberwolves tarafindan secildi. Onumuzdeki yili Ispanya'da gecirmesi bekleniyor. Ancak bunun Minnesota icin cok buyuk bir problem teskil edecegini dusunmuyorum keza onumuzdeki birkac sezonda playoff gibi bir hedefleri yok zaten.

Shaquille O'Neal: Phoenix Suns -> Cleveland Cavaliers

Cleveland, Ben Wallace, Sasha Pavlovic ve bir adet 2010 ikinci tur draft hakki karsiliginda koca oglani kadrosuna katti. Shaquille O'Neal gerek tecrubesi gerekse saglayacagi liderlik ile takima cok buyuk katki yapacaktir. Ancak bu takas ile beraber Zydrunas Ilgauskas'in elden cikarilmasi gerektigini dusunuyorum. Aksi takdirde Shaq ile donusumlu oynayarak NBA tarihinin en pahali pivot tandemi olacaklar. Cleveland yonetimi sezon sonunda sozlesmesi bitecek olan LeBron James'i takimda tutmak icin bu sezon en azindan final oynamalari gerektginin farkinda ve bu yuzden gozlerini karartmis durumdalar. Eger Ilgauskas'in yerine iyi bir 4 Numara alabilirlerse cok iyi yerlere gelebilirler. Phoenix'te ise durum tamamen duygusal. Ellerindeki kadroyla sampiyon olamayacaklarini anladilar ve takimi yeniden yapilandiriyorlar. Onumuzdeki gunlerde Amare Stoudamire'i da takas ederlerse kimse sasirmasin.

Richard Jefferson: Milwaukee Bucks -> San Antonio Spurs

San Antonio Spurs bence cok onemli bir ise imza atarak Milwaukee Bucks'tan Richard Jefferson'i Bruce Bowen, Fabricio Oberto ve Kurt Thomas karsiliginda kadrosuna katti. Yaslanmakta olan Spurs'un, yas ortalamasi 35'in uzerinde, kariyerinde iyice dususe gecmis bu 3 oyuncu karsiliginda 29 yasindaki Richard Jefferson gibi saglam bir ismi kadroya katmis olmasi onemli buyuk basari. Jefferson son derece efektif bir hucumcudur ve topu surekli eline istemeden de 16-18 sayi ortalamalarini rahatlikla tutturacaktir. Bence Duncan-Parker-Ginobili uclusunun yanina mukemmel bir ekleme oldu bu. Draftta da son gune kadar ilk 15 icerisinde secilmesi beklenen ancak sakat oldugu dedikodulari yuzunden inanilmaz bir dusus yasayan DaJuan Blair'i 37. sirada secerek bir baska onemli ise imza attilar. Draft gunu -biraz da haksiz sekilde- bu tarz dusus yasayan oyuncularin daha sonra cok onemli NBA oyuncularina sahit oldugunu gormustuk. Rashard Lewis, Carlos Boozer, Gilbert Arenas buna en guzel ornekler. Eger caylak oyuncu karakterini ortaya koyarsa Spurs onun icin mukemmel bir ortam olusturacaktir. Tim Duncan ve Greg Popovich ile calisma sansinin yani sira onunde oynamasini engelleyecek onemli bir oyuncu kalmamis olmasi da genc oyuncunun avantaji.
Jefferson takasinin diger tarafi Milwaukee de kendi planlari olcusunde dogru bir ise imza atmis durumda aslinda. Hem masraflari kismalari hem de Luc Mbah-a-Mute ve Joe Alexander gibi genc oyunculara yer acmalari gerekiyordu. Bu takastan sonra Fabricio Oberto'yu Pistons'a gondererek karsiliginda genc uzun Amir Johnson'i aldilar ve genclesme hareketine resmen baslamis oldular. Eger Michael Redd parkelere doner ise Scott Skiles onderliginde Dogu Playofflarini zorlayacaklardir. Aksi takdirde onumuzdeki sezon draftta daha yuksek bir secim hakkina sahip olacaklarini soyleyebilirim.

Vince Carter: New Jersey Nets -> Orlando Magic

Hidayet'in Orlando'daki durumunu direk olarak etkileyecegi icin bizi en cok ilgilendiren takasi sona biraktim. Orlando, Rafer Alston, Courtney Lee, ve Tony Battie karsiliginda New Jersey'den Vince Carter'i kadrosuna katarak ilginc bir ise imza atti. Ellerinden cikardiklari isimlere bakildiginda cok da birsey kaybetmedikleri ortada. Courtney Lee iyi bir NBA oyuncusu olacak ancak onun disinda kariyerinin sonlarina yaklasan iki veteranin yoklugu hissedilmeyecektir. Onumuzdeki sene dusunuldugunde bu sezon final oynamis kadroda buyuk bir iyilesme soz konusu bu takas sayesinde. Ancak bu takas buyuk ihtimalle kontratindaki opsiyonu kullanmayan Hidayet'in Orlando'da tutulmayacagi anlamina geliyor. Cunku Magic NBA'in ciddi anlamda maddi sikinti yasayan kuluplerinden birisi ve bu yuzden Vince Carter'in ustune Hidayet'e de bekledigi ve hakkettigi $10M'u verebileceklerini sanmiyorum. Onumuzdeki sezon Nelson-Pietrus-Carter-Lewis-Howard'li bir ilk 5 gorebiliriz ve bence bu sekilde de cok can yakarlar. Ancak olur da bir de Hidayet'i takimda tutabilirlerse o zaman Shaq takasina ve Garnett'in iyilesecek olmasina ragmen Dogu'nun en buyuk favorisi konumuna gelirler. Hedo'nun nereye gidecegini buyuk merakla bekliyorum. Su haliyle Portland ve Detroit opsiyonlari bir adim daha one cikmis durumda.

Takimlarin draft performansinin notlandirildigi bir makale icin RealGM.com'a, su ana kadar yapilan takaslarin tam listesine ulasmak icin de NBA.com'a bakabilirsiniz.

27 Haziran 2009

Real Maryland?


Lisede futbol turnuvalarinda kotu espriden olusan takim isimleri konulurdu. ATS2, Kuduz Bariscan, Extramadara, Amistad, Adama Boyle Ucarlar, Biz Yaptik (son ikisi 11 Eylul'le ilgili), vs. saymakla bitmez. Yunanistan'dan gelen misafir ogrenci bayanlara gosterdigi ilgiden dolayi "Hellas Osman", lakabiyla taclandirdigi takimiyla gonulleri fethetmisti. Bir keresinde kendi takimimin ismini takimi kurdugum arkadasla dusunup tasinip "Afsin Troleybuse Binme Egiliminde" olarak yazdirmistik kuraya. Afsin bizim senenin cok sevilen, delikanli bir yatilisiydi. Futbolla cok alakasi yoktu ama ondan bir yildiz yaratmaya karar vermistik bir kere. CL muzigi esliginde kutudan cekilen fisle beraber "Afsin Troleybuse Binme Egiliminde, B grubu" diye anons edildiginde Sepp Blatter'e inme inmis midir bilmiyorum ama biz gayet eglenmistik.

Futbol takimilarina isim bulmaya calisan kendini komik zannedenler genelde Verder Veremem veya Real Mardin'den oteye gecemez. USL (United Soccer Leagues) uyesi Real Maryland'i Turkler'in yonettigine kanaat getirdim. Sehirlerinin 5 harfi Madrid'le ortusuyor diye heyecanlanmislar galiba. Haberi TV'de seyrederken cakma acik ekmek tortilla ile yaptigim peynirli tavuk durume cok biber koyup baska bir boyuta gectigimi sandigimdan emin olmak icin bilgisayar basina gecip googlecan'a sordum, Cleveland demedi.

Bari gaza gelip armayi calmasaydiniz yahu.

Yildirim Demiroren Bizim Blogu Okuyor


BJK yonetim kurulunun karar mekanizmasinin isleyisini cozmus bulunuyorum. Yildirim Demiroren karsisina yoneticileri almak suretiyle bizim blogu projektore dayiyor. Sonra da satir satir sesli okuyup tersini yapmak uzere direktif veriyor.

21 Haziran'da "Ozkaynak Guzellemesi" baslikli bir yazi yazdim. FB'nin transfer doktugu paranin yurtici transfer piyasasinda enflasyona yol actigini, alinacak herhangi bir oyuncunun maliyetinin ederinden fazla olacagini belirttim. Yildirim Demiroren'in Mehmet Topuz dolayisiyla yedigi ego darbesini kapatmak icin sacma transfere meyilli oldugunu dusunuyordum. Altta kalmamak icin yapilacak transferin performans/fiyat oranin 1'i gecemeyecegini iddia ettim. Cozum olarak da altyapiyi gostererek yazinin ilham kaynagi Serdar Kurtulus'un resmini tepeye koydum. Yorum bolumunde Stalker'a Serdar soyle guzel adam boyle potansiyelli diyerek o kadar ovdum ki Figer duysa bonservisini alir kendi oyuncumuzu bize kakalardi.

23 Haziran'da Gokhan Zan'in truva ati oldugunu ilan etmesinden duydugum memnuniyeti dile getirdim. Kendisi gonlumun altin ayakkakkabisini almistir bu hamlesiyle. Gokhan gittigine gore bonservisine 4 m Euro saydigimiz, kisilikli, gorev verildiginde de guvenilir Zapo'nun artik ilk 11'de oynayabilecegini dusunuyordum. Hatta yabanci hakkini ileri ucta fuleli ayaktansa geride saglam savunmadan yana kullanmayi tercih ettigimi soyledim. Ayriyeten Can Arat'a mutlaka talip olmamiz gerektiginin altini cizdim.

Aradan bir hafta bile gecmedi, Ismail Koybasi'ni Serdar Kurtulus + Zapo + gavur olusu agirliginda doviz karsiliginda aldik. Demiroren'e yapma dedigim herseyi bir guzel yapti, aynen "o kadar cirkin ki sirin" dedigim Kujo gibi (delikanli adamin civavasi olmaz demeyin, benim secimim degildi. Ihale kaldi, uzun hikaye). 61 m TL borcumuz var ama demek o kadar zenginmisiz ki 4 m Euro bonservisle aldigimiz oyuncuyu 15 mac oynatip ertesi sene baska takima kiraya verebiliyoruz.


Bir takim sampiyon olup da ortasahadaki en istikrarli futbolcusunu kaybedip, gelmis gecmis en iyi istatistiklere sahip forvetini satmaya calisip beceremeyip, takimin rotasyondaki gelecek vaad eden elemanlarini harcayip, 19 yil aradan sonra cift kupa almasina ragmen butcesinde nasil acik verir anlamak mumkun degil. Ben yeter demekten biktim adam dedirtmekten bikmadi. Eger ussu -1 yapacaksa okumasin su blogu rica ediyorum. Bari Can Arat'a teklif goturseydik de Aziz Yildirim'a uc bes kurus daha harcatsaydik icim yanmayacakti. Onu da boslayinca IBB'ye gitti FB'de kalacagina.

Madem dedigimin tersini yapiyor, bundan sonra farkli bir taktik izleyecegim. Demiroren'e nasihatler:

- Rakiplerine kufret, hakemlere sahip cik.

- Oyuncu yetistirmeye vakit yok, en kralindan kariyerinin son transferini yapacak yasli kurtlari bol sifirli bonservis vererek transfer et. Mafyaya ulufesini dagit. Olmadi vize islerini hallet.

- Kulube bolca borc ver ki diger adaylar gorevden kacsin. Sonra faiziyle alirsin.

- Federasyonla al gulum ver gulum olaylarina gir. Kazara kupa alirsan dayingillere falan gotur.

- Birgun herkes BJK'li olacak sloganindan tut herseyini FB'ye endeksle, FB'yi FB'lilikte yen. Bomba transfer yapip stadyumda imza sov yaptir.

26 Haziran 2009

Yukselen Transfer Piyasasi ve Etkileri - I


Blogdas sampi
Ozkaynak Guzellemesi'ni yazarken biraz deginmisti aslinda. Aramizda da sikca konustugumuz bir konu, bu sezon asiri derecede sismis olan transfer piyasasi ve bunun Besiktas uzerine olasi etkileri. Gerceklestigi aciklanan Nihat Kahveci ve Ismail Koybasi transferleriyle durum sekillenmeye basladi. Bu blogun yazarlari olarak paylastigimiz bir vizyonumuz var. Bu vizyonun onemli bir parcasi da Besiktas'in baskanina borcu olmayan, harcamalarini kendi gelirleriyle karsilayabilen, genc, iskeletini kendi bunyesinden yetistirdigi oyunculardan kuran bir kulup olmasi. Iste, transfer piyasasinda yasanan gelismelere bu pencereden bakiyoruz ve gorduklerimiz cok da hosumuza gitmiyor.

Yukarida da soyledigim gibi su anda Turkiye transfer piyasasi oldukca yukselmis durumda ve son yillarda ic piyasada gormeye cok da alisik olmadigimiz fiyatlar cok kolay telafuz edilir oldu. Bunda en buyuk pay da Aziz Yildirim yonetiminde gozunu karartan Fenerbahce'nin. Sari-Lacivertliler Mehmet Topuz icin 9M ve Gokhan Emre Jackson'i (kulaklarin cinlasin Memo), Ozer Hurmaci icin de 4M, Ilhan Parlak ve Ozgur Cek'i vererek citayi oldukca yukselttiler. Toplamda harcanan 15M cogu kisi tarafindan yuksek oldugu gerekcesiyle elestirildi. Buna katilmamak cok da mumkun degil. Kiyaslama acisindan tek bir ornek vereyim. Mehmet Topuz gibi sozlesmesinin bitmesine 1 yil kalmis olan eski Aston Villa kaptani Gareth Barry 14M karsiliginda Manchester City'e transfer oldu. Barry, su anda Gerrard ve Lampard'in ardindan Ingiltere'nin en iyi ortasahasi ve milli takimlarinin da degismez oyuncusu. Ismi Avrupa'nin en iyi 15-20 ortasahasi arasina rahatlikla yazilabilir. Bugune kadar kulup bazinda 441, Ingiltere milli takiminda da 30 maca cikmis. Gareth Barry bu transfer piyasasinda 14M ederken uluslararasi terazide onun 1/5'i kadar dahi degeri olmayan Mehmet Topuz'un 10M etmesi sadece yabanci sinirlamasiyla da aciklanamaz. Gectigimiz sezon yabanci haklarini Josico ve Maldonado'ya kullanmis Fenerbahce'den bahsediyoruz sonucta.


Ben Aziz Yildirim'in bilincli bir sekilde transfer piyasasini yukselttigini dusunuyorum. Neticede Fenerbahce hem gelirleri rakiplerine nazaran daha yuksek oldugu, hem de ezelden beri baskanlari tarafindan finanse edildigi icin bu paralari rahatlikla gozden cikarabiliyor. Transferde erken davranarak Anadolu takimlarindan transfer edilebilecek 5-6 oyuncudan en cok tercih ettikleri 2 tanesini aldilar, Sercan'i da 6-7M civarinda bir miktara kadroya katabilirlerse bu rakam 3'e cikmis olacak. Bunu yaparken Besiktas ve Galatasaray'i psikolojik acidan zora sokmus oldular. Turkiye'deki taraftar ve yonetim yapisi sebebiyle "bomba" transfere daha bombasiyla cevap vermek gibi bir zorunluluk var ne yazik ki. Bu yuzden Fenerbahce Mehmet Topuz'u aldiginda, Yildirim Demiroren'in altta kalmamak ve Fotomac'ta on sayfayi kapmak adina "bomba" birkac transfer yapacagi belli olmustu. Bu transferlerin ilki Ismail Koybasi oldu. Eger 19 yasinda, Super Lig'de toplam 25 mac oynamamis Ismail su anda konusuldugu gibi 5M + 2 oyuncu ediyorsa bunun sebebi Fenerbahce'nin piyasayi yukseltip diger buyuklerin elini zorlamasidir. Yine ayni sebeple, durumu Ismail'den cok da farkli olmayan Volkan Sen icin de benzer miktarlar konusuluyor.


Hatirlarsiniz ki Besiktas bu tuzaga daha once de dusmustu. Fenerbahce'nin $12M'a Balic'i aldigi sezon biz de altta kalmamak icin - yine Gaziantepspor'dan - Ayhan'a $8M para vermis, ancak 3 sene boyunda kendisinden zerre kadar verim alamayip, sonunda da Ahmet Yildirim karsiliginda Galatasaray'a gondermistik. O donemde Antalyaspor'dan Fazli ve Denizlispor'dan Umit de, yine bu sekilde doldurus ile transfer edilip neredeyse bedavaya elden cikarilmislardi.


Bu ornekleri verirken amacim kesinlikle Ismail'in Besiktas'ta basarili olmayacagini iddia etmek degil bu arada, yanlis anlasilmasin. Keza Besiktas'in Turkiye'nin en cok gelecek vaad eden kanat savunucularindan bir tanesini almis olmasi beni sevindiriyor. Ancak yapilan icraatlarin da maddi acidan tutar bir yaninin olmasi lazim. Bugun Turkiye'nin Avrupa'da piyasasi en yuksek beki Gokhan Gonul - Sampiyonlar Ligi'nde ceyrek final oynadiktan sonra - en fazla 8-9M ederken, siz 2-3 sene icinde yeni bir Gokhan Gonul olacagi umuduyla Ismail Koybasi'na 7-8M veremezsiniz. Verirseniz takimi ya batirir ya da kendinize borclandirirsiniz. Sol bekine bu paralari odeyen takimin senede 15-20 gol atan, Brezilya milli takimina kadar yukselmis, 24 yasindaki forvetinin degeri de 8M bu arada, hatirlatirim.


Sinirimi en cok bozan sey de Besiktas'in bu duruma dusmemek icin her turlu imkana sahip olmasi. Elimizde sampiyon bir kadro ve uzerinde israr edildigi takdirde iyi yerlere gelme ihtimali cok cok yuksek olan Batuhan, Serdar Kurtulus, Serdar Ozkan, Aydin, Emre Ozkan, Mehmet Sedef gibi gencler varken neden transfer konusunda Fenerbahce ile sidik yaristirdigimizi anlamak mumkun degil. Bu yonetimin Fenerbahce gibi davranarak Fenerbahce'yi gecemeyecegini anlamaya omru yetecek mi gercekten bilemiyorum.

24 Haziran 2009

Ibrahim Uzulmez 1+1 Yil Daha Besiktas'ta


Ibrahim'e jubile yapilacagina dair soylentiler ciktiginda inanmamistim zaten. 1 yili opsiyonlu 2 yillik sozlesme yenilemis bugun. Sampi'nin kulaklari cinlasin, gorusmesi 5 dakika surmemistir eminim ki. Bir de umarim yonetimin akli basina gelmistir de yedek kulubesine mahkum olacagini bile bile yeni bir sol bek getirmezler takima. Ibrahim kaderimiz bizim, o bizi birakmadan biz onu birakamayacagiz, coktan belli oldu.


Bu arada konuyla ilgili kucuk bir anektod... Bundan 3-4 sene once yaslandigina dair elestiriler almaya basladiginda bir roportajinda "Kendime bakiyorum, gucum kuvvetim yerinde. Ne zaman ki ikili mucadeleleri kaybetmeye baslarim, ancak o zaman futbolu birakirim." demisti kaptan. Tekleme yok, aynen devam ediyor masallah.

Hayirlisiyla bu yonetimi de devirecek bizim pekmez cocugu, guzel insan.

Not: Google Images sag olsun, Ibrahim'in bugune kadar cektirdigi en fotojenik resmi bulmus olabilirim bu arada. Elinizde daha guzeli varsa beri gelin...

Ve son olarak, Ibrahim'e dair bizim arsivden iki yazi:

23 Haziran 2009

Kackar Dagi ve Kleberson

Avrupa’yi ogrenci butcesiyle toplu tasimayla dolasma davasi Interrail’e ozenmekten mutevellit liseden arkadaslarla “Anadolurail” projesi baslatmis, memleketin kucuk, ucra ama fazlasiyla sirin sehirlerini/kasabalarini dolasmaya koyulmustuk universite yillarinda. Araya rafting, daga cikma, trekking mrekking gibi atraksiyonlar katip ucuz pansiyonlarda ve sirtimizda donuserek tasidigimiz cadirla macera pesinde kostuk.

Kapadokya gezisi sonrasi Toros – Aladaglar’da Emler Zirvesi’ne oksijensizlikten basimiz agriya agriya ciktiktan beri kendimize inanilmaz guvenimiz gelmisti. 3 erkek olan kadroya bir cicek ekleyerekten ertesi sene Kars/Artvin/Trabzon triosunu gezmeye karar verdik. Gezinin doruk noktasi Kackar Dagi’na cikmak olacakti. Istanbul’dan kiytirik bir tup, yazliktan pili bitmis fenerleri alip yola koyulduk. Daga minibuslerle yaklasip bir gun dusuk egimli tirmanma yuruyusu yaptik. Zirveye cikisi yarim gunluk mesafede Deniz Golu denen yerde kamp kurduk. Ertesi gun zirveye dolu ve yagmur arasinda, butun turistler geri donerken ciktik. Musevi efsanesine gore irkin cikis noktasi oldugu inancindan dolayi cok sayida Israilli’ye rastladik. Ben kendi memleketimde gecen mitleri bilmezken adamlar kalkmis Karadeniz’de sembolik dag tirmaniyordu. Yeterince yuksege cikinca cep telefonlari garip bir sekilde cekmeye basladi. Hatta babamdan Kleberson’u aldigimiz haberini alinca doping etkisi yapti. Neticede zirve yapip Deniz Golu mevkiine geri donduk.

Gunun yorgunlugunu yansitan resimde en sagdaki apaci benim. Kis kiyafetlerim deplasmanda oldugu icin parlak New Balance ayakkabilarimi abimin 15 senelik esofmaniyla babamin 20 senelik kazaginin tamamlamak zorunda kalmasi Umut Sarikaya karikaturlerini animsatmis olabilir. Icimdeki Bob Marley tisortu de cabasi.

Bu noktada yasadigimiz gurur ve kendine guven sonun baslangici oldu.

Zirveye soyle ciktik, geri boyle alternatif yoldan donelim dedik. Once kaya kapli yokusu ciktik. Kayalar ustune bastikca asagi kayiyordu, hatta arkadasim bir kere 3 metre kadar deplase oldu yanlis bir adimla. Toparlamasa helikopter cagirmamiz gerekecekti. Yolda her 50 m’de bir “baba” denilen tas topluluklari vardi. Babalari takip ede ede ilerliyorduk. Derken bir asamada babalar bitti ve resmi olarak kaybolduk. Saatlerce yurudukten sonra elinde av tufegiyle dolanan bir amcaya rastgeldik. Kendisi “BEEEUUUUUUUUUU coh fuzuli celmissinuz, BEEEEEUUUUU” diyerekten israrla ne kadar beceriksiz sehirliler oldugumuzu anlatti ve suyu takip etmemizi soyledi. Bu asamada 3 erkek sirayla kusmaya basladik yorgunluktan ve oksijensizlikten. Aramizdaki bayan hepimizi cebinden cikarsa da kaybolmanin verdigi panigi bizim gormeyecegimiz sekilde taslarin arkasinda aglayarak yasadi. Bunu nasil anladim derseniz ben de moral bozulmasin ve dalga gecilmesin diye kimsenin gormeyecegi yerde kusmaya calisiyordum, kendisiyle karsilastik. Bu asamada son paket makarnamiz kalmisti ve erimis kar sularindan beslenen kucuk su akintilariyla ayakta duruyorduk. En sonunda patikanin tepesine geldik. Yalniz hava kararmaya baslamisti ve asagida inanilmaz sis vardi. Ayi ayak izine benzeyen cukurlarin oraya “yildirim ayni yere iki kez dusmez” diyerek kamp kurduk. Bu noktada ayi daha once oraya geldiyse yine gelir mantigi oksijensizlige takildi haliyle. Sabah uyaninca elimizdeki dandik krokide hedef yayla olarak gosterilen Yuksekkavron’a erismek icin hareket ettik. Benim gunes surdan dogdu, demek ki boyle gitmemiz gerek diyerek gosterdigim 45 derecelik aci yeterince ayrintili degildi belki ama en azindan cabalamam takdir topladi. Yaklasik 6 saat daha yurudukten sonra birkac haneli bir yayla ve buyuk bas hayvan gorduk.

Alttaki video o andan bir kesittir. O kadar tuzumuz niye vardi hala anlamis degilim. Neticede yaylada oturan koyluler bizi koy mahsulleriyle besleyip gitmemiz gereken yere dogru suzulen yolu gosterdiler. Kendileriyle yaptigimiz Ermeni soykirimi ve Inonu/Ataturk ayrismasi muhabbeti cok enterasandi. Yola koyulduktan sonra iki saat icinde verdigimiz yaklasik 17. molada “Istatiksel olarak sanssizligimiz bu noktada bitmis olmali. Hedefledigimiz ilceye giden Miss Danimarka adaylarinin promosyon otobusunun gecmesini bekliyorum” dedim. 15 dakika icinde iki Karadenizli adamin o ilceye giden minibusu denk geldi. Kucuk bir hata payiyla da olsa hipotezimin gecerliligini kanitlamistim.

Kackar’dan sonra baska hicbir daga cikmadigimi soylememe gerek yok sanirim. Dag ruzgarindan kicim donarken isitmayan gunesten dolayi kulaklarimin ustunun yanmasi kaderime isyan ettirdi. Ama o “Anadolurail” grubunu tekrar toplayarak 3. geleneksel geziye kalkismayi her turlu allesinklusiv tatile kesinlikle tercih ederim.

Kacan Balik Bazen De Kucuk Olur: Gokhan Zan = Ronaldinho


Normalde asiri populer olan konular hakkinda yazmiyorum cunku sular seller gibi yorum akiyor sanal alemde. Denecek ne varsa denmis oluyor ben bilgisayar basina oturana kadar. Ortaya konan fikirleri ozetlersek:
- 8 m Euro'ya Servet'i satip bedavaya milli stoper aldik
- Milli stoper olsa ne yazar, cam adam surekli sakat
- Sakat makat adam bir Bursa maci oynadi zannedersin Jaap Stam
- Tek macla bahar olmaz, Amerika Deplasmani'nda "Cahil" screen shotlar var
- BJK'da kadro daraldi, yerli transfer sart, yoksa stoperde 2 yabanci olacak
- Nasil bir yonetimdir ki 3. kaptaninin sozlesme opsiyonunu unutur
- Unutmamislardir bilerek birakmislardir

Ve saire…

Benim uzerinde durmak istedigim iki tane konu var:
1) Besiktas'in kaptani profesyonel olmamali. Oz evlatlarini yetistirip onlara takimin sancagini teslim etmekle gurur duyan, "Senol-Birol gider Sanli-Yusuf gelir" seklinde ozetlenebilecek bir gelenege sahip olan takimin pazu bandi sozlesmesi bitince gelen teklifleri degerlendiren oyunculara verilmemeli. Bu omurgasiz yonetim 3. kaptanini takasta kullandi (Koray Avci), banka hesabindan baska BJK ile gonul bagi olmayan yabancilara liderlik yukledi. Ustune bir de profesyonelleri musallat etti basimiza. Eger herhangi bir oyuncuysan endustri mendustri, maas, tazminat, vs. bunlarin pesinden kosarsin. Ekrem Dag yarin FB'ye gitse gikim cikmaz mesela. Ama BJK'nin kaptaniysan bunlar asla on planda olmamali. Gokhan gitmesin demiyorum, Gokhan gibilere kaptanlik verilmesin diyorum.
2) FB'ye bu sene 6 puan vermeyecegimiz icin mutluyum. Gokhan asla su anda bulundugu seviyeyi (uc buyuk takim, milli forma) hakeden bir oyuncu degil. Uzun boylu tekmeye kafa sokan stoper eger her mac 3 kere ofsayti 10 m ile bozuyorsa kalsin, istemem. Getafe'ye kaptirdigimiz Ibrahim Kas, Gokhan'dan kat kat ustun niteliklere sahipti. Bedavaya giden stopere uzuleceksek bunu gecen sene yapacaktik.

Gokhan gitti diye transfer yapmamiz gerektigine inanmiyorum. Bu sene CL + lig + Fortis'te 50 mac + oynayacagiz. Bu demektir ki 2 tane ust duzey, 2 tane de rotasyon oyuncusuna ihtiyacimiz var. Ben saglam savunma kurmaya her zaman oncelik verdigim ve Zapo'nun bonservisine 4 m Euro bayildigimiz icin Zapo-Sivok tandeminden yanayim. Ilerden rotasyonla bir yabancidan feragat etmeye tahammulumuz var. Aksi halde cahil defans takimi temelinden sarsiyor. Yedeklemek icin de Toraman ve Erhan yeterli. Denizli bir ihtimal Toraman'i stopere cekerse sag bek icin Serdar Kurtulus'a yer acilir belki. Egrisi dogrusuna denk gelir, hayrimiza olur. Neticede Gokhan'in kaybedilmesi ecnebilerin "Adding by Subtraction" deyimine cuk oturacak gibi geliyor (yine eyvallah Redman). Barca gobek baglayan reklam yildizi Ronaldinho'yu gonderince bu takimin geri kalanina olumlu yansimis, kapasitesi olan fakat sorumluluk verilmeyen oyuncular parlamisti.

Benim BJK yonetiminden bekledigim hamle FB'ye gol atmak icin Can Arat'i kacirmasi, sonrasinda Aziz Yildirim'in olaya sinirlenip Can Arat'la senesi 3 m Euro'dan nikah tazelemesidir. Inanirsak olur.

Screen shot bulunan adresler:
T'li Defans: http://amerikadeplasmani.blogspot.com/2009/05/tli-defans.html
No Tavsan No Cry: http://amerikadeplasmani.blogspot.com/2009/05/no-tavsan-no-cry.html
Alan Nasil Paylasilmaz: http://amerikadeplasmani.blogspot.com/2009/05/alan-nasil-paylasilmaz.html

Benden Galatasaray'li Dostlara...


Oncelikle, hayirli olsun. Iyi, temiz insandir Gokhan. Bugun de transferinden sonra gayet akli basinda aciklamalarda bulunmus. Kimsenin ahini almadan da iki buyuk takim arasinda transfer yapilabilecegini gostermis. Ancak kendisini 6 sezondur buyuk umutlarla takip etmis birisi olarak belirli konularda sizleri uyarmayi kendime bir borc biliyorum.

Ilk olarak Gokhan'in pozisyon bilgisi eksikligine vurgu yapmaliyim. Kendinizi 10-15 metre ile bozulan ofsaytlara, takim tam saha pres yaparken kendi cezasahasi onunde bekleyen bir geri dortluye, ve stoper ikiliniz arasina kacip da takip edilmeyen rakip forvetlere hazirlamaniz lazim. Blogdas Sampi bu konuyu gayet derinlemesine acikladi zaten, o yuzden daha cok uzerinde durmuyorum.

Ancak karin agriniz bununla bitmeyecek ne yazik ki. Kornerlerde ve ceza sahasina yakin serbest vuruslarda Gokhan'in adamina ayrica dikkat etmenizi oneririm. Cunku kaleci degajlarina gayet guzel kafa vuran Gokhan'in bu sebeple ayni zamanda iyi bir duran top savunucusu oldugu dusunulur ve bu cok buyuk bir yanilgidir. Benim gozlemim 1.92'lik oyuncunun cok ciddi bir konsantrasyon problemi oldugu ve duran top olayini da henuz tam olarak cozemedigi. Zaman zaman aciklanamayacak sekilde adamini taikp etmeyi birakacak ve bu sebeple takiminin gol yiyip pozisyon vermesine sebep olacaktir. Uzun boyu sebebiyle genellikle rakibin en tehlikeli 2-3 oyuncusundan birini marke edecek olusu da bu isin trajikomik yani.

Bir de Gokhan sakardir. Genelde son adam oldugu icin takiminizda sakar olmasini isteyeceginiz en son oyuncudur, ama buna ragmen olmadik yerde garip bir iska gecip, ya da sacma bir top kaybi yapip insani galeyana getirme potansiyeli oldukca yuksektir. Cok sakatlanir olusunda bu goz-vucut koordinasyonu eksikliginin de payi buyuktur. 

Bulent Korkmaz, Servet Cetin, Emre Asik gibi canini disine takan, yeri geldiginde cikan omzunu govdesine baglayan yeri geldiginde maske takip oynayan stoperlere alisik olan Galatasaray camiasi Gokhan'in cit kirildim yapisini ne kadar kabullenecektir, bilemiyorum. Ondan benzer bir ozveri beklemeyin, hayal kirikligina ugrarsiniz. Insanin lakabinin bosu bosuna Cam Adam'a cikmaz zaten.

Soylediklerimiz biraz sert gelebilir, ancak bunlarin 90%'ini Gokhan hala Besiktas'in topcusuyken de soylemis oldugumuz icin bunun bir kedi ve uzanilamayan cigere mundar denmesi durumu olmadigi konusunda icim cok rahat.

Son olarak da sunu soyleyeyim. Cogu kisinin ilk yorumu, 45 kez milli olmus bir oyuncunun bedavaya takima kazandirildigi ve bunun aslinda dusuk riskli ancak yuksek prim saglayabilecek bir transfer oldugu. Buna bir olcude katilmamak mumkun degil. Ancak Galatasaray takimdan ayrilan Servet'in yerine Gokhan'a guvenip, sezona Gokhan, Emre Gungor, Emre Asik, Hakan Balta, Mehmet Topal, Semih Kaya gibi bir stoper rotasyonu ile girerse alinan riskin ne kadar dusuk oldugu konusunda benim kafamda ciddi sorular olusur. Bence bu transfere ragmen Galatasaray etrafindakileri cekip cevirecek, lider ozellikli bir stoper almali. Cunku eldeki alternatiflerin hepsi iyi birer kesici fakat savunma bilgisi gorece dusuk isimler. Bence tabii ki...

22 Haziran 2009

Hidayet Turkoglu - 2008/09 Playofflari ve Yeni Kontrati


Bizim Hidayet, Amerikalilar'in Hedo'su, takimi Orlando Magic ile birlikte mukemmel bir sezonu geride birakti. Normal sezonda 77 mac oynayan ve bunlarin hepsine Ilk 5'te baslayan Hidayet, 16.8 sayi, 5.3 ribaunt ve 4.9 asist ortalamalari tutturdu. Playofflarda da 24 macin tamaminda da ilk 5'te yer aldi ve 15.8 sayi, 4.5 ribaunt ve 4.8 asist ortalamaliryla oldukca basariliydi. Ancak asil etkileyici olan bu istatistiklerin Hidayet'in saha icinde takimina yaptigi katkiyi yansitma konusunda son derece yetersiz kalisiydi. NTV sag olsun herkes iyi kotu seyredebilmistir, Hidayet sanildiginin aksine takimin Dwight Howard ve Rashard Lewis'in arkasindan 3. opsiyonu degil, Koc Stan Van Gundy'nin hucum setlerini uzerine kurdugu ve takimin uzak ara topla en cok zaman geciren oyuncusuydu. Rakip savunmalar ne zaman sertliklerini arttirsa, top Murat Kosova tabiriyle ne zaman el yakmaya baslasa Magic Hidayet'e dondu. Ve Hidayet de kendisine gosterilen guveni bosa cikarmadi. Magic'in psikolojik acidan son senelerin en saglam takimlarindan birisi olarak gosterilmesinde Hidayet'in bu sorumluluk almaktan kacmayan ve hata yapsa dahi guvenini kaybetmeyen kisiliginin payi cok ama cok buyuktu. Zaten O, 2001 Avrupa Sampiyonasi'nda Almanya macinda once el ustunden ucluk atip maci satarken de, sonra ribaunttan gelen topu potaya sokup bizi sokaklara dokerken de boyleydi, hala boyle.

Saka degil NBA Playofflari'ndan bahsediyoruz... Yeri geldi son saniye sutuyla mac kazandi, yeri geldi kavga etti diskalifiye oldu, yeri geldi 2008 Finalleri'nin MVP'si Paul Pierce'a teke tek kafa tuttu, yeri geldi 7. macin 4. ceyreginde Boston Garden'da dizginleri eline aldi ve takimina maci kazandirdi Hidayet. Orada da durmadi bu yillin MVP'si LeBron'a karsi geri adim atmadi, takiminin sampiyonluk favorisi Cavaliers'i elemesinde bas rol oynadi. Finallerde de bu hikaye cok degismedi, mac sonlarinda Lakers Kobe'nin eline bakarken Magic'in buna karsi hamlesi Hidayet'ti. Eger 2. macta Courtney Lee, Hidayet'in pasini pota altinda sayiya cevirebilse ve Jameer Nelson 3 sayi onde olduklari 4. macin son saniyelerinde Derek Fisher'i adam gibi savunmus olsa bugun bambaska seyler de konusuyor olabilirdik.


Hidayet gectigimiz sezon Most Improved Player (En Cok Gelisme Kaydeden Oyuncu) secildikten sonra cikisini bu sezon cok basarili bir playoff performansiyla surdurdu ve NBA'in onde gelen oyunculari arasinda kendine saygin bir yer edindi. Kontratinda sezon sonunda serbest kalmasini saglayacak bir oyuncu opsiyonu var ve bunu kullanmamasi delilik olur. Herhalde son buyuk kontratini imzalamak icin bundan daha iyi bir zamanlama olamazdi. Detroit ve Portland dedikodulari dolaniyor ortalikta ancak buyuk ihtimalle senede 10M Dolar civarinda bir kontrat karsiliginda Orlando'da kalacaktir. Kanimca kendisi icin de en hayirlisi onu adeta bastan yaratanStan Van Gundy'nin takimina kalmasi olacaktir. Unutmamak lazim ki tas yerinde agirdir.

21 Haziran 2009

"Hookers: 5 - Egypt: 0"


Baslik Goal.com vasitasiyla bir Guney Afrika gazetesinden. Iddiaya gore 1-0'lik Italya galibiyetinden sonra odalarindan paralari ve degerli esyalari calinan Misirli futbolculari soyan onceden aciklandigi gibi kimligi belirsiz hirsizlar degil hayat kadinlariymis. Atilan baslik ve olayin Misirlilar'in basina gelmis olmasi gercekten komik.

"Adamlar Musluman kardesim olmaz oyle sey" de demesin kimse bana. Keza Kuzey Afrika insani kadar omurgasizi cok az bulunur bu dunyada. Takim otobusunu durdurup namaz kilacak kadar Musluman, macta kendini yerden yere atip baskasinin emegini calmaya calisacak kadar ahlaksizlardir ayni anda (bkz. Ahmed Hassan). O yuzden haber dogruysa hic sasirmam, simdiden soyleyeyim...

2008/09 Aston Villa'si Uzerine


Aston Villa, Martin O'Neill geldiginden beri cok iyi isler yapiyor ve her sezon yukselen bir grafikleri var. Oyle ki geride biraktigimiz 2008/09'u Everton 5. olarak tamamlamis olsa bile Premier League'in '4 Buyuklerine' kafa tutan yegane takim Aston Villa idi. Bordo-mavililer sezonun ortalarina dogru ligde 3. siraya kadar yukselmis ve son yillarda sadece Everton'in bir kez yakalayabilmis oldugu Sampiyonlar Ligi bileti alma basarisina cok yaklasmislardi. Ancak cesitli sebeplerle ligin sonunu iyi getiremediler ve son haftada Everton'a da gecilerek ligi 6. sirada tamamladilar. Villa'nin yasadigi bu dusus otoriteler tarafindan iki ana sebebe baglaniyor. Bunlardan ilki Aston Villa'nin dar kadrosunun uzun maratonu cikaramamis olmasi. Sezon basinda James Milner, Curtis Davies, Carlos Cuellar, Brad Friedel, Luke Young, Steve Sidwell, Nicky Shorey, Brad Guzan, devre arasinda da Emile Heskey'yi transfer etmis olmasina ragmen O'Neill'in bu sorunu cozememis oldugu siklikla soyleniyor. Ben bu goruse cok katilmiyorum, bence az sayida oyuncu kullanimi Martin O'Neill'in tercihinden kaynaklaniyor. Bir onceki sezon Premier League'de 6. olan takima transfer edilen isimlerin sayisi ve kalitesi bile bu tezi ortadan kaldirmaya yeterli zaten. Gosterilen ikinci sebep ise takimin kaptani ve savunmadaki beyni olan Martin Laursen'in yasamis oldugu ve kariyerinin bitmesine neden olan sakatlik. Buna katilmamak ise mumkun degil tabii ki. Aston Villa Danimarkali'nin oynadigi 19 macta ortalama 1.16 gol yiyip 11 galibiyet, 3 beraberlik alirken, onun oynamadigi diger 19 macta ortalama 1.42 gol yiyip 6 galibiyet ve 7 beraberlik almis. Ancak ben durumun bu kadar basit bir sekilde aciklanabilecegini dusunmuyorum.


Ust duzey futbolda rakamlardan cok takimlarin sahada ne yapmak istediginin onemli olduguna inananlardanim. O yuzden de ligimizde sikca rastladigimiz "tek forvet mi cift forvet mi?" tartismalari bana cok yuzeysel gelir. Ancak bu yilki Aston Villa takimi bu ikilem ozelinde cok enteresan bir ornek teskil ediyor. Soyle ki Bordo-mavililer 2008/09'da sadece iki dizilis kullandilar. Bunlarin ilki bir onceki sezon basariyla uygulanmis olan cift forvetli klasik 4-4-2, ikincisi ise, biraz da mecburiyetten, kanatlarin daha onde oynadigi, ortasahada oyuncunun yer aldigi 4-5-1'di. Sezon boyunca Aston Villa'yi yakindan takip ettigimiz icin bu iki ana dizilisle alinan skorlar arasindaki iliski dikkatimizi cekti. Ozellikle takimin ortaligi kasip kavurdugu Aralik ayinda Agbonlahor'un tek forvet oldugu 4-5-1'i kullaniyor olusu, yasadiklari dususun de Heskey transferi ve Carew'in sakatliktan donusu ile beraber tekrar 4-4-2'ye gecislerine denk gelmis olmasi ilgincti. Dun aksam kafamda bu notla Aston Villa'nin bu sezon oynadigi 38 lig macini incelemeye karar verdim. Ortaya cikan sonuc gayet carpiciydi:

4-4-2
Martin O'Neill 4-4-2'yi gectigimiz sezon 25 kez kullanmis. Bu maclarin 12 tanesi iceride, 13 tanesi deplasmanda. 8 galibiyet, 8 beraberlik ve 9 maglubiyet almislar. Attiklari ortalama gol 1.16 iken yedikleri 1.44 olmus. Topladiklari ortalama 1.28 puan 38 maca yayildiginda 49 puana denk geliyor ki bu performansla sezonu 10. sirada tamamlarlardi. 4-4-2 ile ligin ilk 5 sirasindaki takimlarin karsisina 6 kez cikmislar ve 2 beraberlik, 4 de yenilgi almislar.

4-5-1
Kalan 13 macta kullanilan dizilis ise 4-5-1. Bu maclarin 7 tanesi iceride, 6 tanesi deplasmanda. 10 galibiyet, 1 beraberlik ve 2 maglubiyet almislar. Attiklari ortalama gol 1.85 iken yedikleri mac basina sadece 1.00. Topladiklari ortalama 2.38 puan 38 maca yayildiginda 91 puana denk geliyor ki United'in sezonu 90 puanla sampiyon tamamlamis oldugunu not duselim. 4-5-1 ile ligin ilk 5 sirasindaki takimlarin karsisinda 4 macta 2 galibiyet ve 2 beraberlik almislar. Bir baska carpici istatistik de 4-5-1 ile cikilan 6 deplasmanda alindan 6 galibiyet. 

Giriste de soyledigim uzere, takimin dususunde yatsinamayacak onemli sebeplerden biri Martin Laursen'in sakatligiydi. Bunu incelemek icin Laursen'in forma giydigi 4-4-2'li maclara da goz atalim. Villa bu 9 macta 4 galibiyet, 2 beraberlik, 3 de maglubiyet alarak daha iyi bir performans gostermis olsa da mac basina toplanan 1.56 puan ve atilan 1.33 gole karsi yenen 1.33 gol 4-5-1 ile yakalanan performansin altinda. Son olarak da Laursen'in oynadigi 4-5-1'li maclara bakalim. Soz konusu 10 macta alinan 7 galibiyet, 1 beraberlik, ve 2 maglubiyet var. Toplanan puan ortalama 2.20 iken atilan gol 2.20, yenen gol de 1.40 olmus. Buradan da cikarilacagi uzere istatistiki anlamda Laursen'in varligi onemli bir faktor olsa bile asil baskin degisken takimin sahaya dizilisi olmus bu sezon.


Buradan yola cikarak tabii ki "O'Neill butun sezon 4-5-1 oynasaydi Aston Villa EPL'i kazanirdi" demeyecegiz. Ancak ortada gunduzle gece kadar farkli iki tablo var ve bu tablo sezon boyunca sahada gozlemlediklerimizle de bire bir ortusuyor. Aslinda kagit uzerinde bakildiginda Villa klasik 4-4-2 oynamak icin neredeyse herseye sahip. Ileride Agbonlahor, Heskey ve Carew gibi hareketli, caliskan, mucadeleci forvetleri var ki bunun cift forvet oynamanin birinci sarti oldugundan daha once bahsetmistik. Orta dortlunun kanatlarinda oynayan Ashley Young ve James Milner da genc, dinamik ve defansif gorevlerini fazla aksatmayan isimler. Gobekte gorev alan Stiliyan Petrov bence ligin en iyi on liberolarindan bir tanesi, partneri Gareth Barry de Lampard ile Gerrard'in bir adim gerisinde Ingiltere'nin en iyi 3. ortasaha oyuncusu ve bu ikili butun sezon boyunca hem Villa'nin beyni oldular hem de oyunun ofansif yonunu ihmal etmeden defansif gorevlerini eksiksiz yerine getirdiler. Peki nereden kaynaklaniyor o zaman 4-5-1 ile 4-4-2 arasindaki bu bariz ucurum? 

Bence bunun iki ana sebebi var. Ilki Martin O'Neill'in stoper bek sevgisi seklinde ozetlenebilir. Klasik 4-4-2'nin yukarida saydiklarimla beraber en onemli bilesenlerinden birisi de kanat beklerinin oyuna katkisidir. Ortasahanin merkezinde sadece iki oyuncu gorev aldigi icin bu ortasaha elemanlarinin bekler tarafindan desteklenmesi cok onemlidir. Ayrica ilerideki 2. forvetten verim alabilmek icin oyunun karsi alana yikilmasi ve ceza sahasina cok sayida top gonderilmesi gerekir. Bunu saglamak icin de yine kanat beklerinin onde yer alarak rakibi baski altina almalari sarttir. Irlanda'li teknik adam ise soyledigim gibi tam bir stoper bek hayranidir. Bir onceki sezon savunmanin kenarlarinda stoper orijinli Olof Mellberg ve Wilfred Bouma'yi kullaniyordu. Isvecli Juventus'un yolunu tutup Hollandali da sezon basinda ayak bilegini kirinca, O'Neill sezon basinda sag beke Middlesbrough'dan Luke Young, sol beke de Reading'den Nicky Shorey gibi EPL'in kalburustu kanat savunucularindan ikisini transfer etti. Bu transferler sonucu olusan beklenti O'Neill'in sisteminde degisiklige gidecegi ve oyuna daha cok katilan kanat bekleri takimina monte edegecegiydi. Ancak sezonun buyuk bolumunde sag bek icin alinan Luke Young savunmanin solunda oynadi ve onun yerini cogu zaman stoper icin transfer edilmis olan Carlos Cuellar, ara sira da ortasahadan bozma Nigel Reo-Coker ve Craig Gardner gibi isimler doldurmaya calisti. Ancak sag kanatta denenen isimler ya toplu oyunda cok etkili olmadiklari (Cuellar) ya da temel defansif formasyona sahip olmadiklarindan tedirgin oyadiklari icin (Reo-Coker, Gardner) yeterli katkiyi yapamadilar. Buna Luke Young'in sol kanatta sagdaki kadar etkili olamayisi da eklenince Aston Villa bekleri sezonun boyunca ortasahalarina yeterli destegi veremediler. Bu durum 4-4-2'de buyuk sorun yaratirken ortasahada bir ekstra oyuncunun oynadigi 4-5-1'de ise pek siritmadi. Tam tersine defansif kanat bekler hucumda daha cok yer alan aciklari dengeledi ve ortaya cok uyumlu bir yapi cikti. 


4-4-2 ile 4-5-1 arasindaki gozle gorulur farkin diger sebebi de 4-5-1'in, daha dogrusu tek forvetli, kanatlarin daha onde oynayip hucumda forveti 3'ledigi sistemin Villa'nin elindeki oyuncu kadrosuna daha cok uyuyor olusuydu. Burada Agbonlahor ve Ashley Young'a ozellikle deginmek gerek. Agbonlahor cok kuvvetli, suratli, yeri geldiginde topa vurabilen, havadan da belirli oranda etkili bir forvet oyuncusu. Arada olmayacak goller kacirdigi da oluyor ancak toplu ve topsuz oyunda arkasindaki ortasaha icin bulunmaz bir lutuf. Bu sezona kadar kendisine hep gezerek oynayacak, yeri geldiginde ortasahasina yardim edecek iyi bir ikinci forvet gozuyle bakiliyordu, ancak Carew'in sakatligi ile tek forvet oynamaya basladiginda goruldu ki aslinda mukemmel bir 'tek forvet'mis Nijerya asilli Ingiliz. Kendi basina oynadigi donemlerde ozellikle kosu kanallari forvetteki partneri tarafindan tikanmadigi icin cok etkili oldu Agbonlahor ve Capello tarafindan Milil Takim'a bile secildi. Ashley Young ise bana gore Ingiltere'nin 1-2 sene icerisinde en buyuk yildizlarindan birisi olacak. Bu yil Profesyonel Futbolcular Birligi tarafinan yilin genc oyuncusu da secildi zaten. Young, aslen sag ayakli olmasina ragmen sol kanatta oynuyor. Hem suratli, hem bire birde karsisina aldigi herkesi gecebilecek kadar teknik, hem de raket gibi bir sag ayaga sahip. Yildiz oyuncu da ayni Agbonlahor gibi genis alanda oynama sansi yakaladigi 4-5-1'de 4-4-2'ye kiyasla cok daha etkili oldu. Bunun bir diger sebebi de arkasi ortasahadaki bir ekstra oyuncu ile daha iyi kollandigi icin kaleye yakin, daha serbest bir rolde oynayabilmesiydi. Boyle olunca klasik bir acik gibi sifira inip orta yapmaktansa kanadindan iceri kat edip oyuna daha cok dahil olma imkani buldu ve ters kanattan gelen ataklarda da merkeze yaklasarak ikinci forvet Agbonlahor'u basariyla destekledi. Bunun Ashley Young'in yeteneklerinin maksimize edilmesi icin ideal duzen oldugunu dusunuyorum. Bugunlerde kendisinin Barcelona'ya 30 M Pound karsiliginda transfer edilecegi de konusuluyor. Genel olarak Britanya kokenli futbolcularin Kita Avrupasi'nda cok basarili olacagini dusunmesem de Ashley Young icin bunu soyleyemiyorum. Barcelona'nin 4-3-3'unde sol kanatta harika isler cikarabilir genc Ingiliz.


Neyse, cok dagilmayalim... Gectigimiz kis aylarinda ortaligi kasip kavuran Bordo-mavilileri gozlerimiz ariyor. Cunku o Aston Villa, savunmanin her alaninda cok saglam, topu kazandigi anda da hizli adamlariyla direk sonuca giden bir takimdi. Forvetteki eksikligi de oyuna daha cok katilan kanat oyunculari Young ve Milner ile ortasahadan surpriz kosularla ileriyi coklayan Barry ve Sidwell olabildigince kapatiyordu. Ic saha maclarinda zaman zaman rakibi acmakta zorlanmis olsalar da deplasmanda dahi ligin en iyilerine kafa tutabilecek cok iyi bir savunma takimi yaratmisti O'Neill. Bugun gelinen noktada ise Barry'nin Manchester City transferi, Laursen'in de futbolu birakmis olmasi sebebiyle iskeletlerinden cok onemli iki parcayi yitirmis durumdalar. Savunmada Curtis Davies gecen sezon iyi isler yapmis olsa da Carlos Cuellar vasat bir ilk sezon gecirdi. Zat Knight da en iyi ihtimalle rotasyonda 4. stoper olabilir kanimca. O yuzden bu bolgeye bir transfer yapmalari sart. Barry'nin acigini nasil kapatacaklarini ise O'Neill'in onumuzdeki sezon hangi sablonla oynamak istedigi belirleyecek. Eger klasik 4-4-2'de israr edeceklerse kadro icinden Steve Sidwell, Nigel Reo-Coker, hatta U21'in degismez ismi Craig Gardner gibi alternatifler cikarabilirler. Ancak yine de kadro derinligi acisindan oraya da bir transfer yapmalari gerekiyor bence. Kanatlara da alternatif yaratmak adina bir oyuncu daha aradiklarini okuyorum. Ancak kimi alirlarsa alsinlar sirf iki kaptanlarini birden kaybettikleri icin bile onumuzdeki sezon O'Neill ve ogrencilerini cok zor bir sezon bekledigi acik. Toparlanmakta olan Tottenham, gectigimiz sezon iyi bir sicrama yapan Fulham ve tabii ki Arap sermayesinin arkasinda durdugu Manchester City, Villa'yi yerinden etmek icin ugrasacaklar. Eger Barry ve Laursen'in eksikliklerini telafi edip bu sezonki basarilarini tekrarlayabilirlerse dahi benim gozumde buyuk is basarmis olurlar. Bekleyip gorecegiz...

Ozkaynak Guzellemesi


Bu kadar kotu yonetim ancak egitimle olur.

FB sagolsun Turk pasaportlu futbolcu transferinde aciklamasi zor bir enflasyon yasaniyor. Ozer Hurmaci + Mehmet Topuz'un 15 m Euro etmesinin yan etkisi olarak Anadolu takimlari en siradan oyuncu icin bile evlat acisi bonservis parasi istiyor. Buna GS'nin Servet'ten alacagi parayi transfer butcesine katarak piyasaya girecegini eklerseniz yerli transferinde getiri/masraf orani 1'i gecmek neredeyse imkansiz. Likidite yoklugunda takas yaptiginizda da kadro derinliginin kaybolmasi gibi bir firsat maliyeti var.

Bu durumda ornegin ligin 2. yarisinda 8 gol atan 19 yasinda bir oyuncuyu Eskisehir'den almanizin maliyeti minimum 5 m Euro'dur. U-21 milli takiminin tek basina mac alabilecek, yildiz kanat oyuncusuna bicilecek deger de o civardadir. 18 yasinda takiminin ortasahadaki merkezi olan, 19 yasinda CL'de ilk 11 oynayan fizigi ve oyun hakimiyeti ortalamanin cok ustunde Turk pasaportlu bir oyuncu transferi benzer bir sekilde tuzlu olur. Bu durumda Besiktas'in cuzi maliyetle elde ettigi uc oyuncu Batuhan Karadeniz (altyapi), Aydin Karabulut (Hertha Berlin kokenli, altyapi transferi) ve Serdar Kurtulus (Bursaspor'dan 1 m Euro + Sinan Kaloglu + Eser Yagmur) su an baska takimlarda oynasalar basit bir tahminle 15 m Euro edeceklerdi. Biz de almak icin FB ile sidik yaristiracaktik. Kaldi ki yabanci sayisinda fazlamiz oldugundan bunu yapmaya elimiz mahkumdu.

Biz napiyoruz? 3 senedir ustune emek verip, gelistirip, CL'de oynatarak piyasasini yukselttigimiz '85'li Bobo'yu pazarlamaktan aciziz. Satmaya kalktigimiz rakam Del Bosque'nin tazminatindan az. Ustelik Bobo'yu gonderip yerine David Moyes'in "bedavaya aldim, 15 mac oynayip 5 gol atarsa opup basima koyarim" (eyvallah Redman) dedigi Saha'ya bonservis bedeli + ucuk maas vermeye calisiyoruz Batuhan dururken. Aydin'i takimda alternatifi en bol olan bolge olan sag beke adam almak icin takasta kullaniyoruz. Serdar Kurtulus'u verimli oldugu bolgeden once sag beke, sonra sag haf'a (orta 5'linin sagi, DMR) koyarak ritmini bozuyor, yedeklige mahkum ediyoruz.

Besiktas'in ozkaynaga yonelmesi icin her turlu ortam hazirlanmis durumda. Ozetlersek:
1) Yabanci sayimiz fazla.
2) Turk transfer etmek pahali.
3) Elimizde isleyebilecegimiz maden var.

Zengin cocugu Mehmet Topuz konusunda egosuna Aziz Yildirim'dan darbe aldigindan kendini affettirmek icin sacma sapan transferlerin pesinden kosuyor hala. Allah korusun yaklasan kongrede yine secilirse 3 sene sonra Aydin'i Ankaraspor'dan milyonla dovizle almaya calisir. Gerci o zaman takimdan o kadar sogumus olurum ki uzulmem. 2010 benim icin takimimla barisma veya kopma yili olacak, umarim bu sefer kimse kongrede oyunu satmaz. Kismetse akli basinda bir yonetim secilir de gelirlerimizi balon transfer yerine borc kapatmaya kullaniriz. Cifte kupa aldigimiz senede butcemiz acik veriyor obur turlu. Bu surec icinde ozkaynaga yonelirsek BJK'nin ustune insa edilerek yukseldigi degerleri on plana alip sportif basariyi da yakalayabiliriz. Yakalayamazsak da cemaatin cocuklariyla yakalamayalim, ben yine alkislarim bizimkileri.

Sir Alex'in bir reportajinda Giggs, Scholes, Fletcher, vb. oyunculara ithafen ettigi lafiyla bitireyim: "It's always better with your own boys."

The Hangover


Uzun zamandir bir filme bu kadar guldugumu hatirlamiyorum. The Hangover (Turkce'de aksamdan kalma hali olarak aciklanabilir) iclerinden birinin bekarliga veda partisi icin Las Vegas'a giden 3 yakin arkadas ve onlarin pesine takilan kayin biraderin basindan gecenleri anlatiyor.

Henuz Turkiye'ye gelmemis galiba, ancak gelince kacirmamanizi siddetle tavsiye ederim. Kafa dagitip, 2 saat guzel vakit gecirmek icin bire bir. Ancak simdiden uyarayim, acik-sacik sahneleri de az degil. Tutup da yeni cikmaya basladiginiz sevgilinizi gotururseniz yanlis anlasilmalar olabilir.

19 Haziran 2009

Sizinki Hangi Fenerbahce?


TBL Final serisinin son iki macinda yasananlardan sonra konuya girmemeyi tercih ettim, tipki Fransa milli macindan sonra yasananlarda oldugu gibi. Acikcasi ne bu tarz rezilliklere karisacak ne de onlara hak verip "iyi oldu" diyecek adamlarin buralara ugrayacagini dusunmuyordum. O yuzden de gelip bu blogu okuyacak insanlarin zaten bildigi seyleri bir kez daha tekrarlamanin bir mantigi yoktu benim acimdan - hata sabit, yanlisligi da apacik ortadaydi.

Ancak bugun akli basinda bloglar arasinda oldugunu dusunup ozellikle Fenerbahce ile ilgili meselelerde "Acaba onlar ne diyor?" diye okudugum bloglardan biri olan Papazin Cayiri'nda once Sagduyu Oldu ondan sonra da Koca Fener'i Sahipsiz mi Sandiniz? baslikli iki yazi okuyunca yukarida yazdiklarimi tekrar gozden gecirmem gerektigini fark ettim. "Blog camiasi" (ya da Blogosfer, Futbloglar, adini ne koyarsaniz koyun) belli bir entellektuel seviyenin uzerinde, genc insanlarin bulustugu bir ortam. Bu yuzden de biz ve bizim gibi hem tribunlerin ve taraftar sitelerinin gozu kara fanatizminden hem de yerli basinin dusuk kalitesi ve banalliginden sikilanlar icin ciddi bir alternatif olusturdu hizli bir sekilde. Ancak demek ki burada bile sagduyudan pek nasibini almamis, renk askindan dolayi bir gun ak dedigine ertesi gun kara diyen arkadaslara rastlamak mumkunmus. Daha da kotusu meger bu arkadaslarin sayilari da hic az degilmis.

Anlasildigi uzere konu Efes Pilsen - Fenerbahce TBL Final serisinin 5. macinda tohumlanip 6. macinda patlak veren olaylar. Hatirlayacaginiz gibi seri 2-2 iken 5. macin sonunda hakem Fatih Soylemezoglu sacma sapan bir kararla maca damgasini vurmus ve Efes Pilsen seride 3-2 one gecmisti, Carsamba gunu de 6. maci kazanarak sampiyon oldular. 5. mactaki tartisilan pozisyonla ilgili en genis capli ve kafalarda soru isareti birakmayacak yorumu Lambuja'da okudum - siz de buradan ulasabilirsiniz.

Sonucta olaylarin oncesi/sonrasi, Efes Pilsen'in isyani, Fenerbahe yonetiminin sessiz kalisi, 50 YTL'lik biletler, Ergin Ataman'in Fenerbahce ile 3-4 sene oncesine dayanan husumeti derken ortalik iyice gerildi. Herhangi bir onlem alinmayinca da goz gore gore bugunku noktaya gelindi. Simdi ben buradan bir kez daha sagduyu cagrisi yapmayacagim - olan oldu zaten. Konuyla ilgili en guzel elestiri de 3Puan.net'ten gelmis - Siz Taraftar Degilsiniz... demis Ack. Benim olayla ilgili baska birsey soylememe gerek yok. Ancak yasananlara ragmen "Elinize saglik", "Mangal yurekli delikanlilar", "Dayagi yediler, seneye aynisini yapsinlar da gorelim" diyen arkadaslara bir cift laf etme geregi hissettim.

1. Oncelikle arkasindaki taraftara guvenip buyuk ihtimalle kendisine cevap vermeyecek adamlara saldirmanin neresi "delikanlilik" bana birisinin anlatmasi lazim. Ortada yuz yuze bir kavga yok, tribunden kosarak gelip, kendisine bakmayan Efesli'lere yumruk/tekme girisen adamlar var. Bu "Mangal yurekli delikanlilar"in bir tanesi Kaya Peker'i teke tek kenara ceksin de goreyim. Tribunden eline geleni sallayanlara girmiyorum bile, onlar sahaya girmeyi dahi gozu yemeyenler.

2. Bir de olayin Fenerbahce'ye sahip cikma kismi var. Fenerbahce gibi her daim kurumsallasmadan bahseden bir kulubun tepkisi bu mu olmali demeyecegim, kaldi ki resmi siteleri vasitasiyla ozur dilemisler bugun. Alinacak cezalara da girmeyecegim, keza dise dokunur bir ceza gelecegini sanmiyorum. Ancak bu olaylari izledikten sonra birisinin kalkip da Fenerbahce'nin haklarinin korunmus oldugunu iddia etmesini anlamak mumkun degil. Hakemler taraftarlar oyunculara saldiracak diye maclari daha mi iyi yonetecek onumuzdeki sezon? Ya da Efes Pilsen oyunculari korkup, elleri titreyerek mi sut atacak bundan sonra? Hayir, dayak da yemediler ki isin ilginc yani. Agzi burnu kanayan tek bir Efesli yok mactan sonra. Bir ise kalkistiniz, "bari dovebilseydiniz" diyesi geliyor insanin.

3. Bir de sormadan edemeyecegim, maci Fenerbahce kazansa idi "mangal yurekliler yine sahaya atlardi" diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsaniz bunun basit bir yenilgiye tahammul edememe tepkisi oldugunu kabullenmeniz gerekir. Neticede gerceklesen olay Fenerbahce'nin hakkinin yenmesiyle degil, finali kaybetmesiyle tetiklenmis bir reflekstir.

4. Kaya Peker'e takilanlar da bir zahmet etraflarina bakiversinler. Hemen yanlarinda Rasim Basak gibi bir ornek var ki Galatasaray'li Sabri'nin hormonlusu. Son macta da bayan vs. dinlemeden girismedi mi zaten hakem masasina? Ya da Volkan Demirel mesela? Sizi tribunden sahaya indiren Kaya, kusura bakmayin ama, bunlarin yaninda melek gibi adamdir kesinlikle.

5. Ancak dedim ya en cok "Elinize saglik" diyenlere kafam takiliyor. Peki adama sormazlar mi? "Ben tribunun cigerinden koptum geldim" diyorsun, sen neredeydin kardesim? Atlasaydin ya mangal yureklilerle beraber sahaya. Ya da gidip yakalasaniza Kaya'yi, Kerem'i, hatta Ergin Ataman'i biryerlerde. Adresi belli herseyi belli adamlarin, siz de sahip ciksaniza Fenerbahce'ye. Onu da yapamayacaginiza gore klavye delikanliligi yapmayin gozunuzu seveyim. Oturun medeni insanlar gibi Aziz Yildirim'a, Ali Koc'a, Federasyona, Tuncay Ozilhan'a yazi yazin, Anadolu Grubu'nu boykot edin, toplanip bildiri yayinlayin ama "Elinize saglik" demeyin. Cunku o zaman elin seyiyle gerdege giren siz oluyorsunuz. Komik degil mi?

Neticede hangi Fenerbahce'yi tuttugunuza karar vermeniz lazim. Aykut Kocaman'in Fenerbahce'sini mi, Rasim Basak'inkini mi? Ikisini birbirinden ayiramayacak kadar gozunuzu hirs burumusse de sizden ne koy olur ne kasaba, benden soylemesi...

17 Haziran 2009

Manchester City'nin Gencleri


Bu aralar Manchester City dendiginde akla Arap seyhinden ve yildiz oyuncu transferinden baska birsey gelmiyor haliyle. Araplardan once devrik Tayland lideri Thaksin Shinawatra takimin sahibiyken de durum asagi yukari boyleydi. Gectigimiz sezon Robinho ve Jo'ya dunyanin parasini sacmislar, onun disinda da Wayne Bridge, Vincent Kompany, Shay Given, Nigel De Jong gibi saglam transferler yapmislardi. 2009 yaz donemini de Aston Villa'dan Gareth Barry'yi alarak actilar, simdi de Santa Cruz, Tevez, Villa, Lescott, Upson gibi olasiliklar konusuluyor. Bahsi gecen oyuncularin hemen her biri belirli bir seviyenin uzerinde, basarili isimler. Ancak City Arap sermayesi sayesinde kabuk degistirip ezeli rakipleri United'i yakalamaya calisirken, olan ellerindeki cok az takima nasip olacak genc ve yetenekli cekirdek kadroya oluyor. Oyle ki kaleden forvete kadar her mevki icin gercekten cok yuksek potansiyelli isimlere sahipler. Her yeni transfer ile A Takimda oynama sanslari biraz daha azalan bu isimlere kisaca bir goz atalim:

Joe Hart: 1987 dogumlu Ingiliz ulkesinin en cok umut vaad eden kalecisi. Oyle ki genc yasina ragmen A Milli Takim'a kadar yukselmis olmasi bunun kaniti. Ingiltere U21'inin de degismez ismi ayni zamanda. 2007-08 sezonunda Isaksson'u takimdan kesmeyi basardi ve bugune kadar Manchester City ile A Takim seviyesinde 52 maca cikti. Ancak City onun tecrube eksigini kapatmasini bekleyemedi ve gectigimiz sezon devre arasinda Newcastle United'dan Shay Given'i kadroya katarak Hart'i yedek kulubesine mahkum etti. Genc oyuncunun Given gibi Premier League'in en istikrarli kalecilerinden birini kesme sansi olmadigi icin baska bir Premier League takimina kiralanmasi soz konusu. Eger bu gerceklesirse 2010'daki Dunya Kupasi'nda ulkesinin milli takiminin kalesini korumaya en yakin isim Hart olacaktir.

Micah Richards: 1988 dogumlu genc defans oyuncusu cok iyi bir sezon gecirmemis olmasina ragmen hala Ingiltere'nin son donemlerde yetistirdigi en yetenekli genc oyunculardan biri olarak gosteriliyor. Fiziksel acidan bir stoperde olmasi gereken herseyden fazlasina sahip. Boyunun (1.80 m.) biraz kisa oldugu dusunulebilir ancak 100 cm.'lik dikey sicramasi ve adeta havada asili kalabilmesi sayesinde bu acigi rahatlikla kapatiyor. Ayni zamanda cok uzun olmadigi icin dar alanda da acik alanda da son derece cevik ve suratli. Eger futbolda NBA tarzi bir draft sistemi olsa idi Micah Richards yas grubunda kesinlikle ilk 5'e girerdi bu ozellikleri sayesinde. As takima ilk yukseldiginde cogunlukla stoper olarak oynadiysa da gectigimiz sezonu sag bekte gecirdi. Bence onumuzdeki birkac yili sag bekte gecirip iyice tecrube kazandiktan sonra savunmanin ortasina gecmesi onun icin en uygunu olacaktir. Takimin haril haril stoper aradigi dusunuldugunde Mark Hughes'un planlarinin da bu dogrultuda oldugunu soylemek mumkun. Ricards hakkinda Arsenal basta olmak uzere bir suru transfer soylentisi okuduk son gunlerde ancak Galli teknik adamin, hem de maddi sikintisi yokken bu kadar yuksek potansiyelli bir defans oyuncusunu gozden cikaracagina inanmiyorum.

Nedum Onuoha: Nijerya asilli Onuoha hal-i hazirda Ingiltere U21 takiminin kaptanligini yapiyor (birisi bana 1986 dogumlu oyuncularin hala nasil U21 seviyesinde oynadigini anlatirsa sevinirim bu arada). O da ayni Micah Richards gibi savunmanin ortasinda ve saginda oynayabiliyor. Ancak gobekte daha etkili oldugunu rahatlikla soyleyebilirim. Henuz 22 yasini doldurmadan as takimda 86 maca cikmis olmasi da bu yastaki bir savunma oyuncusu icin gercekten degerli. Bence en onemli sanssizligi daha potansiyelli bir oyuncu olan Richards ile ayni pozisyonu oynuyor olmalari. Basariya odaklanan City'nin veteran savunma oyuncularina yoneldigi bir gercek ve geri dortlu de genclere ayrilacak bir kontenjan varsa onu da Richards kapacaktir bence. Hakkinda herhangi bir transfer haberi okumadim bugune kadar ancak Everton, Fulham, West Ham tarzinda duzgun savunma yapan ve genc oyunculara tahammul edebilecek takimlardan bir tanesine transfer olursa kendisini cok iyi sekilde gelistirip ligin kalburustu savunma oyuncularindan bir olacaktir.

Michael Johnson: 1988 dogumlu ortasaha oyuncusu Eriksson doneminin prensiydi ve gectigimiz sezon basinda City, Liverpool'un kendisi icin yaptigi 12M Pound'luk teklifi geri cevirmisti. Bu sezon Mark Hughes yonetiminde de gelisimine devam etmesi ve kariyerindeki bir sonraki adimi atmasi bekleniyordu. Ancak genc oyuncu yakalandigi kalca sakatligindan bir turlu kurtulamadi ve koca bir sezon adeta heba oldu. Yine de hem yuksek teknik kapasitesi, hem futbola elverisli fizigi, hem de mucadeleci yapisiyla iki yonlu bir ortasaha oyuncusu olmak icin gereken herseye sahip ve bu sayede sahalara dondukten sonra biraktigi yerden devam edecektir. Ancak bunun icin tabii ki bol sayida mac oynamasi lazim. Sorun da bu sansi City'de yakalayip yakalayamayacagi. Oyle ki Manchester ekibinin ortasahasi De Jong, Barry ve Ireland gibi onemli isimlerle dolu ve bu bolgeye daha fazla transfer yapilmayacaginin da garantisi yok. Bu yuzden Johnson da Hart ve Onuoha gibi mutlulugu baska yerde arayabilir hatta bence aramali. Ancak su anda en olasi durum ortasaha rotasyonunda cogu kupalarda olmak uzere 20-25 mac oynamasi gibi gozukuyor.

Felipe Caicedo: Ekvatorlu genc forvet oyuncusu mevkiinde yasanan sakatliklar sayesinde gectigimiz sezonun ikinci yarisinda City formasini sirtina gecirdi ve oynadigi surece basarili islere imza atti. City her ne kadar hucumu seven bir takim olursa olsun Caicedo'nun ilk 11'de basladigi 27 macta attigi 8 gol 21 yasini yeni doldurmus yabanci bir oyuncu icin oldukca umut verici. Ancak tabii ki en az 1-2 onemli ismin daha eklenecegi forvet rotasyonunda Robinho, Bellamy ve hatta Jo'nun gerisinde su anda ve bu onumuzdeki sezon duzenli forma giyme sansini neredeyse sifirliyor. Kendisi ile Sporting Lisbon ve West Ham United'in ilgilendigine dair haberler dolaniyor. Ben sahsen Ada'dan ayrilmasinin onun icin iyi olacagina inanmiyorum. Ancak West Ham da Carlton Cole ve Dean Ashton basta olmak uzere forvet rotasyonu kuvvetli bir takim. Lige yeni cikan takimlardan bir tanesi Caicedo icin ideal secim bence. Aksi takdirde yeterince mac oynayamayacagi icin potansiyeline ulasmasi mumkun olmayacaktir.

Daniel Sturridge: 1989 dogumlu genc santrafor bu listede Richards ile bereaber potansiyeli en yuksek isim kanimca. 3 yil once yukseldigi as takimda henuz duzenli olarak oynayamamis olsa da forma giydigi her mac dikkat cekici birseyler yapmayi basardi Sturridge. Cok kuvvetli ve deli dolu, yani Reha Muhtar tabiriyle "Pascal Nouma tipinde" bir santrafor. Dogal olarak belirli kisilik problemlerini de bunyesinde barindiriyor. 2008-09 sezonu sonu itibariyle Manchester City ile kontrati sona erdi ancak henuz herhangi bir takimla sozlesme imzalamis degil. Manchester City'nin haftada 30,000 Pound'luk teklifini reddettigini de belirteyim. Ay basinda Chelsea ile anlastigina dair haberler cikmisti ancak henuz somut birsey gerceklesmis degil. Chelsea ya da baska bir takim ile sozlesme imzaladigi takdirde Sturridge 24 yasindan kucuk oldugu icin Manchester City yetistirme tazminati talep edebilecek. Bu tur durumlarda yetistirme tazminatinin belirli bir hesaplama yontemi olmadigi icin durumun dallanip budaklanmasi olasi. City yonetiminin Theo Walcott basta olmak uzere birkac kiyaslanabilir Ingiliz oyuncunun transfer bedellerini emsal olarak gosterip bu konuda bugune kadar uygulanandan daha degisik bir yol deneyecegi konusuluyor. Oldukca enteresan bir ornek olusturabilir meraklilari icin.

Buraya Kasper Schmeichel, Gelson Fernandes, Ched Evans gibi zaman zaman kendilerini gosterebilmis ve ileride saglam birer Premier League oyuncusu olma potansiyeline sahip isimleri de ekleyelim. Keza City'e pahali transferlerle gelmis olsalar da yine yerlerine baska transferler yapildigi icin rotasyonda geri kalma ihtimalleri yuksek olan Jo ve Vincent Kompany de her an bu listeye katilabilirler.

Buradan cikarak City menajeri Mark Hughes'u elestirmek cok kolay, ancak ben bunun cok da insafli bir hareket olacagini dusunmuyorum. Neticede genc oyunculara, yani gelecege yatirim, yonetimler tarafindan ortaya konmasi ve desteklenmesi gereken bir uzun vadeli vizyon isidir. Iki sezon sonra takimin basinda olacagindan emin olmayan menajerlerden bu konuda cok kuvvetli bir irade sergilemelerini beklemek de cok gercekci degil bu yuzden. Blackburn'de iken dort yillik bir planlama ile elindeki her oyuncunun degerini maksimize ederek ve transfer borsasinda da adeta sinekten yag cikararak cok dusuk butceyle iyi bir takim kurmustu Galli teknik adam. Ancak City'de oncelikle yonetimin guvenini kazanmasi ve bu sebeple de tecrubeli isimlere yonelmesi gerekiyor. Yine de bu saydigim isimlerin cekirdegini olusturdugu bir kadroya ayni hoca yonetiminde 2-3 sene sabredilebilse (ya da bu tarz bir genc jenerasyonu Aston Villa veya Everton yakalayabilseydi) nereye gelirlerdi merak etmekten alamiyorum kendimi. Ancak buyuk ihtimalle 1-2 tanesi disinda geri kalanlari onumuzdeki sezon basinda bu kadroda goremeyecegiz. City taraftari olsam bu durumun inanilmaz derecede kanima dokunurdu herhalde.

Cogu zaman yaptigimiz gibi konuyu yine Besiktas'a baglayalim. Is guvenligi bakimindan Mark Hughes'un Manchester City'deki pozisyonu Mustafa Denizli'nin Besiktas'taki durumundan cok da farkli degil. Bastaki yonetimin bu yonde bir tasarufu olmadigi surece Mustafa Denizli'den Besiktas'in gelecegini on planda tutmasini beklemek hayalcilik olur. Arada Jean Tigana gibi Don Kisot'lar cikacaktir tabii ki, ancak aslinda "mantikli" olan ne yazik ki Mustafa Denizli'nin su anda yapmakta oldugu gibi Serdar Kurtulus'lari, Batuhan Karadeniz'leri, Aydin Karabulut'lari kenara koyup veteran oyuncularin etrafina bir takim insa etmek ve bu yolla once gunu kurtarmaktir - uzun vadede kulup bunun cezasini cekecek olsa dahi.

14 Haziran 2009

Demiroren Manifestosu - Allah Icin Dus Yakamizdan


Protokol tribununde ailesiyle mac seyretti diye baskanligi ogrendi, sempatik futbol goruntuleri sergiledi, Denizli’yi getirerek cifte kupayi aldirdi diye dusunenler var maalesef. Agaclardan dolayi ormani goremeyenlere resme biraz uzaktan bakmayi oneriyorum.

Bir kere su aileyle mac seyretme olayina kilim. Camianin temsil edildigi protokol tribunu 10 yasinda velet gol olunca babasina sarilsin diye yapilmamistir. Orada BJK temsil ediliyor ve misafirler agirlaniyor. Eger kizinla kucaklasacaksan biletini alir diger tribunlerde oturursun. Her kupa aldiginda aglamasina da anlam veremiyorum. Kupalar kazanilir, kaybedilir. Iki ihtimale de tevazuyla yaklasip adam gibi sevinip adam gibi uzulmek varken zirlaya zirlaya sahaya atlayip sonra da kupayi amcalara goturmenin anlami yok. Otur oturdugun yerde, iyi ya da kotu sonucu hazmet, sonra emegi gecenleri alinlarindan opup gelecek senenin planlamasini yap.

PAF takim lafini yemesinden terbiyesizligine kadar her turlu olayini herkes biliyor zaten, tekrarlamaya gerek yok. Babasinin soyadi ve parasi disinda hicbir ozelligi olmamasina ragmen baskan secilmesini ancak secmenin dalaletine veya daha da kotu bir ihtimalle satin alinmasina baglayabilirim. Hadi diyelim ki para babasi birini secti uyeler kisa zamanda cabuk buyumek icin (benim hic katilmadigim bir yol), mantik olarak bu paranin anlamli olabilmesi icin hibe edilmesi lazim. Faiziyle “cocuklarinin rizki” adi altinda geri alinacaksa gider bankadan kredi alirsin ayni isi yaparsin. Tuttugun takima 61 m TL borc veriyorsan, bu ancak parayi kolay edindigini gosterir kimse kusura bakmasin. Kaldi ki borcun bu kadar buyumesinin altinda yonetimsel becerisizlikler ve yuksek maliyetli yanlis kararlar var. Futbolcuya ederinden cok bonservis vermenin bile katma degeri olabilir; Zapo’ya harcadigimiz para aldigimizdan verimdan az oldu mesela, ama yeri geldiginde cikip duzgun top oynadi. Ancak tazminata verilen paralar tamamen mundar oluyor. BJK’nin su ana kadar yurt disina en fazla para verdigi islem yildiz futbolcu bonservisi degil Del Bosque’nin tazminati. Resmen utanc verici. Yaptigimiz uzun vadeli sozlesmelerin cogu bitmeden iptal ediliyor. Umbro’yla forma icin anlasilir, Adidas uc kurus daha fazla verecek diye kirilma asamasina gelinir. Inonu’ye reklam alinir, anlasmanin miadi dolmadan baskasina gecilir. Yabanci futbolcu aliriz, 6 ay sonra BJK capinda olmadigi anlasilir, gondermeye calisilir. Eger kurumsak, sirketlesmissek, piyasada hisselerimiz varsa oyunu kurallarina gore oynamamiz gerektigini kavrayamadi bu yonetim. Piyasa ekonomisinin temeli sozlesme yapma hakki, yaptiginda da anlastigin sartlari yerine getirme zorunlulugudur; cunku getirmezsen yaptirimlari vardir. En buyuk yaptirim da ismine dusurecegin lekedir. Demiroren BJK’ya temizlenmesi cok uzun surecek derin lekeler birakmistir. BJK su anda sozlesme yapmak icin guvenilir bir kulup degildir, bu da her turlu sozlesmeyi agirlastirmaktadir (mesela futbolcu transferi icin banka teminati gerekiyor).

Benim son 3 senedir gittigim tek mac olan BJK-Sivasspor macinda (Liverpool macindan hemen sonra) 25 bin kisi “Yildirim Demioren Yeter” diye bagirdi, hala gitmedi koltuga yapistigindan. Her turlu basiretsizligi yapti, beceriksizligini her firsatta kanitladi. BJK’li durus lafini agzina her aldiginda sinirim tepeme cikiyor, basimdan asagi kaynar sular dokuluyor. Yildirim ve ekurilerinin (Levent Erdogan basta olmak uzere Celal Kolot, Sinan Engin ve takima musallat olan diger sutubozuklar) karantinaya alinip BJK’lilik nedir, rakibe saygi nedir, hak hukuk nedir anlatilmasi lazim.

Mehmet Topuz olayinda insiyatifi eline aldi, yuzune gozune bulastirdi. Topuz’un FB’ye gitmesinde degilim. 9 m Euro’yla Appiah’tan daha fazlaya mal ettiler ve guc gosterileriyle FB camiasinin ne kadar kompleksli oldugunu kanitladilar. O kadar kurumsallar ki baskanlari ozel ucakla futbolcunun ayagina gidip, milletvekilleri araciligiyla ikna edip, ozel arabasinda soforluk yapiyor. Ligi 5. bitiren, Uefa’ya onelemeden katilan Avrupa’da kac takim transfere bu kadar para harcar merak ediyorum. Burada kanitlanan buyukluk degil, verimsizliktir. Buyukluk de amac degil, aractir. Buyuklugu basari icin bir temel olarak kullanirsaniz anlam yuklersiniz. Ornegin Bayern Munih buyuktur, butcesi siskindir, taraftari coktur. Ancak bunu Bundesliga’yi domine ederek ve Avrupa’da kupa alarak taclandirirlar. Toplam 2.5 rakibi olmasina ragmen 3 senede bir sampiyon olup CL’de basari kazanan hocayi kovarak degil. Rakibini tuttugunu soyleyen adami senede 2.5 m Euro ile mukafatlandirarak hic degil.

Benim zoruma giden sidik yarisini kaybetmemiz degil, yarisin icinde bulunmamiz. Gider teklifini verirsin kulube, fiyatta anlasir oyuncuyla gorusur alirsin. Cok mu zor yahu? Ilk defa mi birini bonservisiyle aliyoruz? En kotu ihtimal senin teklifin rakibinden daha dusuktur, fiyat yukseltmis olup rakibine yine zarar verdirirsin. Ustelik para ulke icinde kaldigindan memleket de toplamda iceri girmemis olur. Nedir kardesim Titanik’te adam kacirmalar, forma giydirmeler, rakibine ezik demeler, Telegol’e baglanmalar? Sirke cevirdiniz koskoca kulubu. Simdi de acisini cikarmak icin “bomba transfer” pesine dusup takimin ihtiyaci olmayan bir adama fahis fiyatla imza attirirsiniz. Istemez kardesim, kalsin. Biktik forvet arkasi 10 numara fiyaskolarinizdan. Sampiyon takimi muhafaza edemiyorsunuz daha (Cisse, Bobo). Batuhan, Aydin, Mehmet Sedef konularina hic girmiyorum bile.

Maliyeti ne olursa olsun dus yakamizdan artik. Futbolcu satip, gerekirse 1 sezon altyapi eksenli iskeletle kumede kalmayi hedefleyerek borcu kapatalim. Meymenetsizin suratina faiziyle birlikte paralari firlatip kulupten kovalim. Inonu’den iceri de bir daha sokmayalim. Eger yaklasan kongrede aday cikmazsa, herkes borctan korkup sorumlulugu reddederse yeminle soyluyorum gozumde hicbir degeri kalmayacak 5 yasindan beri gonul verdigim takimin. Yeter artik. Hakkaten yeter.